Anasayfa » BASINDAN » AVM işçileri: “Ciro kötü, toparlayalım lütfen”

AVM işçileri: “Ciro kötü, toparlayalım lütfen”

Leyla Bektaş, AVM’de çalışan bir işçi kadının bir haftasını, saha çalışması incelemesine dayalı gözlem ve yaşantılar üzerinden öykülendiriyor.

Pazartesi

“Arkadaşlar ABC şubemizin geçen yılki günlük LFL’si[1] 11 bin TL’ymiş, bugün 14 bin 300 yapmamız lazım” yazıyordu telefonunun ekranında.[2] Bölge müdürü Birkan Bey, pozisyonunu elde eder etmez ilk icraat olarak Çalış, Kazan, Kazandır adıyla bir WhatsApp grubu kurmuş, sayısal verilerle desteklediği direktifler ve yer yer beceriksizliklerini, iş bilmezliklerini, (en hafif ifadeyle) rezaletlerini ifade eden hakaretlerle bezeli günaydın mesajları göndermeyi kendine iş edinmişti. Çalışanlarıyla geliştirdiği iletişim ve dayanışmanın güçlü olmasına önem veriyor (!), günün her öğününe özel olarak hazırladığı tahmini güç bağlantılar ve yeni uydurduğu işleri anlatan mesajları dolayısıyla hep çok yoğun oluyordu.

Cumartesi-Pazar günleri full çalışmanın[3] yorgunluğunu üzerinden atamamışken bu mesajla uyanmak pek motive etmemişti. Yataktan sürünürcesine kalktı. Lavaboya gidip elini yüzünü yıkadı.

Her sabah fön çekmekten ışıltısını kaybeden ve kırıklarla dolan saçlarına üzülerek bakarken aklında dün okuyup imzaladığı e-posta vardı. İnsan kaynaklarının yayınladığı prosedürle yetinmeyen mağaza müdürü, her gün yüz yüze çalıştıkları halde tüm personele bozuk Türkçesiyle e-posta göndermiş, erkekleri tıraşsız, “bayanları”, “saç baş birbirine karışmış ve makyajsız” görmek istemediğini birkaç kez yinelemişti. Bununla da yetinmeyip e-postanın çıktısını imzalattırmış, mağaza panosuna astırmıştı. Uymayanların nasıl uydurulacağına dair ilk icraat daha iki gün önce gerçekleşmiş, makyaj yapmadan gelen Elif lavaboya gönderilmiş, makyajsız bir şekilde mağazaya adım atamayacağı bildirilmişti. Nasıl tepki vereceğini bilemeyen Elif koşar adım uzaklaşmış, herkesin içinde gördüğü muamele yüzünden gün boyu gözleri dolmuş, kirpiklerine çektiği rimel, yüzünde dalgalanıp durmuştu. Tüm bunları hatırlayarak sinirden saçlarını yola yola fön çekti. Henüz uyanamamışken sürmeye çalıştığı farın fırçası birkaç kez içine girince gözü hafif kanlandı. Pantolon ve gömleğini askıdan indirip giyindi. Günlük kıyafetlerinde en ufak bir kırışıklığa bile tahammül yoktu. Gören de masa başı bir iş yaptıklarını sanırdı. Üzerinde fazla durmamaya çalışarak hazırlandı ve hızla evden çıktı.

Fırına gitti. Bu sabah zeytinlide karar kıldığı poğaçadan iki tane aldı. Burada çalışmaya başladığı günden bu yana kahvaltısı poğaça olmuş, çok sevdiği uzun kahvaltıları nadiren yapabilmişti. Böylece, sabahları girdiği mağazadan akşamın bir vakti çıktığı için baş gösteren D vitamini eksikliğini alfabenin diğer harfleri de kısa süre sonra takip etmişti. Yıllar geçmesine rağmen alışamadığı soluk benzi ve işe başladıktan kısa süre sonra sağlıksız beslenme sonucu aldığı on kilo sonucu hızla tanınamaz hale gelmişti.

Tam 09.30’da mağazaya girdi. Müdürün uzaktan uzağa yaptığı saç, makyaj ve kıyafet kontrolünü geçti. İş arkadaşı, birazdan mağazaya gelecek olan 200 koli yeni ürünü müjdeledi. Kolilerin mağazanın önünde yığılı kalması ya da koridorda beklemesi kesinlikle yasaktı. Mağazanın girişinde yer açmaya çalışan arkadaşlarına yardım etmek üzere poğaçasını bir kenara bırakıp gömleğinin kollarını kıvırdı. Arkasını dönmeden ürün boşaltmaya başlamışlardı bile. Mağazaya depocu dayanmadığından mecburen müdür, yardımcısı ve satış elemanları taşıyacaktı kolileri içeri. Ağırlığı 5 ila 40 kilogram arasında değişen koliler elden ele taşınırken ayda bir ziyaret etmek zorunda kaldığı fizik tedavi doktoru Handan Hanım’ın söyledikleri geçiyordu aklından: “Kesinlikle ağır taşımayacaksınız. İlla bir şey kaldırmanız gerekirse dizlerinizi kırarak eğilecek, bacaklarınızdan aldığınız güçle temkinli bir şekilde kalkacaksınız.” Temkinliydi Sedef, ancak temkini kolilerin zarar görmeden ve seri bir şekilde taşınmasına yönelikti.

Son koli de depoya yığıldığında lacivert gömleğinin ütüsünden eser kalmamış, rengiyse griye yaklaşmıştı. Diğer arkadaşlarının durumu da farklı değildi. Belinden ayaklarına inen ağrıya ehemmiyet vermemeye çalıştı. AVM’nin ilk müşterileri gelmeden mağazaya çeki düzen vermeleri gerekiyordu. Bayram alışverişi yapan dün akşamki kalabalığın reyonlarda bıraktığı son izleri silmek için herkes sorumlu olduğu kısma seğirtti. Sedef erkek spor giyim reyonunda katı bozulan onlarca pantolonu düzgün bir şekilde askıya yerleştirmeye başladı. O gün öğlene dek 76 kot pantolona bir kere dokunulup, buruşturuldu; beğenilmeyip burun kıvrıldı. 64’ünün yeri değiştirildi. 36’sı müşteriler tarafından üzerlerine tutulup fotoğrafı çekilerek arkadaşlarına soruldu, sonra bir kenarda unutuldu. 32’si denenip kabinde bırakıldı. Bunların kimisi dar kimisi bol geldi; kiminin rengi, deseni, eskitmesi, modeli “bi tuhaf” olarak değerlendirildi. Kimisi “Ay, yok artık!” düzeyinde pahalı bulundu, pahalı bulanların tamamı arkadaşları tarafından “Aynen kanki”lendi. Gençlerin vakitle münasebetleri öldürmek üzerine kuruldukça, Sedef’e sabahtan akşama katlamaktan başka yol kalmadı. Katlayamadıkları, öğle yemeğinde Sedef’e dert oldu. Dürümünden aldığı her bir ısırıkta bir pantolonu katlayıp yerleştirdi zihninde. Yanılmıyorsa 18’i de böyle yerini buldu.

Bir arkadaşları izinde, bir arkadaşları da hasta olduğu için eksik personelle çalışmanın faturası Sedefler’in öğle aralarına kesildi. Yarım saate inen süreyi doldurmak, gün içinde güçlük çekmeden yaptıkları nadir işlerden biri oldu. Mağazaya dönünce müdürün asık yüzüyle karşılaştı. Bugün satışlar beklenenin çok altındaydı. Gün içindeki kıyaslamayı da geçen yılın aynı saatindeki satışlara göre mi yapıyorlar, diye merak etti. Sorarsa zevzeklikle itham edileceğini düşündüğünden sustu. Zevzeklik, satışı tutturabildikleri nadir günlerde yapılabilirdi. Ortamdan ayrı düşmemek için o da suratını astı ve reyonuna geçti. Günü bu ciroyla kapatırlarsa Birkan Bey’in mesajlarından kurtulmaları mümkün değildi. Ne lakaytlıkları kalır ne de utanmadan mağazada nasıl dolaşabildikleri.

Saat 14.00 olmuş, mağaza görselcileri[4] tarafından çekilen fotoğraflar Günlerden Pazartesi, Saatlerden İki adlı WhatsApp grubuna düşmeye başlamıştı. Bu grup yalnızca pazartesi günleri aktif oluyor, her görselci çektiği dört vitrin ve iç mekân fotoğrafını gruba göndererek, Birkan Bey’in olurunu bekliyordu. İşe başladığı ilk ay hazırlıksız yakalandığı bu gruba gönderilen fotoğraflar internet paketini bir saat içinde bitirince, uygulama ayarlarını değiştirmiş, görsellerin yalnızca Wi-fi olan yerlerde indirilmesi seçeneğini aktif hale getirmişti. Bu bölgeye bağlı 36 mağazadan gelen fotoğraflar ne görselci ne de yönetici olmadığı halde Sedef’e de geliyordu. Beylikdüzü’nde çalışırken Bursa’daki mağazanın vitriniyle hiç ilgilenmediğini fark ettiğinde grubu sessize aldı. Buna rağmen her hafta, günlerden pazartesi, saatlerden iki olduğunda, eli istemsizce cebindeki telefona kayıyordu. Bazen böyle oluyordu Sedef’e. Anlam veremediği durum ve ortamlara girmek, bir köşeden sessizce takip etmek istiyor, bu yolla her şeyin olması gerektiği gibi gittiğine ikna ediyordu kendini. Telefonunu eline alıp WhatsApp’ı açtığı her an ekranın üstünde “Birkan Bey yazıyor…” ifadesini göreceğini bilirdi Sedef. Etrafı 236 personelle çevrili olduğu halde yalnız bir insan olan Birkan Bey’in tüm enerjisini, kurduğu altı grupta boşaltmaya çalıştığını, gelip gelebileceği son kariyer basamağındaki yerini garanti altına almak için o gün satılamayan tek bir t-shirt’ün hesabını sormaya bir saat ayırmaktan hicap duymayacağını, hayatındaki tek tatmin yolunun çalışanlarını haşlamaktan geçtiğini de iyi bilirdi. Tıpkı, cevap yazmazlarsa Birkan Bey’in ağzını açıp gözünü yumacağını, yazarlarsa müdürlerinin gelip, “Oooo, herkes böyle telefonuyla sosyal medyada oynarsa biz satış matış yapamayız!” serzenişinde bulunacağını; çalıştığı üç yıl içerisinde onlarca kez “Yarın mağazaya adımımı atmayacağım” diyerek çıkıp, bir minibüs parasını zor denkleştirdiğini fark ettiğinin ertesi günü mağazaya ilk adımı kendisinin atacağını bildiği gibi bilirdi.

Taşıdı, katladı, azarlandı, sattı, gördü, bildi, yoruldu Sedef. Saat 17.30’u gösterirken sessize alması mümkün olmayan gruptan mesajlar yağmaya başladı. Yarım saat kala iyi olmadı, dedi içinden.

Birkan Bey bizzat Sedef’e “UYUYOR MUSUN? NE BU REZALET?!!! Bugün yalnızca BEŞ parça ürün mü sattın?!!! Biz sana bunun için mi maaş veriyoruz???!” diye yazdı. Bunları bir seferde yazmadı elbette; cümle cümle, bazen kelime kelime yazdı. Ne yazdığının ötesinde büyük harflere ve noktalama işaretlerine yüklenmesi, işlerin iyiye gitmediğinin en önemli işaretleriydi. Hele bir de ünlemle soru işaretini aynı anda kullanıyorsa cevap yerine satış bekliyor, karşılığını alamadığı için bir hayli sinirleniyor demekti. Sedef’in eli ayağına dolaştı. Yüzünü ateş bastı. O an göremese de yanakları al al oldu. Yorgunluğu iki katına çıktı. Etrafta müşteri var mı diye bakındı. Sweatshirt inceleyen baba oğlu kestirdi gözüne. Biraz telaşlı yaklaşmış olacak, yanlarına vardığında tedirgin ettiğini fark etti. İkili, ürünü denemekten vazgeçip başka reyonlara doğru uzaklaştı. O esnada müdür yardımcısının rahatsızlığını dile getiren gözleriyle karşılaştı. Yorgunluğu üç katına çıktı. Ardından sinirli adımlarla müdür geldi yanına: “Senin yüzünden ben fırça yiyorum. Bak kaçırdın adamları da. Kızım kendine gelsene biraz!” dedi ve cevap beklemeden uzaklaştı. Bu sırada saat 18.00’ı gösteriyordu ve Sedef’in yorgunluğu dört katına çıkmıştı.

Koşar adımlarla kasanın arkasına gidip sırt çantasını ve sabah yiyemediği zeytinli poğaçalarını alarak mağazadan çıktı. İçindeki margarin iyice katılaşan poğaçadan ısırıklar almaya başlayan Sedef, akşam yemeğini hızla aradan çıkarıyordu. Cebindeki telefonun ışığı gelen mesajlarla yanıp duruyordu. İlk poğaçasından son ısırığı aldığında, Çalış, Kazan, Kazandır grubunda “Sedef iki parça daha ürün satmadan çıkmıyor mağazadan” yazıyordu. AVM’nin dönen kapısından son kez çıktığını düşünürken ikinci poğaçasını iki ısırıkta midesine indirdi. O esnada Birkan Bey, “Arkadaşlar ciro kötü, toparlayalım lütfen” mesajını göndermeden önce üçüncü ünlem işaretini koyduğundan emin olmaya çalışıyordu. (LB/HK)

Yarın: “Biz oğluşumla Instagram fenomeniyiz”

Leyla Bektaş/bianet.org/28 Ağustos 2017

[1] Like for Like: Perakende sektöründe kullanılan, geçen yılın benzer iş/satış aksiyonları dikkate alınarak yapılan karşılaştırmaya verilen ad.

[2] Birçok firma geçen yılki satış değerinin yüzde 20 ila 30’u arasında artı satış tutarı hedefliyor. Bu oranlar belirlenirken ülke ekonomisinin durumu, satılan ürünün satış trendindeki değişim gibi önemli bileşenler dikkate alınmıyor. Bu yüzden belirlenen değerin altında satış yapıldığında zarar ettikleri yanılsaması yaratılıyor ve çalışanlar da buna inandırılmaya çalışılıyor. Bu bakış açısıyla değerlendirdiğimizde birçok firma zarar etmesine rağmen (!) yıl sonlarında anlamlı büyüme oranları yakalayabiliyor.

[3] Mağaza çalışanları arasında sabah AVM’nin açılışından yarım saat önce (09.30) işe girip, AVM kapanışında (genellikle 22.00) işten ayrılma anlamına geliyor. “Tam gün” olarak çevrilebilir.

[4] Mağaza görsel düzenleme sorumlusu. Vitrin ve mağaza içi sergilerden sorumludur. Mağazanın modaya uygun bir görünüme kavuşmasını sağlar.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*