Anasayfa » GÜNDEM » Asgari ücret tartışmaları başladı, ya mücadelesi?

Asgari ücret tartışmaları başladı, ya mücadelesi?

Genellikle Aralık ayının ortalarına doğru başlayan asgari ücret tartışmaları ve gerilimi, bu yıl bir nebze daha erken, Kasım ayının ortalarından itibaren başladı.

Bunda burjuva düzen partileri ve sermaye örgütlerinin açıklamaları bir etken oldu.

CHP, iki yıl önceki seçim döneminde yaptığı gibi, 2018’de seçim gündeminin ısınacağını ve AKP’yi buradan sıkıştırabileceğini hesaplayarak “asgari ücret 2 bin lira olmalı” açıklaması yaptı.

TİSK, 2018 yılı için öngörülen resmi enflasyon oranı olan yüzde 7’nin altında, sıfıra yakın bir zam istedi. “ “Önümüzdeki günlerde yapılacak 2018 yılı asgari ücret tespit çalışmalarında enflasyon tek belirleyici olmamalı, işsizlik oranları, verimlilik artışı, küresel, ekonomik ve siyasi gelişmeler, ekonomik riskler, rekabet gücü gibi belirleyici diğer değişkenler de dikkate alınmalıdır” açıklamasını yaptı.

AKP, 2 yıl önceki asgari ücretteki artışın 100 lirasının devlet tarafından karşılanması uygulamasını, 2018’de kaldıracağını açıkladı. Burjuva devlet iktidarının 2 yıldır patronlara verdiği bu yüz liralık asgari ücret desteğini kaldırmaya yeltenmesi, hem asgari ücretin 2015 düzeyinin de altına düştüğünün, hem de zaten çoğu patronlara giden devlet maliyesindeki yaşanan sıkışmanın itirafı niteliğinde.

TOBB, patronlara bu 100 liralık devlet desteğinin kaldırılmasına “sürdürülebilir istihdam” gerekçesiyle karşı çıktı, vb.

Bunlar burjuvazi ve burjuva düzen aygıtlarının klasik topa giriş açıklamaları. İçerik olarak pek yeni bir şey görünmese de, hem bu tartışmayı gayrı-ihtiyari olarak daha öne alarak kendilerinin başlatmaları, hem de açıklamalardaki endişeli ruh hali, daha kritik bir duruma işaret ediyor. O da reel asgari ücretin (ve alım gücünün) hem uzun yıllardır süren genel bir eğilim olarak, hem de özellikle son 2 yılda belirgin biçimde düşmüş ve artık tek bir kişinin temel yaşamsal gereksinmelerini bile karşılamıyor olmasının, sınıflar arası gerilim/gerginlik potansiyelini artırmış olmasıdır. Kaldı ki, TİSK’in endişeyle ve asgari ücret artışını minimize etmek için söylediği, ekonomik, siyasi kriz ve istikrarsızlık, tam tersine onun tetiklenmesinde de bir rol oynayabilir.

Bilinir: Asgari ücret civarında ücret alan işçiler, Aralık ayının ikinci yarısından Ocak ayının ilk yarısına kadar, yaklaşık bir ay boyunca, asgari ücret meselesini düşünür, konuşur, tartışır, adeta buna odaklanırlar. Bu bir ayın ilk yarısında bir umut ve beklentiyle, asgari ücret belirlendikten sonra ise küfür ve tepkiyle. Bu yıl ise, asgari ücrete bir nebze soluk aldıracak bir zam beklentisi hemen hiç yok, ancak asgari ücretin son 2 yılda ve dahası son vergi ve zamlarla önümüzdeki süreçte ciddi biçimde erimesi nedeniyle, tepkiler daha fazla olabilir.

Son vergi ve zamlarla, kış aylarında ısınma, yakıt, elektrik, su, ulaşım giderlerinin ortalama hane halkı gelirinin yüzde 40’ının üzerine çıktığı hesaplanıyor. Temel gıda ürünleri fiyatlarında ciddi fiyat artışları ile birlikte düşünüldüğünde, zaten geriye bir şey kalmıyor.

Bu yıl İstanbul kitap fuarının satışlarının yüzde 20’ye yakın düşmesi, küçük burjuva ve alt-orta sınıfların bile sosyal-kültürel ihtiyaçlarında nasıl bir kesinti yaptığını gösteriyor. Keza öğretmenlere ilişkin bir anket, dışarda yemenin, sinema, tiyatroya gitmenin 2500-3500 lira arası ücret alan öğretmenler için bile lüks haline geldiğini gösteriyor. Ya asgari ücret civarında ücret alanlar? Çalışma, sömürülme, işsizlik, baskı koşullarının çok ağırlaşmasıyla birlikte ücretlerin de eriyip gitmesi, bırakalım kendini toplumsal bir varlık ve insan olarak yeniden üretmeyi, çıplak emekgücünü bile yeniden üretemez hale gelmeye, sürece yayılmış bir tükenmeye dönüşüyor.

Yani sorun, işçinin asgari ücretle ne kadar ne tüketebileceğinden çok, kendisinin ve tüm yaşam enerjisinin sermaye ve devlet tarafından en kısa sürede vahşice tüketilip yağmalanmasına karşı emeğin öz savunması mücadelesinden başlayarak nasıl mücadele edeceği!

Asgari ücret zammı, en fazla (o da burjuva-faşist devlet iktidarı seçimleri gözeterek durumu idare etmeye çalışırsa) yüzde 10 civarında olacaktır, patronlara verilen asgari ücret desteği kaldırılırsa, bunun da epey altına düşebilir. İlk durumda bile, asgari ücret 2018 yılı içinde bugünkü düzeyinin de epey altına düşer.

İşçiler, evet bu burjuva düzenden, yukarıdan bir şey beklememeli. Ancak bu umutsuzluğa, karamsarlığa, küfür edip tüketilmeye devam etmeye de dönüşmemeli. Asgari ücrette son yıllardaki düşüşün telafisinin de ötesinde bir artışı, kolektif hak olarak görmeli. Ve ancak sınıfsal, kolektif, fiili olarak istem, gereksinme ve tepkilerinin ucunu gösterir ve yaygınlaştırırsa, bu doğrultuda aşağıdan bir basınç yaratabileceğini, tepesindeki emek sömürücüsü ve yağmacılarının asgari ücret tiyatrosunu alt üst edebileceğini bilmeli.

Bu seçimler, tepedeki burjuva güçler çekişmesi vb vesilesiyle, aradan canavardan bir tüy kopartmaya çalışmakla olmaz. Canavarın yakasına yapışmakla olur.

Ayrıca asgari ücret zammı ne olursa olsun, arkasında, işçi sınıfının birikmiş muazzam ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel istem, gereksinme ve özlemleriyle bir bütün olarak, bir sınıf gücü ve hareketlenmesi olmadan, birkaç aya kalmadan, fazlasıyla geri alınacağını bilmek gerekir. Asgari ücret konusu ise, kaçınılmaz bir sınıf gündemi ve gerilim hattı olmasıyla, bunun, diğer pek çok mücadele istemiyle de giderek bütünleşecek, bir adımı olabilir.

Asgari ücrete en az yüzde 50 zam istiyoruz!
Asgari ücrete vergi kaldırılsın, dolaylı vergiler devlet tarafından geri ödensin!
Asgari ücretliler ve ailelerine parasız enerji ve ulaşım!
Kahrolsun ücretli kölelik düzeni!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*