Geçtiğimiz hafta boyunca sözde Uygur Türklerine karşı yürütülen şiddet politikaları yüzünden Çin’i protesto etmek isteyen ülkü ocakları önderliğinde gerçekleşen bir takım eylemler dolayımıyla  2012 yıllında ‘Psychological Science’ (Psikolojik bilim) dergisinde yayınlanan bir makale tekrar ülke gündemine oturdu.

Dergidende alıntılar yapılarak sunulan haberlerin toplamında ortaya çıkan tablo aşağı yukarı şöyle; “düşük zekalı insanlar, ırkçı ve önyargılarla beslenen ideolojileri daha kolay benimsiyor ve  çocukluğunda I.Q. (zeka katsayısı) testlerinde düşük puan alanların, ileride önyargılı olmaya ve basmakalıp ideolojilere inanmaya daha yatkın bir tablo çizdiğini gösteriyor.”

Yani çocukların IQ testlerinde elbette ailelerinin eğitim durumları, yaşam koşulları, çocularını yollayabildiği okulların düzeyini,  beslenme düzeyinden, sağlıklarından, yaşam kalitesinden bağımsız olarak amprik tümevarım ilkesiyle hareket eden bu testler bu girdilerin hiç biriyle ilgilenmeyerek önümüze bir sonuç tablosu çıkartarak toplum-birey ilişkisini tek yönlü hatta ileri giderek diğer tüm ilişkilerden soyutlar yani kendi-kendine olduğu üzerinden ele alarak metafizik bir hataya düşer.

Felsefe-Bilim ve Sosyolojik çıkarımların kaynağı; idealizm

Felsefi düzlemde biraz daha ilerleyecek olursak her ne kadar Hawking bilimde felsefenin sonunun geldiğini söylesede Bu basit IQ testinde dahi hala David Hume gibi ampristlerin etkili olduğunu görmüş oluyoruz. Hume kendi “amprist” görüşünü oluştururken aslında her türlü  gelişimi, gelişim sırasında ki tüm etkileşim sürecini, bu süreçteki tüm nedenselliği, zorunluluğu, olanakları, değişen koşulları vb. gibi pek çok değişkeni yok sayarak  tümevarım felsefi ilkesini ortaya koyar. Yani tümevarım olarak çocukken IQ’su düşüktü, büyüdüğünde de kesin önyargılı, faşist birisi olur sonucunu bize sunar ve bizde tam olarak pozitivizmin idealist safsatasını görümüş oluruz.

Buna karşın bizler biliyoruz ki bireyin düşünsel dünyası “maddeden” bağımsız değildir. Yani toplumsal ilişkilerden, üretim ilişkilerine, üretim ilişkilerinden sanat-doğa-bilim-edebiyat vs. gibi dallarında içine alabileceğimiz pek çok belirleyen vardır bireyin çocukluğundan ölümüne kadar geçirdiği süreçte onu düşünsel ve davranışsal olarak etkileyen.

Peki Hortlayan faşizm mi ?

Faşizm Türkiye öznelinde  tabandan yıkılmayıp burjuva sınıf ihtiyaç ve tıkanıklıklar sonucunda çözülmesiyle “devletin resmi ideolojisi” halinden çıkıp toplumsal olarak faşist eğilimleri sürdürerek varlığını korumaktadır

Son iki haftada yaşanan faşist eğilimler hükümeti olmadan yönetilmesine karşı hala AKP’nin etkisi yıllarca yaptığı en sonda seçimden kısa bir süre önce belli noktalarda ki atamaları ve kadrolaşmaları sayesinde bu tip durumları ülkenin gündemine taşıyacak ve tabandanda yankı bulacak şekilde devam etmekte.

Tüm bu olaylar – hükümetinde desteğiyle- gerek bireylerde gerekse bazı siyasetler faşizm tahlillerini üst perdeden yapmalarına karşı hortlayanın devletin resmi ideolojisi faşizm olmadığını söyleyebiliriz. Hükümetlerin bu eğilimleri dönemsel ve taktiksel olarak kullanmalarını faşizm olarak lanse etmek gerçekte olmayan bir şeyi doğru bir şeymiş gibi kitlelere sunmanın şematik bir yaklaşım olduğunu ve  koskoca siyasal bir hata olarak nitelendirebiliriz.

Toplumsal dönüşüm ve faşist eğilim taşıyan kitleler

Kapitalist yeniden dönüşüm programları-stratejileri artı-değer sömürüsünü azami bir biçime toplumun her kesmini etkileyerek zaman-mekan gözetmeksizin uygulamaya geçirdiği-geçirmeye çalıştığı kısa-orta ve uzun vadede planları olduğunu pek çok defa yazmıştık.

Bu plan ve programların kaçınılmaz olarak toplumsal anlamda ortaya çıkardığı kent yoksulları, kronik işsizler,  lümpenler vb. tarafından faşist eğilimler çarçabuk bireyin yaşamına sızmakta. Bilinci üst yapı tarafından bir anda pompalanan gerici-faşist haberlerin, basılı ve görsel yayın organları tarafından algı operasyonlarıyla oynan bireylerin  köklü bir örgütsel geçmişi olan ülkü ocakları tarafından kanalize edilecek alanlar açılarak kendilerini nesnel olmayan bir “gerçeklik modellemesiyle” buluyor ve dönemsel olarak iki haftadır yaşananlar gibi olaylar yaşanıyor.

“Ne yapmalı?”

İlk elden bir grubu yada bir ulusu yukarıda ki “aptallar ırkçıdır” gibi elitist ve idealist aşağılama gibi nitelendirmelerden uzaklaşarak tüm bu insanların sınıf kökenlerini hatırlayarak var olan tüm güçlerle ajitasyon-propaganda araçlarını kullanarak “hükemetin” ya da çıkar guruplarının dönemsel geçişlerine karşı etkin bir mücadele yürütülmelidir.

Yaşanan kapitalist dönüşümün ittiği yığınsal yoksulluğun olumsuz etkilerini görerek üst başlığa kapitalizmi yazarak bu eğilimlere düşen işçi sınıfı ve sınıf dışı kesimleri anti-kapitalist mücadeleyle devrimci özneye dönüştürmenin mücadelesini vermek her proleter devrimci örgüt ve birey kendini buna göre konumlandırmalıdır.