Anasayfa » DÜNYA » Amerikan iç savaşı ve “köleliğin kaldırılması” (1860-1864)

Amerikan iç savaşı ve “köleliğin kaldırılması” (1860-1864)

Amerika, Britanya İmparatorluğundan bağımsızlık savaşını kazanmasının üzerinden çok geçmeden kendisini kölecilik sorunuyla karşı karşıya buldu. Batıya ve Güneye (Meksika’dan Texas’ın gaspedilmesiyle) doğru toprak genişlemesi son bulmuş, 19. yüzyılın ortalarından itibaren sanayinin ve demiryollarının gelişimi hız kazanmıştı. Avrupa’dan Amerika’ya göç, “altına hücum”la artmıştı. Avrupa’daki krizler, mülksüzleşme dalgaları, işsizlik ve savaşlardan kaçarak Amerika’ya göçenlerin hayali bir parça serbest “toprak, özgürlük ve barış”tı.

Ancak Kuzey’deki sınai ve tarımsal üretkenlik artışı, serbest işgücü ihtiyacı ve tabii ki göçmenlerin serbest toprak özlemi ile Güney’deki köle sahipleri ve tüccarlarının köle emeğine dayalı tarımın karlılığını sürdürebilmek için arazilerini genişletme iştahı çelişiyordu.

Siyah kölelerin ölümüne özgürlük isyanları veya Kuzeye kaçışları, köle sahiplerinin zorla toprak gasplarına karşı da “sınır eyaletleri”nde beyaz işçi, çiftçi yerleşimcilerin siyahlarla birlikte silahlı özsavunma mücadeleleri yükseldi.

İç Savaşın ilk provası, Amerikan tarihine “Kanayan Kansas” olarak geçen Kansas’ın “köleci devlet” mi “özgür devlet” mi olacağı konusunda yaşandı. (Civil War Prelude: “Bleeding Kansas”, http://www.dailykos.com/stories/2011/6/28/988233/-)

Liberal Federal Hükümet ve eyalet meclisine göre Kansas’ta siyahların durumu “oylamayla” belirlenecekti. Köleci efendiler Kansas’ı 5 bin kişilik silahlı bir güçle işgal edip siyahlar ve kölecilik karşıtları üzerinde terör estirip “olağanüstü hal” yasaları çıkarınca, kölecilik karşıtı işçiler, çiftçiler, göçmenler ve siyahlar da silahlanarak ayaklandı. Kansas bu sayede kölecilikten kurtulan ilk eyalet oldu.

Amerikan İç Savaşı, bugün Amerikan filmlerinin lanse edildiğinin tersine, hiç de “özgürlükçü ve demokratik Kuzey Amerika Birleşik Devletlerinin, köleliği kaldırmak için Güney Amerika Konfederal Devletlerine açtığı bir savaş” değildi.

Sayısız toprak gaspı, tecavüz ve saldırganlıkla savaşı başlatan Köleci Güney olduğu halde, Lincoln liberalizmi, köleciliği zaten baştan kabullenen ve Güney’e taviz üzerine taviz veren bir uzlaşmacılıkla uzun süre bunu seyretmekle yetindi. (Bkz. Marx’ın Amerikan İç Savaşına dair New York Tribune yazıları (1858-62) için: Gazete Yazıları, Sel yay.)

Kuzey, ancak Güney’in ayrılmasına karşı ve aslında Amerikan emekçi sınıflarının ve siyahların isyan ve zorlamalarıyla- savaşa girmek zorunda kaldı.

Afrika’dan Amerika’ya uluslar arası köle ticaretinin geçiş kapısı olan ve bundan muazzam karlar eden İspanya ve Fransa İmparatorluk rejimleri gibi, Britanya -liberal burjuvazisi dahil- egemen sınıfları, bariz biçimde Köleci Devletler Konfederasyonu’nu destekledi. Liberal ve “serbest rekabetçi” Britanya’nın Köleci Devletleri desteklemesi, yalnız köleci tarımdan gelen ucuz pamukla yüksek tekstil sanayi karları veya Birleşik Devletlerin büyüyen sınai rekabetini kırma iştahından kaynaklanmıyordu. Britanya burjuvazisi, Kuzeyin kazanmasının işçi sınıfının başta genel oy hakkı olmak üzere demokratik hak ve özgürlük istemlerini radikalleştirmesinden korkuyordu.

Öyle de oldu. Britanya’nın Köleci Konfederasyon yanında savaşa girmesi, Britanya işçi sınıfının Londra ve bütün sanayi merkezlerinde köleciliğe ve Britanya hükümetinin savaş tamtamlarına karşı büyük çaplı gösterileriyle engellendi. Amerikan İç Savaşı, Britanya işçi sınıfının ilk genel grevlerine ve kısmi genel oy hakkı hareketine itilim kazandırdı. (Paul Thomas, age)  

İç Savaşın başlarında Köleci Konfederasyonun büyük hücumları karşısında gerileyen Kuzey’in kaderini iki faktör değiştirdi:

Birincisi, Lincoln’un Güneye karşı savaşan tüm siyahlara ve göçmenlere, kağıt üzerinde “toprak ve eşit, özgür yurttaşlık” vaat etmek zorunda kalmasıydı. 1862’de çıkartılan bir yasa “tam özgür yurttaşlar, kendi toprağına sahip olup kimseye bağımlı olmayanlardır” diye tanımlıyordu. Lincoln, “ücretli emek, bir artı biriktirip kendi araç ve toprağını satın alarak, özgür emek olacak” diye üfürüyordu.

Bu yasa ve sözler, siyahlar ve beyaz göçmenler arasında İç Savaş’tan önce yayılmaya başlayan mücadele özlemlerinin -ki çoğu bizzat Kuzey Devletleri tarafından bastırılıyordu!- çarpıtılmış ifadesiydi. Örneğin siyah eski köleler Güney Carolina’da terkedilmiş plantasyonları işgal edip kendileri yönetmeye başlayınca, Federal Hükümet ve Büro siyahları, arazileri eski sahiplerine geri vermeye zorlamıştı! (Alex Gourevich, Our Forgetten Labour Revolution )

Bu vaatler, siyah ve beyaz emekçileri kapitalistlerin değil, kendi özgürlükleri için savaştıklarına, toprak hakkı ve tam ve eşit özgürlük haklarını kazanacaklarına, savaştan sonra artık tepelerinde hiçbir efendi olmayacağına, inandırdı ve savaşta ki kitle inisiyatifi ve kahramanlığını artırdı.

İkincisi ise, Avrupalı ve Güney Amerikalı emekçi sınıfların köleciliğe karşı Kuzey’e, zaten çoğu yakınları olan Amerikalı göçmen emekçi kardeşlerine büyük desteğiydi.

850 bin kişinin öldüğü İç Savaştan Kuzeyin kesin zaferle çıkmasından sonra (1865), başlayan yeniden yapılanma, kolayca tahmin edileceği gibi, işçiler, siyahlar, kadınlar için büyüyen bir hayal kırıklığına dönüştü. Onlar “özgürlük”ten başlarında ne eski ne yeni efendilerin olmayacağı, kendi topraklarına ve kooperatif “emek işletmeleri”ne sahip olacakları, kendi milis güçlerini organize edecekleri, yerel ve ulusal yönetimi seçme, katılma ve yer alma hakkına sahip olacakları “yeni bir dünya” hayal etmişlerdi.

Ama buldukları, Güney’de büyük toprak sahiplerinin Ku Klux Klan çeteleri, Kuzey’de büyük patronların Pincerton çeteleri, ve tabii Güney’deki gerici direnci kırma bahanesiyle çıkartılan ama asıl işçilerin ve siyahların mücadelelerini bastırmada kullanılan “Barış ve Düzen Kanunu” oldu.

Kuzeyin liberal kapitalistleri, Güney’in plantasyon sahiplerinin yeni anayasaya direnmesi üzerine orduyu yeniden Güneye gönderip bir süre “demokratik diktatörlük” uygulamış, ancak işçilerin, siyahların ve kadınların “özgürlük ve kurtuluşu fazla ciddiye alması” karşısında, “emeği disipline etme”deki fevkalade yararlı yöntemleri nedeniyle plantasyon sahipleriyle yeniden uzlaşıp kaynaşıvermişti! (Alex Gourevich, age)

Çoğu siyah -bu kez aşırı ucuz ücretli köle olarak- ve beyaz emekçi eski patronlarına çalışmak zorunda kaldıkları gibi, kooperatif özyönetim ütopizmini gerçekleştirme girişimleri de – Thibodeux da olduğu gibi- katliamlarla bastırıldı.

Büyük hayal kırıklığı, hızla serpilmekte olan tekelci sanayi ile birlikte, yeni mücadele kanallarını açmaya yönelmekte gecikmedi. 1880’lerde yüzbinlerce işçinin 8 saatlik işgünü hareketine ve 1 Mayıs’ı doğurmaya doğru evrilecek olan Emeğin Şovalyeleri, 1869’da kuruldu. Demiryolu işçilerinin 1873-74’de başlayan militan grevleri, 1877’deki Büyük Grevle, silahlı işçi milis ve komitelerinin St. Louis’i ele geçirdikleri, demiryolu ve madenlere, belediyelere el koyup aylarca kendilerinin yönettiği -yine kısa süreli de olsa- yeni bir işçi komünü deneyimini doğurdu. (Bir Çağ Dönümü, Bir Sınıf Dönümü: 1 Mayıs’ın Doğuşu, Devrimci Proletarya)

Bütün bunların günümüz Amerikası’ndaki isyan dalgalarıyla ne ilgisi mi var?

Tarihin her önemli momentinin hem geçmişteki kritik tarihsel dönemeçlerin nasıl şekillenmiş olduğu, hem de geleceğin kimler tarafından nasıl yeniden şekillendirileceği ile ilgisi vardır.

Amerika’da göstericiler bugün “tarihi köle pazarı binası”nı ateşe verdiler. Amerika’da 2017’de de Amerikan İç Savaşı’nda köleci konfederasyon ordusunun komutanı General Robert Edward’ın kaldırılması için başlatılan kampanyalar sürecinde, heykeli savunan devlet destekli ırkçılar ile Black Lives Matters hareketi arasında sert çatışmalar yaşanmış, ırkçıları dağıtan siyahlar ve solcular sonunda heykeli fiilen yıkmıştı.

Şili isyanı sırasında da yerliler sömürgeci anıtlarını yıkmıştı.

Tarihsel bellek savaşımı, tıpkı yeni bir gelecek ufku gibi, büyüyen sınıfsal-toplumsal savaşımların ayrılmaz bileşenidir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*