Anasayfa » DÜNYA » Almanya: Sessizliği Bozmanın Bir Adımı

Almanya: Sessizliği Bozmanın Bir Adımı

22 ve 23 Eylül’de Almanya’nın Frankfurt kentinde Sendikal Politikalar Kurultayı düzenlendi. Sol Sendikacılar İnisiyatifinin (SSİ) girişimiyle, Sol Parti ve Alman Komünist Partisinin (DKP) işyeri-sendika komisyonlarının yanı sıra değişik sendikal platformların ve örgütlerin desteğiyle düzenlenen kurultaya çeşitli sendikalardan yüzden fazla sendikacı ve örgüt temsilcisi katıldı.

Bir çok Avrupa ülkesinde grevler, genel grevler gerçekleşirken “Almanya’da hakim olan sessizliği bozmanın bir adımı” olarak düzenlenen Kurultay’da kriz ve avroyu kurtarmak için uygulanmak istenilen kemer sıkma politikalarına karşı mücadelenin somut hedeflerine ilişkin belirlemeler yapıldı.

Kurultayın dikkat çekici konuşmalarından birisini yapan Prof. Frank Deppe, “Kriz döneminde sendikal politikalar” başlıklı sunumunda herkesin krizden söz ettiğini belirterek “Ben tabii ki ciddi kriz analizine karşı değilim ve bunun yapılması da gerekiyor. Fakat herkes o kadar çok krizden söz ediyor ki kimin ne dediği, kimin neyi amaçladığı karışıyor, belli olmuyor” dedi.

Kriz analizlerinde enflasyon yaşandığını söyleyen Deppe, “Ama bu duruma müdahale, bu durumu değiştirme ve sendikal mücadeleyi örgütleme konusunda benzeri bir tutumdan söz etmek mümkün değil” dedi. “Dikkat ederseniz bu analizlerde kriz hiç bitmiyor, buna bağlı olarak alınan ve alınması gereken önlemler de bitmiyor, sonu gelmiyor. Alınan her önlem sonrasında sürekli yeni bir analiz ve yeni önlemler gündeme geliyor” diye konuşmasını sürdüren Deppe, “İlginç bir durum da var ki o da solculardan önce gerici kesimlerin sistem sorununu gündeme getirmeleridir. FAZ gibi gazetelerde kriz süreci değerlendiriliyor ve sistem sorunu gündeme getiriliyor ve sonu bilinen -kapitalizmin yenilenmesinin talep edildi- bir tartışma başlatılıyor. Oysa Karl Marx, örneğin ‘Louis Bonaparte’in 18. Brumaire’i’ isimli değerli eserinde sistem sorununun nasıl gündeme geldiğini, daha önsözde belirtiyor. Proleter devrimlerin, sınıfların ekonomik durumlarının gelişme derecesi ile, bu gelişme derecesinden doğan üretim biçimleri ve değişim biçimleri ile belirlendiğine ilişkin yasayı Marx bulmuştur” dedi.

KURULTAY SONUÇ BİLDİRGESİ’NDEN

22/23 Eylül’de değişik sendikalardan mücadeleci sendikacılar Frankfurt’ta, Sendikal Politikalar Kurultayı’nda, sendikaların önünde duran güncel sorunları ve sendikaların kriz içindeki rolünü tartışmak için bir araya geldiler. Sendikaların kriz içindeki rolünün bu kapsamda iki anlamı var: İlki, sorunun sadece kökeni derinlere inen ekonomik kriz olmadığı, nitekim bu krizin aynı zamanda çevre, gıda vb. krizler olmasıdır. İkincisi ise, sendikaların kendilerinin de dünya genelinde olduğu gibi Almanya’da da krizde olmalarıdır; pratik olarak yapıcı güçleri zayıflamıştır. Son yirmi senedir sendikalarda yaşanan üye kaybının telafi edilmesi bir yana hala devam etmektedir.

Sendikaların zayıflamasında kuşkusuz nesnel ve toplumsal nedenler vardır (işçi sınıfının yapısında değişiklikler, büyük fabrikaların azalması, işyerlerinin bölünmesi vb. gibi). Ancak bize göre sorun yıllardır uygulanan görmezden gelme ve çatışmalardan kaçınma politikaları olduğu gibi, yardımcı menajer tutumudur. Sendikalar bu şekilde karşı güç olma pozisyonundan çok uzaklaştılar.

Bu durum özellikle aşağıdaki sorunlarda ortaya çıkıyor:

Avro krizi sorununda sendika yönetimlerinin, Güney Avrupa ülkelerinde Troyka’nın acımasız tasarruf politikalarına maruz kalan işçilerle açık ve net bir uluslararası dayanışmaya girmediklerini görüyoruz. Bunun yerine sendika yönetimleri tam da bu politikayı sürdüren ve keskinleştiren “İstikrar Antlaşması”nı imzalaması için Federal Parlamento milletvekillerine çağrı yaptılar. Bu bizce bir skandaldır. Biz, Troyka politikalarına karşı geniş bir uluslararası dayanışmanın örgütlenmesi ve buna karşı mücadele edilmesi için harekete geçiyoruz ve Avrupa genelindeki eylem günlerine burada da en geniş katılımın sağlanması için çaba harcayacağız.

Güvencesiz işlerin bütün sendikacılar için harekete geçme çağrısı olduğunu düşünüyoruz. Çünkü bu tür işler bütün emekçiler üzerinde tehdit ve baskı unsurudur. Özellikle işçi kiralanması imkansız hale getirilmelidir ki bu eşit işe, eşit ücret ve eşit uygulama prensibiyle çok rahat gerçekleşebilir. Ancak sendika yönetimleri, kiralık işçiler için düzenlenen toplu iş sözleşmelerini imzalayarak bu prensibin altını oydular ve sendikaların, düşük ücretlere ve kiralık işçiliğe karşı mücadelesinin politik inandırıcılığını yok ettiler. Kiralık işçiliğin yasaklaması için mücadelemizi sürdüreceğiz.

Gerçek ücretlerin sürekli düşürülmesini durdurmak mücadelemizi sürdüreceğiz ve dağılım sorununu yeniden ele alacağız. Bunu, sendika yönetimlerinden de bekliyoruz. Ne var ki, Ver.di ve IG Metall bu sene de TİS döneminde mücadeleci tutum sergileme, bu süreci (iki sendika açısından) birleştirme ve politik bir mücadeleye dönüştürme fırsatını değerlendirmediler. TİS süreçlerinde aktif bir TİS politikası için mücadele edeceğiz ve zenginlik ve yoksulluk sorununu toplumsal mücadelenin konusu yapmaya çalışacağız. Bunun için sistem sorununu gündeme getirmekten kaçınmayacağız.

Çalışma sürelerinin kısaltılmasını, işsizliğe ve eksik istihdama karşı mücadelede asıl araç olmasa da merkezi araçlardan biri olarak görüyoruz ve böylesi bir tutumu, sendika yönetimlerinden de bekliyoruz. Bunun basit olmadığının bilincindeyiz, ama buna karşın çalışma sürelerinin, tam ücret ve personel denkleştirilmesi kaydıyla, büyük adımlar atarak kısaltılması mücadelesinin yeniden başlatılmasından yanayız ve sendikalar içinde bu yöndeki inisiyatifleri ilerletmek istiyoruz. Sadece çalışma sürelerinin yoğun bir şekilde kısaltılması ve bununla birlikte işsizlerin istihdamının zorlanmasıyla toplumsal güç dengeleri kalıcı olarak değişebilir.

Grev hakkı tehdit altındadır; değişik girişimlerin yanı sıra sermayenin örgütü BDA, yasa değişikliğiyle bu hakkı ciddi olarak sınırlandırmak istiyor. Bu konuda hiçbir sendika işbirliği yapamaz! Ve bu saldırıyı görmezden gelmek sorunları çözmez. Politik grev hakkı özellikle gelecekte daha fazla önem kazanacaktır ve bu hakkı ancak grev hakkımızı kullanarak elde edebiliriz; yani grevden kaçınarak değil bu hakkımızı sıkça ve en büyük yoğunlukta kullanarak sağlayabiliriz.

Sendikalar gençlere daha açık ve sendikal çalışmaya aktif katılımlarını cesaretlendirmek için daha esnek olmalılar.

Sendikal Politikalar Kurultayı’na katılan örgütler, komisyonlar ve iletişim ağları istisnasız hepsi ortak çalışmayı güçlendirme yönünde karar aldılar. Bunun için önümüzdeki dönemki girişimlerimizi aramızda paylaşacağız ki bu girişimlerimiz etkili bir şekilde ilerleyebilsin. Bunun için sendikalara taşıyacağımız değişik kampanyalar için bir araya geleceğiz. Kiralık işçiliğin yasaklanması ve 10 avro düzeyinde, ücret vergisinden muaf bir asgari saat ücreti için sürdürülen kampanyaları destekliyoruz.

Kendilerini eleştirel, mücadeleci sendikacı olarak gören bütün grupları, örgütleri ve tek tek işçi arkadaşlarımızı, bizlerle ilişkiye geçmeye ve bizimle birlikte aktif sendikacıların geniş bir iletişim ağını kurmaya, egemen olan sessiz kalma politikasına karşı aktif bir karşı gücün oluşmasına katılmaya davet ediyoruz.

(Stuttgart-Devrimci Proletarya)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*