Anasayfa » BASINDAN » AKP ve “iş cinayetleri”

AKP ve “iş cinayetleri”

Yakup Kepenek – 14 Şubat 2011 – Cumhuriyet

Ankara OSTİM’de iki ayrı işyerindeki patlamalar geçen hafta, 20 kişinin ölümüne, 50’den fazla kişinin de yaralanmasına neden oldu.

Son birkaç yıl içinde Tuzla’dan Davutpaşa’ya, Dursunbey’den Karakovan’a (Zonguldak), oradan bugünlerde Afşin-Elbistan’a ve yeniden Sakarya’ya uzanan ve çok sayıda ölüm ve yaralanmalara yol açan “iş cinayetlerinin” nedeni nedir?

Bu soru, sermayenin toplum adına kamusal denetimi kavramıyla yanıtlanabilir.

Sermayenin denetimi, genel olarak, ekonomik faaliyetleri doğrudan ve dolaylı olarak düzenleyen hukuksal çerçeve ile, özel anlamıyla da “işçi-işveren ilişkilerinin niteliğinde” somutlaşır.

Sermayenin denetimi, özünde bir demokratikleşme konusudur. Bilinen bir gerçektir ki, girişimci, yani sermayedar ile işçi “eşit değildir.”

Sermaye kâr ederek çoğalma peşindedir; işçi ise yaşayabilmek için emek gücünü ücret karşılığı satmak zorundadır. Aynı koşullar altında ücret ile kâr ters orantılıdır; biri arttıkça diğeri azalır. Bu nedenle, demokrasi, işçi kesiminin sermaye karşısında gücünün dengelenmesiyle, daha doğrusu, bu denge sağlandığı oranda anlam kazanır.

Demokrasinin asıl göstergesi olan sermaye-emek dengesini sağlayacak temel etken, işçi kesiminin örgütü olan sendikadır. Ülkemizin sendikaları, içerde, 12 Eylül faşizminin, dışarıda da küreselleşmenin etkileriyle zayıflamış; AKP iktidarı da bu akıntıya kürek çeken bir tutumla ve tam bir aşırılıkla, işgücü piyasasını sermaye yararına düzenlemeyi sürdürmüştür; son Torba Yasa tasarısıyla bu süreç devam etmektedir.

AKP iktidarı yasa ve yönetmelikleriyle, işçileri sermaye kesimi karşısında tam anlamıyla yalnız bırakmaktadır.

İşçi, yaşamak, kendisinin ve ailesinin varlığını sürdürmek için çalışmak zorunda olduğundan, işyeri koşullarını, bunlar ne kadar olumsuz olursa olsun, kabullenmek zorunda kalıyor. Alacağı ücret, sosyal sigortası ve çalışma süresi gibi öznel koşullar olsun, işyerinin sağlık koşullarının uygun olup olmadığı gibi nesnel durum olsun, işçi, sürecin niteliği gereği, sermaye karşısında korunmalıdır. Bunu yapacak olan da devlettir. “Devletin ne ölçüde demokratik” olduğunun “en önemli ölçütlerinden” biri de budur.

Demokratikleşmenin derinliği ve yaygınlığı arttıkça sermayeyi denetim olanağı genişler; bu durum geçişlidir, sermayenin denetimi arttıkça demokrasi gelişir. Zayıf demokrasi ise sermayeye tam teslimiyet anlamına gelir.

Türkiye’de demokrasinin zayıf olduğu, iş cinayetleriyle, her gün yeniden kanıtlanıyor.

Çünkü AKP hükümeti, mal ve hizmet üretimi için yatırım yapılsın da nasıl yapılırsa yapılsın anlayışıyla davranıyor.

Bu görüş, yalnızca, yatırım yapılmasının önündeki tüm engellerin yok edilmesi anlamına gelmiyor. Ek olarak, merkezi ve yerel yönetimler baskı altına alınıyor; bu amaca uygun davranmaya zorlanıyor. Bu süreçte en temel hukuk kuralları, “bürokrasinin çalışma ilkeleri” bir yana bırakılıyor. Yerleşim yerleri ile kimyasal patlayıcılar iç içe geçiyor. Kayıt dışılık, yasadışı işlemlere göz yumma, rüşvet ve yolsuzluk yaygınlaşıyor. Yol, su, kanalizasyon gibi temel altyapıların yetersizlikleri bile göz ardı edilebiliyor.

Bunlar bir yana, yatırım yapılırken sermaye sahibinin dışında kalan çalışanlar hiç önemsenmiyor; işin yapılması için yeterli “nitelikte işgücünün” bulunup bulunmadığına bakılmıyor. Bunun da ötesinde işçiler, taşeron denilen aracılar eliyle işe alınıyor. Böylelikle aynı işçi, biri kendisine iş bulan taşeron, diğeri de asıl işvereni olmak üzere “iki kez sömürülmüş” oluyor.

“İşçiyi hiçe sayan” “ ve iş cinayetlerinde görüldüğü gibi ölüme bile gönderen bu yatırım anlayışı, kurulacak işyerinin doğal ve tarihsel “çevreye olası etkilerini” de doğal olarak, tümüyle göz ardı ediyor.

Türkiye’nin, diğer olumsuzluk ve yıkımlar gibi iş cinayetlerinden kurtulması için de AKP iktidarından kurtulması gerekiyor.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*