Anasayfa » GÜNDEM » AKP, AB’den de özür diliyor: Mültecilere post-modern vatandaşlık vaadi!

AKP, AB’den de özür diliyor: Mültecilere post-modern vatandaşlık vaadi!

Edirne'de Avrupa'ya geçmek için sınıra doğru yola çıktıktan sonra durdurulan sığınmacıların çeşitli alanlardaki bekleyişleri sürüyor. Sığınmacıların bir kısmı TEM otoyolunda bekliyor. Sığınmacı ailelerden birinin bebeği, otoyolda güvenlik önlemi alan polis ve jandarma ekiplerinin önünde emekledi. (Berk Özkan - Anadolu Ajansı)

AKP’nin Suriyeli mültecilerin “vatandaşlık” verme vaadi ile, Türkiye ve K. Kürdistan’da toplam sayıları 5 milyon kişinin üzerinde olan mülteci krizi yeni bir sürece giriyor.

Soldaki genel yaklaşım, bunun AKP-Erdoğan’ın başkanlık sistemini zorlamak için siyasal rant hesabı olduğu yönünde. Kuşkusuz! Neoliberal kapitalizm, kitlelerin çalışma, yaşam ve yönetilme koşullarında en ufak bir sosyal reforma bile çoktan kapanmış bulunuyor. Neoliberal reformların şu eski sosyal reformlardan farkı, vaatte bulunduğu kitlelerin gerçekte hiçbir şey vermemesi, bir iki göstermelik kırıntıyı da, asıl tekelci oligarşik sermaye birikimi ve hakimiyetinin yükseltilmesiyle koşullamasıdır. Tıpkı, şu “İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası” ya da “Taşeronluk düzenlemesi” vb gibi.

AKP, yapmak zorunda kaldığı her neoliberal yeniden yapılandırma düzenlemesini kendine de yontar, kendi payını da almaya çalışır. Ancak bu vaadin de daha derindeki temelinde, küresel mali oligarşik mülteci politikası yatıyor. AKP-Erdoğan, Rusya, İsrail, Mısır’da attığı geri adımlardan sonra, AB’ye “milyonlarca mülteciyi üstlerine salma” şantajıyla yaptığı agrasif politikadan geri adım atmak, “milyonlarca mülteciyi” kendi ülkesinde tutmakla yükümlü kılındığını resmen kabul etmiş oluyor.

“Vatandaşlık hakkı” vaadi, kimseyi yanıltmasın. Zaten önemli bölümü kayıtsız olan mültecilerin büyükçe bir bölümüne “vatandaşlık hakkı” biçimsel olarak bile verilmeyecek, Erdoğan’ın “kalifikasyon” sistemi dediği, ya da AB’de uygulanan puanlama sistemiyle, ancak bir bölümüne, o da kısmi ve kademeli vatandaşlık verilecek.

Neoliberal kapitalizm, her şeyde olduğu gibi, mültecilere vatandaşlığı da kısmileştiriyor ve kademelendiriyor, tekelci oligarşik sermaye ve iktidarı için gösterilecek performans puanlamasına bağlıyor. Ancak sermayelerini ve finansal varlıklarını ülkeye getiren, yatırım yapan, şirket kuran mültecilerin burjuva ve üst orta sınıf kesimlerine tama yakın vatandaşlık hakkı veriliyor. Geriye kalanlar için ise, ancak kısmi vatandaşlık, o da, en az 5 yıl ülkede ikamet ettiğini kanıtlamak, “iyi ahlaklı” ve “sağlıklı” olmak, bulunduğu ülkenin dilini iyi derecede konuşmak, “kendini ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin geçimini sağlayacak düzenli bir gelire veya mesleğe sahip olmak” gibi ağır şartlar ve puanlama sistemiyle veriliyor.

85748AB’de olduğu gibi, Türkiye’de de, işsiz, ikametsiz, enformal kayıtsız işçilerde geçici çalışan, fuhşa zorlanan ya da kuma olarak satılan, dilencilik yapan, ciddi sağlık sorunları yaşayan, aç olduğu için bir iki küçük hırsızlık yapmış olan… toplamda 100 binlerce mülteci, yani mültecilerin en yoksul, vasıfsız, sosyal dayanaksız, en ağır baskı ve kölelik koşullarına mahkum edilen, en fazla sosyal korunmaya ihtiyaç duyan kesimleri, daha en baştan vatandaşlık haklarının dışında bırakılıyor. Yüksek eğitime ve vasıflı mesleklere sahip olanlara ise, diğer şartları yerine getirdiği durumda, biçimsel vatandaşlık veriliyor, fakat geldikleri ülkedeki diplomaları eşit sayılmıyor ve vasıflarının çok altındaki güvencesiz işlerde çok düşük ücretlerle çalışmaya mahkum ediliyor.

Vatandaşlığın neoliberal geçim testine, performansa, ve sayısız bürokratik şart ve yaptırıma bağlanması, mültecilerin önemli bir kesimini daha baştan kapsam dışı bırakırken, bir kesimini de aldıkları vatandaşlığı her an kaybetme tehlikesi altında, demoklesin kılıcı altında yaşamaya ve köleleşmeye zorluyor.

Vatandaşlık ancak burjuva ve üst orta sınıf mültecilere verilirken, ırkçı-şovenist saldırganlık da zaten vatandaşlık verilmeyen ya da ancak kısmi vatandaşlık alabilen işçi ve yoksul mültecileri ezmek ve tecrit etmek, ülkedeki “yerli” işçilerin tepkisini, onlara karşı saptırmak için kullanılıyor.

Nitekim AB’deki neoliberal kapitalist kölece kısmi vatandaşlık sisteminin Türkiye’de uygulanması daha vaat aşamasında, başını Sözcü gazetesinin çektiği bir ırkçı-şovenist kampanyayla iç içe geçirildi. Sözcü’nün bugünkü manşeti açıkça ırkçı linç histerileriyle böğürüyor: “Bunları mı Türk Vatandaşı Yapacağız: Erdoğan’ın ‘vatandaş yapacağız’ dediği 3 milyon Suriyeli arasında, iti kopuğu, katili, yobazı, dinci teröristi ne ararsan var. Türkler vergi ödesin, Türkler işsiz kalsın, Türkler askere gitsin, Türkler şehit olsun… Suriyeliler beleş yaşasın.” Ulusalcı sol, sol.org.tr, Birgün gazetesi ise, bunun biraz daha light, sosyal şovenist versiyonundan fazlasını söylemiyor. Mültecilerin büyük bölümü dinci-şeriatçı çetelermiş, geri kalanı da AKP’nin piyonu dilenciler sürüsüymüş gibi bir hava yaratıyorlar. AKP ile mücadele kılıfı altında, AKP’yle gericilikte yarışıp, Avrupa ve dünya çapında olduğu gibi, mülteci krizi üzerinden yükselen ırkçı-şoven-neocon dalgadan prim yapmaya çalışacak kadar düşkünleşiyorlar.

600x0_cr__UserFiles_Images__upload_2015_9_19_multeci-yolMesele mültecilere vatandaşlık hakkı verilmesi değil (ki tam vatandaşlık hakkı diye bir şey zaten sözkonusu değil), şu eski “ulus-devlet” ve nostaljik “kamuculuğa” dayalı vatandaşlık sistemin, neoliberal kapitalist küreselleşme koşullarında çöküyor olmasıdır. Bizim meselemiz, Kürt halkının isyan ve direnişiyle, mülteci kriziyle, Ortadoğu’daki gelişmelerle zaten kalbura dönmüş “burjuva egemen ulus” sistem ve ayrıcalıklarını ayakta tutmak değil, tam tersine yıkmaktır; ve ancak sermaye egemenliğinin yıkılmasıyla kaldırılabilecek ırk, ulus, din, mezhep, cinsiyet ayrıcalıkları ve eziyetinin kaldırılmasıyla, sosyalist devrimci işçi demokrasisiyle, işçiler arasında ulus, din, mezhep, cins, cinsel yönelim farkı gözetmeyen tam eşit bir kaynaşmanın tabandan sağlanmasıdır. Mülteci sorunu, proletarya enternasyonalizmi mücadelesinin, işçilerin birliği halkların kardeşliği mücadelesinin artık ülke dışında değil içinde nasıl yakıcı bir önem kazandığını da gösteriyor.

Tüm sorunu AKP’nin siyasal rant hesapları olarak görenler de, bu kısmi ve neoliberal vatandaşlık kelepçesinin, AB ve ABD’de de uygulanmakta olan, küresel mali oligarşik kapitalizmin nasıl bir sınıfı parçalama ve sınıf kutuplaşmasını örtme ve saptırma mekanizması olduğunu bile göremiyorlar. Solun mülteci krizi karşısında sosyal şovenizme düşmeyen kesimi de, mültecilere ve mülteci sorununa sınıfsal ve antikapitalist bir yaklaşımın kıyısından bile geçemiyor, mültecilere en fazla dışsal bir acınma nesnesi olarak bakıyor. Öylesine bir balık hafıza ki, işçi ve emekçi mülteci kitlelerin geçen yıl nasıl bir direniş ve mücadeleyle AB’yi sarstığını, bölge-Türkiye-AB çapında toplumsal-siyasal-uluslar arası kriz ve sarsıntıların bir dinamiği haline geldiğini, AB’nin ve Türkiye burjuvazinin vitrinlik mülteci kabul ve kısmi vatandaşlık atraksiyonlarının bile bu ölümüne mücadelenin bir sonucu olduğunu göremiyorlar. Ne var ki, AB’nin kademelendirme sistemi ve AKP’nin geri adımıyla, mültecilerin sözde “egemen ulus” ve “vatandaşlık” sistemine entegrasyonu (gerçekte köleleleştirilmesi) planı da AB’nin kendisinden görüldüğü gibi dikiş tutmayacaktır.

Evet, tekelci oligarşik kapitalizmin, kendi devleştirdiği toplumsal, siyasal kriz ve sorunları, her geçen gün daha da boyutlandırmanın ötesinde, çözmeye ne niyeti ne de yeteneği var. Küreselleşen mülteci krizi de, yalnızca bir AKP marifeti olmakla kalmıyor, tekelci oligarşik azami kar ve kan sisteminin kriz ve tıkanmasının giderek kritikleşen bir bileşenidir. Neoliberal kismi vatandaşlık sistemi de, mültecileri de kademelendirip geniş bir kesimini daha da yıkıcı, despotik, bürokratik güvencesizlik kapanına bastırırken, gerçekte sınıfsallaştırmaktan başka bir şey yapmıyor.

Fakat sistemin çözümsüzlük ve çürümesini açığa çıkarıp derinleştirecek olan kitlelere akacak proleter devrimci kanalların açılabilmesidir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*