Anasayfa » GENÇLİK » Ahmet Newroz’a yetişemedi

Ahmet Newroz’a yetişemedi

Bazen yazması da, düşünmesi de zor oluyor; hem de çok zor. ‘’Allah verdi, Allah aldı ondan hiç şüphem yok. Tek kızdığım ise yalan ifadelerle, çocuğu işçilere verip hastaneye götürüp, devleti kandırmaya çalışmışlar” diyordu geçen gün, bir baba, Mustafa Yıldız…

“Allah’ın verip Allah’ın aldığı” Ahmet Yıldız, 13 yaşında bir çocuk. Okuldan çıkıyor, fabrikaya gidiyor; eh, ortalığı filan süpürüyor denebilir ama öyle yapmıyor. Ahmet, pres makinesinin başında duruyor, daha doğrusu artık duramıyor, çünkü öldü. Prese kaptırdı kendini ve patron onu işçilerin eline verip hastaneye gönderdi; sıkı sıkı da tembihledi hepsini: “Trafik kazası diyeceksiniz!”

Yazması da düşünmesi de zor…

Neresinden tutacaksınız? 13 yaşında oğlunuzu çalışmaya gönderiyorsunuz, onun getireceği üç kuruşa da ihtiyacınız var; ayda 400 lira… Nişantaşı, Moda taraflarından yükselen “vicdansız baba” seslerini duyar gibiyim. İnsan 400 liranın ne olduğunu bilmezse, konuşması kolay olur. Yılmaz Güney’in eski avantür filmlerinden birinde vardı, bir sosyete evini basıp rehin aldıklarına eğlenmek için sorular soruyorlardı: Zeytinin kilosu kaç para? Karşı tarafta tık yok!

Neresinden tutacaksınız? 13 yaşında çocuğu cep telefonu taksidi altına sokan vahşi tüketim düzeninden mi?

Yazması da düşünmesi de zor. “Trafik kazası” numarası tuhaf geliyor değil mi? Oysa hiç değil; binlerce kez tekrarlanmış olan bir durumdan söz ediyoruz, organize sanayi bölgeleri benzeri hikayelerle doludur ve herkes de bunu bal gibi bilir.

Yazması zor da düzeltmesi kolay mı?

TC tarihi boyunca bu kadar çok iktidarda kalan, bu kadar eli rahat olan ve bu kadar çok “mevzuattan”, “eli kolu bağlayan yasalardan” yakınan bir başka hükümet yok. Elinizi kolunuzu kim tutuyor diye sormanın ise anlamı yok; çünkü evet, ellerini kollarını tutan var! 80’lerden bu yana adım adım inşa ettikleri vahşi neoliberal sistem, tam da bunun üzerinde, çocuk cesetlerini çiğneyerek yükseliyor çünkü. Ayda bir “torba” doldurarak “devrim yapıyoruz” edalarıyla dalkavuklara övdürdükleri “değişikliklerin” tümü de, aynı tabutlara yeni çivilerden başka bir şey değildir.

Açık seçik söylemek gerekiyor: Bu düzen, kendi unsurları tarafından değiştirilemez. Bu mümkün değil; çünkü kurulan işleyiş, tam da o “büyüme” dedikleri şeyin temelidir. Yüksek kâr oranı denilen şeyin kaynakları bellidir. Ucuz işgücü ve (Türkiye gibi ülkelerden söz ediyorsak eğer) doğrudan devlet dalavereleri… İkisinin de varlığı, mevcut düzenin varlığının temel taşlarıdır. “Kayıt dışı çalışma” üzerine yapılan bütün gevezelikler boştur. Milletin yatak odalarına girip “sahte boşanmayla yetim maaşı” hafiyelikleri yapan SGK da bu düzenin tek bir taşını yerinden oynatamaz. Çünkü 2000’lerde zenginliğin kaynağı budur; yarın sabah niyet edip bütün işyerlerini basarak herkesi kayıt almaya kalksanız, Türkiye ekonomisi çöker, o muhteşem “büyüme” durur. Çünkü 13 yaşındaki Ahmet’in kanı, o büyümenin harcıdır; o harç olmasa zenginlikler olmaz. Atölyeler bunun için var, uykusuz geceler, işsiz sabahlar bunun için var; bunlar olmayınca para istiflenemiyor; para dolaşıma girmiyor.

İşte bu yüzden, bugünlerde ardı ardına “çözüme destek” açıklamaları yapan patronlar diğer yandan da “Güneydoğu bölgenin Çin’i olacak” gibi laflar ettiğinde tüylerimiz diken diken oluyor ve olmalıdır. “Silahlar sussun, geleyim aç Kürtlerin karnını doyurayım” ucuzluğundaki patron tayfası, Bölge’de umduğu kadar saf insanlar bulacak mı, orası tartışılır tabii. Kürtlerin bu kadar eziyeti Ciner gelsin de kanımızı barajına harç yapsın diye çektiğini sananlar bu rüyadan kısa sürede uyanacaklar şüphesiz ama bu arada kimse Ahmet’in yarım kalmış hayatını onun yerine yaşayamaz ki!

Doğrudur; Allah vermiştir Ahmet’i ve o almıştır diyelim haydi; ama Azrail kim bu arada?

Bahar geldi işte bak! Newroz türküleri söyleniyor… Ahmet’in lastiğini kim yakacak şimdi?

Ender Öndeş, Özgür Gündem

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*