Anasayfa » GÜNDEM » Ahmet Atakan’ı direnişin özgürleştirici soluğuyla uğurluyoruz

Ahmet Atakan’ı direnişin özgürleştirici soluğuyla uğurluyoruz

Maddenin üç hali vardır, biliriz. Bu ülkenin gençleri maddenin üç halini kimya dersinde polis şiddetinin üç halini ise sokaklarda öğrendi. Polis şiddetinin katı hali Ethem’in beynine kurşun oldu. Önce onu hayatla ölüm arasında asılı bıraktı, sonra gencecik yaşına rağmen ölümün soğuk yüzüyle tanıştırdı. Haziran Direnişi’nde yüzlercemiz plastik mermiyle, gaz fişeğiyle ve Ethem gibi gerçek mermiyle şiddetin bu haline tanık olduk, deneyimledik, öğrendik. Ethem gibi Abdullah da yine şiddetin katı halini yaşadı ve ölümle tanışmış oldu. Katı halin başka biçimleri de var. Ali İsmail Kormaz’ın payına düşen gibi: Tekme-yumruk sağanağı, o da yetmedi beyzbol sopaları ve üstüne de bir uçan tekme…

Şiddetin sıvı halini de sağolsun TOMA’lar sayesinde oldukça yaygın bir şekilde öğrendik. Sıvı-gaz hali de var. Haftasonu kimyasallı su olarak Adanalı işçi ve emekçiler de tatmış oldu. Kimya dersinde öğrenmiştik, sıvılar belli bir ısıya gelince buharlaşmaya başlar. Ama buradaki benzemiyor kimya dersinde labarotuar koşullarında yaptığımız deneylere. TOMA’lara eklenen kimyasalın cinsine göre gazlı suyla haşlanıyor vücudumuz.

Gaz hali ise en çok kullanılandı. İçimiz dışımıza çıktı, soluk alamaz hale geldik. Şiddetin saf gaz hali de yetmedi. Atışta 45 derece açı yerine 180 derece esas alınınca gazla karışık katı hal servisi de yapılmış oluyor. Bunu da yaşadık, uzuvlarını yitiren birçok arkadaşlarımız artık gazla karışık katı hali birer nişan gibi üzerlerinde taşıyorlar. Unutmaları mümkün de değil hani.

Ve dün gece Armutlu iki fidanının acısını kuşanmış, “Diren ODTÜ, Diren Tuzluçayır Antakya seninle” demek için, Abdolarını katleden zebanilerden hesap sormak için yine sokaktaydı. Tekelci kapitalist devlet de, Suriye ve bölge halklarına kan banyosu olacak olan savaşa hazırlanırken Suriye’nin yanıbaşındaki Antakya’da sokakları susturmak için bir kez daha ölüm kustu. Ahmet Atakan, Haziran Direnişi’nin başından beri sokaklarda, barikat başlarında, forumlardaydı. Haziran’da düşenlerin katillerinden hesap sormak için sokakları terketmeyen Antakyalı işçi ve emekçilerin içindeydi. 10 Eylül’ün ilk saatlerinde şiddetin gazla karışık katı hali onu buldu. Katil sürüleri, başına yakın mesafeden hedef alarak gaz kapsülü attı. Oracıkta düştü Ahmet. Şimdi Ahmet Atakan’ı aramızdan alanlardan hesap sormak için de alanlardayız. Haziran Direnişimizi büyütmek, katillerden hesap sormak için… Eylülü tekelci burjuvazinin ve devletinin kabusu haline getirmek için… Şimdi geri çekilmenin, soluklanmanın değil, isyan ve direnişi büyütmenin zamanı.

Neoliberal muhafazakarlığın yaşamlarımızın her hücresine nüfuz etmesine karşı bir isyan bu. Neoliberal kapitalizme karşıtlığını buradan alıyor. Direnişimiz, bizi kölece çalışmaya, kölece yaşamaya, kölece yönetilmeye mahkum eden neoliberal kapitalizme karşı, bu saldırıların kendisinde cisimleşmesini fazlasıyla sağlamış olan siyasi figürü olan hükümet ve kitlelerin öfke ve nefretinin sembolü Tayyip Erdoğan şahsında verilen bir mücadeledir. Ve durmayacak. Şimdi düşenlerimizin öfkesiyle bilenmiş olarak çıkacağız karşılarına.

Neoliberal burjuva muhafazakar demokrasiye karşı, kendi hayatlarımız üzerinde söz söyleyemez hale getirilişimize karşı eylemin, direnişin, isyanın özgürleştirici soluğuyla!..

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*