Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » AB’nin PR çalışması: Başlamadan bitti

AB’nin PR çalışması: Başlamadan bitti

multeci-kiz-ile-oynayan-danimarkali-polise-ev-7681358_x_oDanimarkalı bir polisin, yolun ortasına oturup bir mülteci çocukla çocukça şakalaşıp oyunlar oynaması ne kadar insani bir davranış değil mi? Her tarafından kan, irin, eziyet fışkırtan kapitalist mali oligarşik bir dünya düzeninin kangrenleştirdiği, deştikçe deştiği, parçaladığı insanlık yarasına nasıl da şefkat dolu bir meltem, bir melhem hissi veriyor değil mi? Ah, n’olur böyle bir medeniyet, böyle bir demokrasi, böyle bir şefkatli kucaklanış, böyle bir hoş insan gibi muamele, hep her yerde her her herkes için olsaydı, yani olabilir mi, ama neden olmasın, bakın Danimarkalı polis mülteci çocuğuyla kendi çocuğu gibi, eşiti gibi, bir hülya gibi, gibi gibi, değil mi? Nasıl tüm yıkım ve yaralarımızı bir anda unutturuveriyor, bizi bizden alıyor, hayaller aleminde dolaştırıyor değil mi?

Hiç umutlanmayın! Bu AB’nin küresel bir PR çalışmasınden ibarettir: Çürüme sürecindeki kapitalist uygarlığa bir estetik imaj mühendisliği! Bakııın, Avrupa’da sadece sahile vuran can kırıkları, jiletli tel örgüler, mültecileri döven ve hayvan gibi davranan polisler, kucağında çocuğuyla koşan mülteciye tekme atıp düşüren ırkçılar yok, Avrupa’da iyi şeyler de oluyor (!)

İhtiyar AB emperyalist kapitalizminin, şanına layık, gayet ince bir “halkla ilişkiler” operasyonu! Nitekim dünya çapında sosyal medyada yüzbinlerce kez paylaşıldı, Danimarkalı polisin fan sayfaları oluştu, gazetelere birinci sayfadan haber oldu, TV’de ana haber bültenlerinde servis edildi.

Neden bir Danimarkalı polisin bir mülteci çocuğuna bir iki dakikalık “insan gibi” muamele fotoğrafı vermesine insanların içi akıyor, bunca ilgi, sempati, alkış kıyamet? Kapitalizmin tüm insanlığa vaat ve vaaz edilmiş çağdaş uygarlığının hal-i pür melali o ki, artık kemer sıkma paketleri, sahillere vuran cesetler, jiletli tel örgüler değil, bir mülteci çocuğuna insani muamele fotoğrafı “olağanüstü durum” sayılıyor!

Emek, insan ve doğanın her geçen gün gasp ve darp edildiği, post-travmatikleştiği, giderek kendini yeniden üretemez hale geldiği bir dünyada kitlelerin en yakıcı, en kanayıcı, en patlayıcı ihtiyacı: Umut! Geniş kitlelerde yeni umut ve beklentiler yaratamadığı gibi, varolan beklentileri de giderek karartan bir sistem, uzun süre ayakta kalamaz. Geniş kitleler kapitalist çalışma, yaşam ve yönetilme koşulları dayanılmazlaşırken, kapitalizme dair “düzeltilme” beklentilerini de tümüyle yitirmeye başlarsa, işte o zaman dünya gerçek umuda, sosyal devrime döner.

Aylan Kürdi’nin sahile vurmuş küçük bedeni ise, henüz sadece “kapitalizmin çölüne hoşgeldiniz!” dedi. “İnsanlığımızı, umutlarımızı, inançlarımızı kaybediyoruz!” paylaşımları aktı dört bir yandan. Bu, kapitalizmin ve neoliberal burjuva demokrasisinin ve despotizminin iyileştirilebileceğine, düzeltilebileceğine, reformize edilebileceğine, insanca yaşanacak bir kapitalizm olabileceğine dair kör umutlar iyice azalıyor, demekti. Hele ki kapitalizmin dünyaya sunup sunabileceği Matrix’ten hallice uygarlık model ve vizyonu Avrupa için söyleniyorsa!

Kapitalizm artık korparativist idealler üretemiyor

Neoliberal kapitalizm, kitleleri sınıfsal, toplumsal, siyasal ve kültürel düşürüm programı olarak işliyor. Kitlelerin genişleyen kesimlerinin toplumsal-maddi yeniden üretim koşulları yıldan yıla, adım adım daralıyor.

Kapitalist sistemin toplumsal-siyasal yeniden üretimin kilit bir halkası da, işçi sınıfını burjuvaziye, ezilen kesimleri ezenlere bağlı ve birarada tutmak, kitleleri dişini sıkmaya razı etmek ve burjuvazinin çıkarlarını realize etmeye sevk ve seferber etmek için, burjuva ideolojisinin, kapitalist korparativist toplum idealleri, imajları ve mitleri olarak yeniden üretimidir. Kapitalizm kitleleri peşinden koşturacağı ideal üretiminde de artan ölçüde zorlanıyor. Kitlelerde katlanma ve rıza üretecek yeni “açılımlar” yapamadığı gibi, ceptekileri de adım adım tüketiyor.

Neoliberalizm ve küreselleşmenin vaatleri bir dönem kitlelerin başını döndürse de, havı döküldü, yıkım ve daha büyük kölelik olan gerçek içeriği giderek daha geniş kitlelerin daha inatçı isyan ve direniş dalgalarına yol açıyor. “Ömür boyu işgüvencesi, kararlara katılan ve çok yönlü gelişen işçiler, ileri teknoloji” vb diye paketlenen Japon modeli çoktan çöktü. “Amerikan yaşam tarzı” ütopyası, ABD’de son 5 yılda ikiye katlanarak 40 milyon kişinin gıda karnesine bağlı yaşayabilmesi, milyonlarca kişinin evlerini kaybetmesi, milyonlarca kişinin su faturalarını bile ödeyememesi, işçilerin yarısına yakınının tabi olduğu 10 dolar/saat asgari ücretle, bırakalım ev, araba, elektronik eşya almayı, gündelik gıda, ulaşım ihtiyaçlarını bile karşılayamaması, ikinci, üçüncü iş yapmak zorunda kalması ile, çöküyor. Ortadoğu’da “liberal/ılımlı islam” ütopyası, İhvan, Mursi, AKP, IŞİD vd çetelerle birlikte gümbürtüyle çöküyor. Neoliberal demokrasiye “düzenli geçiş” modeli, bir çok ülkede büyüyen kriz ve kırılmalara dönüştü. “İleri demokrasi” vaat ve hayalleri çöktü…

Şu eski “çağdaş uygarlık”, “sosyal refah ve demokrasi” ütopyası Avrupa’ya gelince: Avrupa’da da işçilerin yarısından fazlası güvencesiz koşullarda, 4’te birine yakını yaşamını idame ettiremeyeceği ücretlere çalışıyor, yedek işgücü deposu olmayı bile umut edemeyecek toplumsal kesimler genişliyor, sosyal hak ve güvenceler durmaksızın eriyor, grev ve gösteri hak ve özgürlükleri kısıtlanıyor… Amansız sosyal yıkım paketleri, Yunanistan ve İspanya gibi ülkelerde kitlelerin yaşam koşullarında yüzde 30’a varan düşüş, işsizlikte 3 kat artış, Troykanın amansız ve acımasız mali oligarşik diktatörlüğünün belirginleşmesi, kitlelerin yakıcılaşan sınıfsal-toplumsal istem ve ihtiyaçlarına karşı siyasal alanın tamamen kapalı tutulması, Yunanistan’da kitlelerin mücadele istemlerinin ve Syriza gibi sosyal liberal dilenciliğin bile göstere göstere ezilmesi, Güney Avrupa ülkelerinin bırakalım çekim merkezi olmayı kriz koşullarında nüfuslarının azalmaya başlaması, İngiltere’de liberal partinin başına bir sosyal demokratın gelmesinin bile “ulusal güvenlik sorunu” ilan edilmesi… Ve tüm bunların üstüne, AB mali oligarşisine karşı dünya çapında büyüyen yeni bir tepki dalgası yaratan mültecilere karşı ırkçı-despotik saldırı ve baskılar!

Kapitalizmin “yüksek uygarlık ve kültüre sahip sosyal ve demokratik Avrupa” ütopyasının cilasını biraz daha kazıyan, yüzbinlerce mültecinin, insanlık dışı saldırılar ve engellemelere, binlerle ölmeye ve ölüme terkedilmeye karşın Avrupa’ya ve Almanya’ya girme direniş ve mücadeleleri oldu. AB’nin Almanya merkezli mali oligarşisinin, lütfen kabul edeceği mülteci sayısını artırması, mültecilere dünyanın gözü önünde işkence yapan Sırbistan, Macaristan, Makedonya devletlerine bir nebze ayar çekmesi, tüm Avrupa ülkelerinin daha fazla mülteci almasını zorunlu tutması, ve mültecilere dehşet saçan Danimarka gibi bir devletin polisi üzerinden yapılan medyatik imaj mühendisliği çalışması, vb, asıl olarak mültecilerin büyük direniş ve mücadelesinin, ve Avrupa ve dünya çapında kitlelerin AB’ye birikmiş, büyüyen öfke ve tepkilerinin bir sonucudur. Aynı zamanda da, Avrupa’yı kitleler nezdinde kapitalist bir rol modeli, bir hegemonya projesi olarak ayakta tutma çabasına dönük, bir imaj mühendisliği çabasıdır.

Sahile vurmaya devam eden cesetler, yol boyunca insan iskeletleri, neoliberal sosyal yıkım paketleri, grev ve gösteri haklarının budanması, tüm çürüme kokusu estetik operasyonlarla telafi edilebilir mi?

Edilemeyeceğinin AB kapitalist mali oligarşisi kendisi de farkında: Danimarkalı polis muhabetinin üzerinden 3 gün bile geçmeden, Ege’de 1’i çocuk 28 mülteci daha boğuldu ve Almanya Avrupa’da serbest dolaşım hakkının da sınırlandırılacağı, köhnemiş burjuva ulusal sınır kontrol ve engellerinin artılacağını açıkladı!

Bu, Almanya-Fransa’nın Macaristan’a görünüşte fırça çekip “hayvanlara bile yapılmaz” diye vicdan imajı yaptığı jiletli tel örgülerin, görünür görünmez biçimlerinin bundan böyle tüm ulusal sınırlarda mültecilere karşı yükseltileceği anlamına geliyor!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*