Anasayfa » BASINDAN » Corona notları: Tanrı ve kahraman

Corona notları: Tanrı ve kahraman

Bir zamanlar tanrılar hekimdi. Çünkü can vermek, sağaltmak mucizeydi. Mucize tanrıların işidir. Öyle, sadece Asklepios, onun oğlu Asklepiades, kızı Hygieia falan da değil, Mısır mitolojisindeki tanrıların hemen tümü, Afrika’da Agwu, Azteklerde Ixtlilton, Keltlerde Airmed, Ermenilerde Anahit, Çinlilerde Wu Ben, Hindularda Vaidyanatha, Shiva, Hititlerde Kamrusepa, Šauška, Eskimolarda Eeyeekalduk, Mezopotamyada Ninazu, Nintinugga, yani pek çok tanrı hekimdi. Şifa dağıttılar. Şifalarını otlara, sulara yani doğaya nakşettiler.

Sonra hekimler tanrı oldu. Başka türlü nasıl olabilirdi ki. Mucize tanrıların işidir. Suyu bilen hekim AZU, Sümer tanrısı Enke’nin bilgisine sahipti. Gizli sırlarıyla büyücüler, ruhlarla temas kuran şamanlar tarih sahnesine akın etti. Adamotu, Banotu, Çöpleme, Eğir kökü, Haşhaş, Hardal, Kekik, Kitre, Meşe Mazısı, Nane, Nar Kabuğu, Rezene, Safran, Terementi…Mucize doğadaydı, doğanın gizli sırları hekimlerde. Tılsım, muska, buhurlu hava… Ama mutlaka havanda döv, yaprağa sar, yarana sür. Ve sakın bir duayı mırıldanmayı unutma.

Sonra On Parmak Jenny çıktı, buhar motoru keşfedildi. Sermaye soluk suretiyle peydah oldu. Lonca ustası fabrikada köle değilse sokakta serseriydi. Artık şifa için bilgiden, hünerden daha fazlası gerekiyordu. Antibiyotik, röntgen, steteskop, laboratuvar, yatak, mikroskop… Mucize sermayenin içinde maddileşti. Yer, gök sarsılmaya başladı. Olimpos yok oldu. Tanrılar unutuldu. Algoritmalar, bilgisayarlı tomografi, televizyon programları, kamu spotları, tezgah üstü ilaçlar, jenerik preparatlar… Ah zavallı tanrı! Şimdi üzerindeki beyaz, yeşil, mavi işçi tulumuyla patronun kapsındaydı. Şöyle biraz dolgun bir maaşla kendisini güçlü hissetme umudu. Mucize mi? Mucize artık sermaye suretine bürünmüş tıp biliminde cisimleşmişti. Bulutların üstündeki altın posttan inip yeryüzünde fani olmak kimin hoşuna gider ki. Gitmedi. Güç gerçek değilse kibir bir palyaço elbisesi gibi durur üzerinizde. Herkes bilir o kıyafetin size ait olmadığını. Mucizenin fiyatı müşterinin cebinideki paraya denk düşmeyince kimse sizin o komik hallerinize gülmez. Dün Olimposa sesi ulaşmayanlarla aranıza şimdi güvenlik duvarları örmeniz gerekir.

Bugün artık hekimler işçidirler. Sırtlarında sıradan işçi tulumu, bordrolarında maaş, gece nöbetinde kumanya ve işten atılma korkusu. Patronun adı devlet olmuş, şirket olmuş ne gam. Hep aynı ağız kokusu.

Şimdi Corona Günleridir. Sırtında beyaz önlük, yüzünde maskeyle sana kahraman diyorlar. Dün vurdukları yerde bugün gül bitiyor. Tam bir pespayelik, riyakarlık, iki yüzlülük. Balkonda alkışlayanda, gururu okşananda. Ne farkeder…

Kahramanın hikmeti fedakarlıktır. Evde korku içinde bekleyen de, yatakta acı içinde inleyen de senden fedakarlık bekliyor. Çünkü herkes biliyor, bu savaşa korumasız giriyorsun. Hiçbir şey vermeyip herşeyi istiyorlar. Çünkü senin mesleğin çok kutsal!

Kutsal olmayan iş mi var? Çiftçi buğday üretmezse, işçi onu öğütmezse, fırıncı pişirmezse açlıktan; çöpçü çöpü toplamazsa pislikten; pamuk ekilmezse, dokumacı dokumazsa soğuktan ölürüz. Çünkü insanlar varlıklarını toplumsal olarak üretir. Ne fırıncı pişirdiği ekmekle, ne çöpçü topladığı çöple, ne de dokumacı dokuduğu kumaşla yaşayabilir. Herkes herkesi üretir, herkes herkeste kendini üretir. E, tabi bir de üretmeyip rezidanslarda, saraylarda, yalılarda yaşayanlar var. İşte bir tek onların işleri kutsal değil. Çünkü onların bir işi yok. Herkes hep birlikte bir de onları üretir.

“Ama sizin hakkınız nasıl ödenir!” Herkesin hakkı ödenir, bir senin hakkın ödenmez. Öyle mi? Yani sen kutsalsın, sen kahramansın, senin emeğin zaten bedava. Öyle mi? Kahramanın hikmeti fedakarlıktır.

Bir gün bu salgın geçecek. Yıkıpta geçecek. Ve sen yüzündeki maskeyi çıkardığında, sırtında beyaz, mavi, yeşil tulumunla yine patronun kapısında bekleyeceksin. Yaşadıkların unutulacak, kahramanlıkların unutulacak. Meçhul hekim anıtında törenden dönenler yüzünü yumruklayan, yüreğini bıçaklayanların sırtını sıvazlayacak. Sen yine de işini yap. Hakkıyla yap. Topluma verebileceğinin en iyisini, en güzelini, en ıtırlısını ver. Ama sonra topluma verdiklerini toplumdan iste. Utanma. Hakkını iste. O senin korkularındır, uykusuz gecelerindir, sevdiklerine duyduğun özlemdir, yalnızlığındır, çaresizliğindir. Unutma sen bir işçisin. Her işçi kadar kutsal, her işçi kadar tanrı, her işçi kadar kahraman. Ne daha az, ne daha fazla. Sadece o kadar.

Gültekin Akarca/iscisinifi.org

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*