Anasayfa » GÜNDEM » 1 Mayıs: Ya barbarlık, Ya Sosyalizm!

1 Mayıs: Ya barbarlık, Ya Sosyalizm!

Covid-19 salgın sürecinde sözde salgın önlemi olarak hızlıca yasalaştırılan, ancak devrimci tutsakların kapsam dışı tutulduğu uygulama malumunuz. Bu süreçte bırakalım tahliyeyi, salgın sürecine uygun hijyen ortamı bile sağlanmayan devrimci tutsaklar daha önceleri de yaşanan sıkıntıları kat be kat fazlasıyla yaşayıp, bunun mücadelesini veriyorlar. Yayın, kitap, mektup yasakları olduğundan daha da fazla bir biçimde yoğunlaştı. Tek iletişimleri olan telefon hakkı da zaman zaman farklı dayatmalardan kaynaklı sekteye uğruyor. Tekirdağ 2 Nolu F Tipi’nde kalan devrimci tutsak Ercan Akpınar’ ın yolladığını bildiğimiz ancak bu koşullarda elimize ulaşmayan 1 Mayıs mesajını bu yüzden okurlarımızla gecikmeli paylaşabileceğiz. Ancak 1 Mayıs’a dair daha önceki yazısını güncelliğinden kaynaklı bugün okurlarımızla paylaşıyoruz.

1 Mayıs!

İki uzlaşmaz sınıfın, burjuvazi ile proletaryanın birbirine taban taban zıt sınıf çıkarlarının açıkça karşı karşıya gelip çatıştığı gündür 1 Mayıs…

Tarih 1886, yer Chicago.

ABD kapitalizminin işçi sınıfını kan ve ter atölyelerinde öldüresiye çalıştırdığı, azami kar ve azami egemenlik için barbarlığın kuyusuna düştüğü ve bir daha çıkamadığı yıllardır. İşçi sınıfı vahşi çalışma koşullarının düzeltilip, 12-14 saate varan mesai sürelerinin 8 saate düşürülmesi için Chicago’da greve çıkar. Burjuvazi, giderek proletaryanın tüm bölüklerine doğru yayılan grevi bastırmak ve varolan çalışma rejimini sürdürebilmek için polisiyle, mahkemeleriyle, çeteleriyle, grev kırıcılarıyla… saldırıya geçer. Her ne yaptıysa Chicagolu proleterlere geri adım attıramaz. Grevci işçilerin 1 Mayıs günü 8 saatlik çalışma hakkı için düzenlediği kitlesel, coşkulu mitingin sonuna doğru – bugün artık sermaye uşaklarının yaptığını bildiğimiz – bir provakasyon yaşanır ve polise bomba atılır. Kitlelere ayrım gözetmeksizin vahşice ateş açan polis 40 işçiyi öldürür, yüzlercesini yaralar. ABD kapitalizmi bunla da yetinmez. Provakasyonu fırsata çevirmekte kararlıdır. Aynı gün bütün işçi semtleri basılır, tüm işçi önderleri tutuklanır. Provakasyon sosyalist ve anarşist işçi önderlerinin üzerine yıkılır. İşçi sınıfının önderleri mahkeme sürecinde de geri adım atmaz, sanık kürsüsünden proletaryanın çıkarlarını savunur, yargılayanları yargılarlar. Devrimci proletaryaya, onun başeğmez önderlerine bir gözdağı ve tehdit vermekte kararlı olan ABD sermayesi 4 işçi önderini idama mahkum eder. Persons, Engel, Spies ve Fischer darağacına başları dik bir şekilde çıkarlar. Enternasyonal proletaryanın mücadelesinin sloganlarını haykırarak karşılarlar ölümü.

Enternasyonal 1 yıl sonra, Chicago’da katledilen işçilerin anısına 1 Mayıs’ı enternasyonal proletaryanın Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü ilan ederek 8 saatlik iş günü mücadelesini yükseltme kararı aldı.

1 Mayıs’ın tarihsel anlamı tıpkı 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde olduğu gibi emek ile sermaye arasındaki uzlaşmaz karşıtlık ve dişe diş sınıf mücadelesine içerilmiştir.

Bugün onun içini boşaltıp, burjuva demokrasilerinin içersinde bir renge dönüştürme çabasında olanlar bu tarihsel anlama gözlerini kapatıyorlar. Kapitalizme karşı sosyalizm mücadelesinin uzlaşmaz karşıtlıklar içersinde ifade edileceği gün olan 1 Mayıs bu içeriğinden uzaklaştırılarak ideal kapitalizm, ideal (sınıfsız) demokrasi arayışlarına, sınıf uzlaşmacılığına alan açan birgün ve eylem haline getirilmek isteniyor.

Oysa bugün, kan ve can bedeli kazanılan 8 saatlik iş günü fiilen 10-12 saate çıkarılmıştır. Azami kar, azami sermaye birikimi için iş güvenliğinin ve işçi sağlığının hiçe sayıldığı sınırsız çalışma koşullarında iş kazalarının olmadığı, ölüm haberlerinin gelmediği gün neredeyse yoktur. Üretici güçlerin toplumsal ihtiyaçları 4-6 saatlik çalışmayla karşılayabilecek düzeye gelmesine rağmen burjuvazi aşırı çalıştırmayla işçilerin posasını çıkarmaya devam etmektedir. 1 yılda 1500 işçi yaşamını yitirmiştir. Bir iç savaş halidir bu. İşçi cesetleri ve kanı üzerinden sermaye sınıfı, sermaye ekonomisi büyümektedir.

Marx. “sermaye, toplumun koyduğu zorunluluklar olmaksızın işçinin sağlığına karşı da, yaşayacağı ömrün uzunluğuna karşı da vurdumduymazdır.” (Kapital I) derken sanki bugünlerden bahsetmektedir. Çalışma koşulları köleliği aratır hale gelmiştir. Köle sahibi için kölesinin ölmesi bir değer-mal kaybını ifade ederdi. Bu yüzden kölesini sakınırdı. Fakat sermayenin ücretli kölelik sistemi olan kapitalizimde, onun böyle bir kaygısı yoktur. Sınıf mücadelesinin gerilediği dönemlerde iş kazaları ve buralardaki ölümler artar. Çünkü sınıf mücadelesiyle kazanılmış zorunluluklar gevşemiştir. Milyonlarca işsizin varlığı durumunda sermaye işçiye zerrece değer vermez, onurunu da ayaklar altına almaktan, aşağılamaktan çekinmez.

İşçi sınıfı tarih sahnesine yeniden bütün ağırlığı ve tarihsel rolünü kuşanmış olarak çıkmak zorundadır. Bunu yap(a)madığı her gün kölece çalışma ve kölece yaşam koşulları daha da katlanılmaz boyutlara ulaşacaktır. Çünkü sermaye hep daha fazlasını sömürmeden ayakta kalamaz. Daralan kar oranları nedeniyle azami kara ulaşmada zorlanan burjuvazi saldırganlaşmaktadır. Devrimci proletarya ayağa kalkıp sermayenin kör ve sınır tanımaz iştahasını kurtuluş mücadelesiyle boğmadıkça bu sömürü ve zulüm, ücretli kölelik düzeni devam edecektir. Bir yüzyıl önce Chicago’da, NewYork’da, Paris’te… yakılan o ateş bugün yeniden harlandırılmalıdır.

İşçi sınıfı kendisini örgütsüzlüğe, yabancılaşmaya, maddi ve manevi yıkıma, değersizleşmeye iten neoliberalizme, sermayeye karşı kendi geleceğini eline alarak mücadele ederse başarıya ulaşacaktır. Başka yolu da yoktur. Ya barbarlık içinde yokoluş, ya da SOSYALİZM!

Ercan Akpınar

Tekirdağ 2 No.lu F Tipi Hapishanesi

C-92

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*