Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » “Halkının madencileri kurtarmak üzere birleştiği ülke”

“Halkının madencileri kurtarmak üzere birleştiği ülke”

Şili’de, Cerro San Jose Bakır ve Altın İşletmesi’nde, yerin 700 metre altında 69 gün kaldıktan sonra kurtarılan 33 işçiden 31’i hastaneden taburcu edildi. Yeraltında aşırı nem yüzünden zatürre teşhisi konulan, dişlerinde apse olan iki işçinin tedavisi ise sürüyor.

Şili Cumhurbaşkanı Sebastian Pinera, kurtarılan madencileri kaldırıldıkları Copiapo Hastanesi’nde ziyaret ettikten sonra; ikinci hamleyi de yaptı: “Ülkemizde madenlerin insanlık dışı koşullarda çalışmalarına asla izin vermeyeceğiz! San Jose’deki kazanın tekrarlanmasını önlemek amacıyla bir yasa tasarısı hazırlayacağız. Bu konuda radikal bir değişim gerçekleştireceğiz. Şili’deki madencilerin güvenliği, gelişmiş ülkelerdeki meslakdaşlarıyla aynı düzeyde olacak.

NASA’ya kadar uzanan, dünya çapında bir kurtarma operasyonuna dönüşen, madencilerin kurtarılmasının ardından; işçi sağlığı ve güvenliği hamlesi. Ne oluyor? Şili Cumhurbaşkanı Pinera, bu hamlelerin arka planını şöyle açıklıyor: “İnsanların artık Şili’yi, yıllarca askeri rejim tarafından yönetilen bir ülke olmaktan çok, halkının madencilerini kurtarmak üzere birleştiği bir ülke olarak hatırlamasını umuyorum.

Ah işte; bizim Çalışma Bakanını hasetinden çatlatan da tam burası! “Biz olsak 3 günde çıkarırdık!” diye, sahneye rezilce zıplamasının nedeni tam da bu işte!

Aynı ligde mücadele eden iki kapitalist ülkenin, mali sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda girdikleri değişim sürecindeki rekabeti. Şili, madencilerin yaşadığının dünya çapında öğrenilmesinin ardından, bunu bir fırsat olarak değerlendirip, kapılarını tüm dayanışma ve desteklere açarak, dünya çapında bir kurtarma operasyonuyla birlikte, tüm puanları topladı. Madenlerde çalışma koşullarını düzelteceği sözü vererek de, prim yapmayı sürdürüyor. İçeriye; işçi sınıfı ve emekçilere yönelik olarak; faşist diktatörlüğün amansızca bastırdığı ihtiyaçları, biriken kin ve öfkeyi, kapanmamış yaraları, gerek o döneme ait yargılama süreçleriyle, gerekse madenlerin başına cumhurbaşkanlarını dahi koşturarak, burjuva demokrasisinin kanallarında soğurmaya çalışıyor.

Türkiye ise, hala, deprem sonrasında dünyanın her yerinden akan yardımlara yasak koyan; 2008-2010 arasında 182 maden işçisinin iş cinayetiyle katledildiği; sadece 2010’un ilk altı ayında, 66 maden işçisinin öldüğü; Başbakanının maden cinayetlerine “kader” dediği, bakanların “güzel ölüm!” dediği, iş cinayetlerinin olduğu madenlerin başına amblanstan önce jandarmanın gönderildiği, bir ülke olarak duruyor…

İpi ilk kim göğüslerse, ölçütü o koyup, parsayı o topluyor. Türkiye burjuvazisi ve devletinin dövünmesi hiç de boşuna değil. Madenlerde, çok yönlü bütünden giriştiği dönüşüm süreciyle, öne çıkmayı hedefliyordu. Özelleştirme, taşeronlaştırma ve bununla birlikte gelen iş cinayetleri, madenlerdeki değişim sürecinin sadece bir yönü. Asıl olaraksa, tümden en gelişmiş teknolojiyle maden haritalarının çıkarılması, akredite edilmesi, taşeronların sürdüğü tarlaya emperyalist maden tekellerinin, yerli ortaklarla birleşerek konması, madenlerde çalışma koşullarının geliştirilmesi, iş güvenliğiyle ilgili yasa ve yönetmeliklerin çıkarılması vb., bütünden akmakta olan bir dönüşüm süreci. Ah, bir de şu Şili olmasaydı!..

Şimdi, ölçütler değişti, beklentiler ve basınç alabildiğine arttı. Üstelik tam da, işçi sağlığı ve güvenliği hizmetini taşeronlaştıracakken; sermayeyi, 50 işçinin altında sömürdüklerinden, işçi sağlığı ve güvenliği hizmetini muaf tutacakken!

Onlar dövünedursunlar; biz eleştirinin ötesine geçmeliyiz.

Birincisi; Çalışma Bakanlığı’na bağlı İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü’dür! Hazırlanan İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Yasa Tasarısı, tümden yırtılmalı; tüm işkollarından, mühendisler dahil işçi komitelerinin talep ve kararları doğrultusunda, yeniden yazılarak, eylemlerle yaşama geçirilmesini dayatmalıyız.

İkincisi, Şili Cumhurbaşkanı Pinera’nın, “halkının madencilerini kurtarmak üzere birleştiği bir ülke” anıştırması; kapitalizm koşullarında, olanaksızdır. Maden işçileri, sınıf kardeşlerini kurtarmak için seferber olsalar dahi; madenin sahibi San Jose Bakır ve Altın İşletmesi, sahip olduğu donanımı onların eline vermezse, ne olacak? Sermayenin devleti, cumhurbaşkanını değil, jandarmayı koşturursa ne olacak? NASA, kapsülün yapımına izin vermeseydi? Ya, o hep duyduğumuz, “kaynak yok!” ekosu ortalığı kaplasaydı?…

İşte bu yüzden; kapitalizm koşullarında “halk birleşemez”; çünkü, işçiler, emekçiler, birbirleriyle doğrudan ilişki kuramazlar; onları bir araya getiren, işgüçlerinin meta olması, işgüçlerini sömürüp semiren, üretim koşul ve araçlarına sahip sermaye, onları sömürülecek işgücü konumunda zorla tutan devlet vb.dir. Kurtarma operasyonunda da, sermayenin ve devletinin, icazetine tabidirler.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*