Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » “Geleceğe Mektup”

“Geleceğe Mektup”

Milliyet Gazetesi, Türkiye’de en büyük tekelci sermaye gruplarının 2023 Strateji Belgesi‘yle bağlantılı öngörü ve hedeflerini soran özel bir ek yayınladı. “Geleceğe Mektup: 2023” manşeti ve “Bankadan perakendeye, teknolojiden otomotive ülkenin dinamosu sektörlerin önde gelen beyinleri vizyonlarını ortaya koydu. Çoğu bölgesel hatta dünya çapında birer marka haline gelmeyi hedefliyor.” spotu ile yayınlanan özel ek, 6 kilit alandaki 50 kadar tekel yöneticisinin kendi şirketleri, sektörleri ve Türkiye kapitalizminin gelecek öngörü ve hedeflerini içeriyor. Reklamasyon yönü bir yana bırakılırsa, Türkiye tekelci kapitalizmin hızlanan yapısal değişim süreci ve önümüzdeki sınıf mücadelesinin öne çıkacak bir dizi alan ve konusu hakkında da belli ipuçlarını da içeriyor. Tekelci burjuvaların gelecek öngörülerinden çıkarsanabilecek bazı çizgiler:

1- Öne çıkan sektörler
“Türkiye kapitalizminin dinamosu” olarak belirlenen sektörler: Tekelci perakende ticaret, banka-sigorta, otomotiv, bilişim-iletişim, enerji, inşaat. Bunlar son 10 yılın sıçramalı büyüyen, tekelci sermaye yoğunlaşması ve birikiminin en hızlı geliştiği sektörler. Tekelci burjuvaların öngörülerinde “doğal kaynaklar ekonomisi (tarım-gıda ve madenciliğin yeni bir teknoloji ve üretim organizasyonu temelinde gelişecek olması)” ve “kültür ekonomisi”ne dair bazı öngörüler de var. Ancak 20-30 yıl boyunca Türkiye kapitalizminin ağırlık merkezini oluşturan tekstil, konfeksiyon ve diğer emek yoğun sektörlere yer verilmemesi ve tek bir atıf bile yapılmaması, ekonomideki stratejik-yapısal dönüşümün, sektörel dönüşüm boyutunu da gösteriyor.

Bu sektörlerin önemli bir özelliği, daha dar bir zeminden gelişen önceki emek yoğun sektörlerin aksine, daha geniş bir zeminden gelişen, daha yüksek tekelci sermaye yoğunlaşması, merkezileşmesi ve dikey-yatay tekelci entegrasyon içeren sektörler olması. Otomotiv ve inşaat, çok geniş yan sanayilere, tedarik zincirlerine dayandığı gibi çok sayıda başka sektörlerle de bütünleşmiş, bir çok başka sektörün de toplanma noktasını oluşturan sektörler. Bankacılık ve sermaye yoğunluğu/teknoloji düzeyi yükselen imalat sanayi sektörleri ile birlikte, bilişim-iletişim, ulaşım, enerji, perakende ticaret ise mali sermayenin çoklu birikim ve kaynaşmasında kilit önemleri artan, diğer hiçbir sektörün ve ekonominin, onlarsız yapamaz olduğu sektörler.

Bu sektörlerin bir diğer özelliği de, önceki emek-yoğun sektörlere göre, hormonlu kentsel büyümeyi hızlandıran, toplumsal-bireysel yaşam tarzı ve ilişki biçimlerini çok daha doğrudan ve köklü biçimde dönüştüren sektörler olmalarıdır. Bankaların artan ölçüde KOBİ ve bireysel kredilerde yoğunlaşması, otomobil alımının da (ithalatla birlikte) yılda 1 milyon adeti geçmesi, başta mega ve büyük şehirler olmak üzere tüm Türkiye’nin adeta dev bir inşaat şantiyesine dönüştürülmesi ve kentsel dönüşümün hızlanışı, görülmemiş bir hızla çoğalan ve yayılan hipermarket ve AVM’ler (meta tüketim ve seyir tapınakları), internet ve cep telefonunun toplumsal-bireysel yaşamdaki ağırlığının hızla artması… Tümü toplumsal-kültürel yaşam, düşünce, ilişki tarzındaki derinleşen kapitalizasyon sarsıntılarının ve köklü dönüşümün hızlanacağının da göstergesi.

Bilişim-iletişim alanında çalışanların sayısının 1 milyon kişiye, hipermarket ve AVM’lerde çalışanların ise 540 bin kişiye çıkmış ve hızla artıyor olması, otomotiv, enerji, ulaşım, inşaat, tarım, madencilik, hizmet-kültür sektörlerinde hızlı değişimler ve yoğunlaşma, Türkiye’de işçi sınıfının nicel ve nitel gelişimi kadar yapı ve bileşimindeki değişim hakkında bir ilk fikir veriyor. Önümüzdeki süreçte öne çıkabilecek ve yaygınlaşabilecek daha büyük çaplı mücadele dinamikleri konusunda da bir ipucu sunuyor.

Değişimin salt ekonomik ve neoliberal demokrasi temelinde siyasal olmaması, sınıf mücadelesinin de dar ekonomik ve dar siyasallıkla sınırlı kalmamasını; kapitalist ekonomik, siyasal, toplumsal, kentsel, kültürel egemenlik ilişkilerinin bütünden hedefe konulmasını; sınıfsal-toplumsal-bireysel bir bütünlükten yürütülmesini şart koşuyor.

2- Tekelci sermaye yoğunlaşması ve merkezileşmesiyle birlikte ekonomideki iç dikey-yatay entegrasyon düzeyi de hızlanıyor

Gazete 6 sektörde 50 kadar tekelci şirketten görüş almakla birlikte, bu lokomotif sektörlerin tamamında veya bir çoğunda (küresel tekelci ortaklarıyla birlikte) başı çeken, aslında Koç, Sabancı, Doğuş, Çukurova gibi daha az sayıda tekelci sermaye grubu.

Otomotiv tekelleri ve iletişim tekelleri, kendi içlerinde “şirketler, kamu kurumları, sivil toplum örgütleri ve üniversitelerin ortak bir vizyonda etkin işbirliği yaptığı platformlar kurmamız şart” diyorlar. BDDK başkanı “mevcut bankalar arasında da işbirliği projelerinin yaygınlaşması kaçınılmaz” diyor. TKBB başkanı bankaların, üretim ve ticaretin, ve bir bütün olarak “kurumların daha fazla entegre olacağı”ndan bahsediyor. Sermaye yoğunlaşmasının en üst düzeye çıktığı sektörlerde tekeller, bankalar, devlet, üniversiteler arası tekelci konsorsiyum ve üst birlik platformlarının oluşturulmasını, uluslararası rekabet ve karlılık gücünü artırmanın, bölgesel ve küresel birikim düzlemine geçiş ve bundaki payını artırmanın, sömürü kapasitesini büyütmenin temel bir istemi olarak belirtiyorlar.

Tekelci özelleştirme ve özel yatırım furyasının yaşandığı enerji sektöründeki tekeller ise, sektörde bir süre sonra hızlı bir tekelci sermaye merkezileşmesinin de yaşanacağını ve ancak “en güçlü oyuncuların ayakta kalabileceğini” ve “büyük uluslararası yatırımcıların bunlarla ortaklık kurmaya geleceğini” tespit edip, azami kar planlarını buna göre kuruyorlar.

Petkim’in sahibi Socar-Turcas (küresel enerji tekelleri, Türkmenistan “ulusal” enerji tekeli, Turcas ortaklığında), Petkim yarımadasını 5 yılda 5 milyar dolarlık yeni yatırım ve Rafineri-Petrokimya-Enerji-Lojistik entegrasyonuyla (kümeleşme stratejisi) Türkiye’nin en büyük üretim üssü haline getirmeyi hedefliyor.

Büyük inşaat-müteahhitlik tekelleri sektördeki tekelci entegrasyon ve yoğunlaşmayı hızlandıracak biçimde “tek çatı” düzenlemesi istiyorlar. (Gayrimenkul, inşaat, belediye ve diğer ilgili devlet kurumları, kentsel dönüşüm, yol yapım vb.nin tek çatı altında yeniden düzenlemesi ve muhtemelen inşaat sektörünün de tekelci üst kurula bağlanması.)

Birçok tekel yöneticisi, bilişim-iletişim teknolojilerindeki gelişmelerle kapitalist ticaret, eğitim ve eğlence sektörleri ve sosyal yaşamın da daha fazla iç içe geçeceği, bütünleşeceği öngörüsünde bulunuyorlar.

Önümüzdeki süreçte, tekelci sermaye yoğunlaşması ve merkezileşmesi, ve bir bütün olarak iç-dış tekelci entegrasyon (tekelci kümeleşme stratejisi, tekellerin gereksinmeleri doğrultusunda KOBİ‘lerin de daha geniş gruplandırmalar biçiminde bir araya getirilmesi, yakın ekonomik alanlar arasında iç içe geçişlerin artması, devlet tekelci konsorsiyumlar ve tekelci işbirliği platformları, çok sayıda tekel, şirket, kurumun yer aldığı daha büyük çaplı ve entegre projeler vd.) hızlanacaktır. Bu işçi sınıfı üzerindeki sömürü ve egemenlik kadar, onun kolektif emekçi nitelik ve birleşik savaşım yetilerini de bu yeni düzlemden geliştirecektir. Sınıf savaşımı ve örgütlenmelerinin, tekil işyeri ve sektör darlığında kalmayıp, tekelci kapitalizmin gelişim ve entegrasyon örüntüleri de dikkate alınarak, daha stratejik ve dinamik-bağlantılı bir zemine oturması önem kazanmaktadır. Örneğin bilişim, iletişim, ulaşım, enerji ayrı alan ve aşamalar olmaktan çıkıp imalat sanayinin en kilit bileşenleri haline gelmiştir (bilişim-iletişim-çağrı işçileri, büro işçileri, lojistik üsleri vd.). Örneğin mali sermayenin banka, imalat, iletişim, ulaşım, enerji, bilişim, tarım vd. çoklu alanlardan birikimi, merkezileşmesi ve kaynaşması, yeni teknolojilerle de birlikte bir üst bütünleşme düzeyine çıkmaktatır. Örneğin tasarım, üretim, pazarlama giderek daha fazla iç içe geçmekte ve bütünleşmektedir. Örneğin KOBİ’ler de tekil işletmeler olmaktan çıkıp KOBİ örüntüleri olarak tekellerin oluşturduğu platformlar çerçevesinde bir araya getirilmektedir. Sınıf örgütlenmeleri de bunları gözetmelidir.

3- Tekelci kapitalizmin toplumsal-bireysel yaşama azami egemenliği ve penetrasyonu açısından teknolojik gelişme

“(Toplumsal-bireysel her türlü bilginin merkezileştiği-bn) bankalar, bilgi işleyen ve bu bilgiye dayalı olarak hizmet ve ürünleri koordine eden bir ağ görevi görecek, uluslararası bireysel bankacılık giderek daha önemli hale gelecek, telekominikasyon fiziksel ulaşım ihtiyacını azaltırken sınır ötesi işbirliği ve ticaret fırsatlarını artıracak.” (BDDK başkanı)

“Bankalar sosyal paylaşım sitelerini pazarlama, müşteri profil ve davranış analizleri, reklam gibi amaçlarla daha yoğun olarak kullanmaya başlayacaklar.”
(TBB başkanı ve Halkbank genel müdürü)

“Sosyal paylaşım ağları teknolojilerinin hızlı gelişimi, bu ağların farklı iş süreçlerine entegre edilmesi ile iş sonuçlarına (karlara-bn) katkı sağlayabilecek bir çok fırsat sunmaktadır. Müşteriler, satış kanalları ve çalışanlarla iletişim için bu aygıtlardan yararlanmak kaçınılmazdır.” (AvivaSa Ceo’su)

“Sadece teknolojinin gelişimi değil, tüketicilerin de teknoloji kullanır hale gelmesi ile ilerleyen yıllarda internet, mobil ve fiziksel kanalların birbiri ile entegre olması beraberinde getirecek. Perakendeci mağaza içindeki müşterisini tanıyacak, müşterinin daha önce yaptığı alışverişlerini profilleyerek ve mağaza içinde dolaşırken cep telefonu veya ipad’ine onun istediği ürün önerilerini verebilecek. Müşterinin ilgilendiği ürünlerle ilgili indirim ve promosyonları alışveriş anında müşteriye gösteren doanımlar alışverişi daha duygusal hale getirecek.” (Migros Genel müdürü)

“(Tekeller açısından-bn) kullanıcı “daima erişilebilir” hale gelecek. (Dünyada) 6 milyar mobil insana ek olarak, 50 milyar birbirine bağlı makineden de bahsediyor olacağız. Tarım, üretim ve servis sektörlerinde büyük teknolojik yenilikler gelecek. Çiftçiler tarım cihazlarını uzaktan kumanda edebilecekler. Üretim sektöründe otomasyon (hızlanacak). Sağlık, eğitim ve finans sektörlerinde de yine teknolojinin çok önemli kaldıraç etkisi yapacağı açıktır; mobil eğitim, mobil sağlık uygulamaları (kronik hastalık kontrolü) ve mobil ödeme bunların sadece örnekleri.” (Avea genel müdür yardımcısı)

“2023 yılına doğru temel ses ve data iletişimin yaklaşık yüzde 90′ı internet üzerinden yapılacak. İnternetteki sosyal ağ kullanım oranımız yüzde 85′lere yaklaşacak. Eğlence ihtiyacının yüzde 90′ını internetten karşılayacağız. Kamu uygulamaları yüzde 80 oranında internetten yapılabilir hale gelecek. Güncel gelişme ve haberlere ulaşım amacıyla internet kullanımı yüzde 95′lere yaklaşacak. Üniversitelerde, mesleki eğitim ve yaşam boyu eğitim hizmetlerinde internet yüzde 90′lar oranında kullanılacak.” (TTNet genel müdürü)

Teknolojik değişim, kapitalizmde yalnızca göreli ve mutlak artıdeğer sömürüsünü artırmanın değil, zaman ve mekan üzerinde kontrol dahil, sınıfın, toplumun, bireylerin üzerindeki güdüm ve egemenliğini artırmanın da bir aracıdır. Üretim ve emek süreçlerinde olduğu kadar gündelik yaşam ve ilişkileri de artan ölçüde dönüştürmesi ve belirleyiciliğiyle, her düzeyde önemi artan bir sınıf savaşımı cephesidir. Diğer taraftan proletaryanın toplumsal emek üretkenliğini ve gücünü, tüm üretim ve yaşam alanları arasındaki entegrasyonu da artırmakta, sınıfsal olduğu kadar toplumsal çelişkileri de keskinleştirmektedir. Bilişim-iletişimin önümüzdeki süreçte, öne çıkacak bir sınıf savaşımı cephesi olacağı da kesindir.

4- Türkiye’de kapitalizmin derinlemesine ve genişlemesine gelişmesi hız kazanıyor

Tüm tekel yöneticileri, Türkiye’de emeğin toplumsal üretkenliğini (artıdeğer sömürüsünü) artırmaktan örtük biçimde, piyasayı derinleştirmek ve genişletmekten ise açık biçimde bahsediyorlar.

Birincisi açısından strateji belgesindeki iki temel nokta öne çıkarılıyor: a) Bilişim alanında yazılımın öncelikli sektör olarak belirlenmesi ve AR-GE, inovasyon, teknoloji ve yetkinlik merkezleri ve diğer emek üretkenliğini artırma/göreli artı değer sömürüsünü derinleştirme, teşvik ve düzenlemelerinin artırılması. b) Daha üst tekelci kapitalist üretim ve yönetim organizasyonlarına geçiş. Otomotiv, bilişim-iletişim, enerji, inşaat gibi alanlarda Türkiye’deki en büyük tekellerin, devletin, üniversitelerin bir araya geldiği, yan sanayi ve KOBİ örüntülerinin de buna uygun yeniden düzenlendiği tekelci birlik platformlarının oluşturulması.

Türkiye’yi bölgesel üretim merkezi olarak belirleyen küresel otomotiv tekellerinin tamamı, (Ford, Fiat-Tofaş, Renault, Toyota, Peugeot, Opel) yeni ürün geliştirme ve AR-GE çalışmalarının da bir bölümünü Türkiye’ye kaydırılmaya başladığından bahsediyorlar.

“Son dönemde AR-GE konusuna verilen önem, artırılan teşvikler, hem uzmanlık hem maliyet avantajı sağlayacak bir teknik ve ticari altyapı oluşturmaya başladı.”
(Ericsson Türkiye genel müdürü)

“Küresel firmalarla Türkiye’deki ortakları arasındaki işbirliğinin derinlemesine geliştiğini izliyoruz. Kapasite artışının yanında genişleme yatırımları ve Ar-Ge çalışmaları da büyük hız kazandı.” (Opel Türkiye genel müdürü)

“Şirketlerin büyük bölümü şu anda değişim çabasındalar, teknolojik yatırımların arttığı bir dönemdeyiz. Amaç, maliyetleri düşürerek karsızlık sorununun üstesinden gelebilmek.” (Axa Sigorta Pazarlama müdürü)

“Ar-Ge’nin teşvik edilmesi, ulaştırma, enerji, bilişim ve haberleşme gibi fiziki altyapı yatırımları ve KOBİ teşviklerinin artırılması da istihdam ve verimliliği etkileyecek.” (AvivaSa Ceo’su)

Emeğin toplumsal üretkenliğinin/göreli artıdeğer sömürüsünün yeni bir düzeye yükseltilmesi, teknolojik gelişim düzeyi kendi kategorisindeki ülkelerin gerisinde olan Türkiye kapitalizmi ve burjuvazisi açısından bir ölüm kalım sorunudur. Emek yoğun sektörlere ve ucuz işçiliğe dayalı sermaye birikimi çoktan bir sınıra dayanmış olmakla birlikte, sermaye yoğun sektörlere geçiş ve teknolojik gelişim de, işsizliği artırmaya, vasıflı işçiliği de değersizleştirmeye, mutlak ve göreli artıdeğer sömürüsünü en üst düzeyde birleştirmeye dayanmaktadır. İşçi sınıfının çekirdek kesimleriyle had safhada güvencesizliğe itilen geniş kitle gücünün birlikte örgütlenmesi, sınıf mücadelesinin en kritik sorunlarından biridir.

Türkiye pazarının genişletilmesi ve derinleştirilmesi ise hepsinin daha rahat konuştuğu bir konu:

“Anadolu Bankacılığı misyonumuz ve çalışmalarımızda, bankacılık hizmetiyle tanışmamış kesimleri bankacılıkla tanıştırıyor, sadece büyük şehirleri ve büyük firmaları değil, Anadolu’daki bölge ve şehirlerden gelen projeleri de önceliklerimiz arasına alıyoruz.” (Şekerbank genel müdürü)

“ AVM yatırımları büyük şehirlerin çevre bölgelerinde devam ediyor, özellikle de Anadolu’da bölgesel merkez konumunda şehirlere odaklanıyor.” (Alışveriş Merkezleri ve Perakendiciler Derneği başkanı ve TeknoSA genel müdürü)

“Kiler’in 2023 vizyonu dalga dalga yayılarak tüm Türkiye’yi kapsamış olmak. Hedefimiz de tüm Türkiye’de nüfusu 50 binin üzerindeki yerleşim merkezlerinde olmak.” (Kiler yönetim kurulu başkanı)

Otomotiv tekelleri ise, iç-dış üretim ve pazarın nasıl iç içe geçtiğini, 2023 üretim ve ihracat hedeflerine ulaşmanın, iç pazarın da aynı hızla büyütülmesiyle mümkün olacağını belirterek ortaya koyuyorlar.

Türkiye’de tekelci kapitalist üretim ve meta egemenlik ilişkilerinin genişlemesine ve derinlemesine gelişiminin hız kazanması, uzlaşmaz sınıf karşıtlığının da yaygınlaşması ve derinleşmesi anlamına gelmektedir. Üretim sürecinde keskinleşen uzlaşmaz sınıf karşıtlığı ekseninden, toplumsal-bireysel-gündelik yaşamda da derinleşen banka-meta egemenlik ilişkilerine karşı savaşım bütünlüğünün kurulması zorunludur.

5- Bölgeselleşme ve bölgesel yayılma

“Bugün 2 bin civarında olan yurt dışı mağaza adedimizin 2023′te 20 bin seviyesine çıkması, Türkiye’nin 2023 ihracat hedefiyle doğrudan ilgili ve bu hedefi ulaşılabilir kılacak bir öngörüdür.” (AMPD başkanı)

“Hedef 25 ülkede, sağlam iş ortaklarıyla ve kuvvetli dağıtım kanallarıyla bilinen bir marka olmak.” (Twiggy yönetim kurulu başkanı)

“Türkiye uluslararası bir finans merkezi olma yolunda. Biz de BDDK’nın vizyonunu 2010-12 dönemine yönelik stratejik planımızda …. dünya standartlarında ve bölgesel liderliğe haiz bir idari otorite olmak şeklinde tanımladık.” (BDDK başkanı)

“Türk bankacılığının bölgesel ağırlığının artacağını düşünüyoruz. Finansal sistemleri derinleşmeyen Ortadoğu, Balkanlar ve Orta Asya’da belirgin ilerlemeler yaşanırken Türk bankalarının karşılıklı iş ilişkilerinin önemli katkılar yapmasını bekliyoruz.” (Yapı Kredi Bankası genel müdürü)

“Türkiye 2015′te toplam geliri 26 trilyon dolar olan bölge ülkeleri arasında kilit ülke konumunda. Yüksek potansiyele sahip bölgemizin önümüzdeki dönemlerde altyapı, enerji, proje finansmanı gibi alanlardaki yatırım ihtiyacı artacak. Türkiye bilgi birikimiyle bölgenin proje finansmanı ve altyapı yatırımları alanındaki ihtiyaçlarını karşılayacak tek ülkedir.” (Akbank genel müdürü)

“Ortadoğu ülkelerinin sigortada yönetim merkezi olabiliriz.” (HDI Sigorta genel müdürü)

“Zorlu Enerji’nin oyun planı sadece ulusal değil bölgesel aktör olmak.” (Zorlu Enerji genel müdürü)

“İstanbul bir Marmara kenti haline dönüşecek. Bu doğrultuda Kanal İstanbul ve Yeni İstanbul projelerini, Frankfurt’tan Shangai’ya kadar bölgesel bir başkent markası olarak Türkiye’yi dünya markası olarak ileri götürebilir.” (İnanlar İnşaat yönetim kurulu başkanı)

“Türkiye otomotiv sektörü Avrupa otomotiv sanayi ile yakın işbirliği içinde, buna Japonya ve G. Kore de eklendi. Son dönemde İran ve Çin’den ortak yatırıma ilişkin girişimler var.” (Opel Türkiye genel müdürü)

“ Üretim alanında dayanıklı tüketim ürünleri (kahverengi eşya komple ve komponent bazında), binek araç ve farklı alt komponentleri, off-road araçlar, oyuncak, cam mamulleri, organik gıda ve doğal kaynaklar, üretim süreç teknolojileri, savunma, nano teknolojiler ve hizmet tarafında, Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafik ve stratejik konumlandırmayla turizm, enerji (doğal gaz ve petrol), finansal hizmetler, sağlık, medya ve eğlence, IT-sosyal mecralar, mobil hizmetler, 3D gibi sektörlerde yenilikçi ve katma değerli hizmetler ile global anlamda rekabetçi olunması bence mümkün.” (Apple Türkiye-Bilkom genel müdürü)

Sermaye birikiminin temelinin yerel ve ülke ölçekleriyle de iç içe geçen bölgesel ve küresel ölçeğe genişlemesi, sınıf savaşımının örgütlenme düzlemini de buna göre ele almayı gerektiriyor. Türkiye’nin küresel tekellerin, başta neoliberal demokrasi, bankacılık, borsa, perakende ticaret, otomotiv, inşaat, ulaşım, iletişim, enerji ve su ikmal, turizm, tarım-gıda gibi alanlar olmak üzere, bölge üretim, yönetim ve organizasyon merkezi olarak yeniden yapılandırılması, bölgesel ekonomik-stratejik entegrasyon sürecinin hızlanması, sınıf mücadelesini bu düzlemden düşünmeyi gerektiriyor.

6- Neoliberal demokrasi

Tekel yöneticilerinin bir kısmı, burjuva demokrasisine de değinmeyi ihmal etmiyorlar. Tipik olarak da her biri demokrasiyi kendi sermaye birikim alanı ve konusu olarak görüyor.

Turkcell ceosu, “hayatın her alanını kökten değiştiren” bilişim-iletişim teknolojilerinin demokrasiyi de geliştirdiğini ileri sürüyor. Gelecekte kışın yolları karla kapladığı için aylar boyunca tecrit olan köylerde sağlık sorunlarının, cep telefonuyla çözüleceğini, cep telefonu üzerinden uzaktan hastalık teşhisi ve ameliyat bile yapılacak olmasını da büyük demokrasi örneği olarak veriyor! Kar için hiçbir engel tanımayan sermaye için her mekansal, zamansal vd. engelin de aşılması, tecrit olmuş köylerin bile cep telefonuyla teslim alınması ve azami kar havuzuna bağlanması sermaye için gerçekten de müthiş bir demokrasi örneğidir! Kapitalizmde bu engeller, ulaşım, iletişim vd. teknolojiyle emekçiler için de aşılabilir ve bir özgürleşme gibi görünse de, bu gerçekte tüm emekçileri kapitalist üretim ve meta egemenlik ilişkilerine daha sıkı köleleştirmekten ibarettir. 15 yıl sonra o köylü belki cep telefonundan sağlık teşhisi ve tedavisi hizmeti alabilir, tabii çitinden çubuğundan ne kaldıysa sağlık ve iletişim tekellerinin el koyması karşılığında!

İnşaat tekelleri ise demokrasiyi kentsel dönüşüm ile bağlantılandırıyor! Burjuvazi ve üst orta sınıflar için her gün bir yenisi dikilen yaşam alanlı, her türlü gereksinimin içinde karşılandığı uydu kentler ve siteleri, büyük demokrasi örneği olarak veriyor! Bu da burjuvazinin paran kadar demokrasisinin bir diğer örneği!

Burjuva demokrasisinin azami sermaye birikim demokrasisi ve sermayeye çevrilebilir demokrasi olarak özünü de gayet manidar biçimde ifade etmiş oluyorlar.

Neoliberal demokrasi, işçi sınıfı ve emekçiler üzerinde uluslararası tekelci sömürü ve egemenliği azamileştirme demokrasisidir. Ona karşıtlık da temelindeki kapitalist üretim ve meta egemenlik ilişkilerindeki uzlaşmaz sınıf-toplumsal karşıtlık ekseninde olmalı, karşısına işçi sınıfı ve emekçilerin kendi gereksinimlerine kendilerinin birlikte karar verip birlikte gerçekleştirecekleri sosyalist devrimci konseyler demokrasisi ufkuyla çıkılmalıdır.

Sonuç yerine

Türkiye’nin on marka kent, on küresel marka çıkarması, Avrasya’nın teknoloji üssü olması, teknoloji üreticisi ve ihracatçısı olması gibi hedefler konusunda ise, en büyüklerin dışındaki tekel yöneticileri epey yüksekten atarken, en büyük sermaye grupları ve küresel tekellerin Türkiye’deki ayakları, daha ihtiyatlı ve gerçekçi konuşmayı tercih ediyorlar. Türkiye kapitalizminin teknolojik değişim ve bölge merkezi olma yolunda bir geçiş sürecinde olduğu, tekelci sermaye birikiminin yeni ölçeğinin bölgesel olduğu ve buna geçişte fazla zorlanılmayacağı, ancak küresel birikim düzeyine geçiş açısından daha köklü ve bütünsel yapısal düzenlemelerin gerektiği, bunun için daha fazla devlet desteği, tekelci kümeleşme, iç-bölgesel-küresel her düzeyde tekelci entegrasyon, yoğunlaşma ve merkezileşme düzeyinin yükseltilmesi, vb belirtiliyor.

Bu sınıf mücadelesinin, toplumsallaşmış proletaryanın bağımsız programı, ideolojisi, stratejik ve taktik politikalarının, kapitalizmin geldiği ve önüne koyduğu gelişme ve çürüme programına tam karşıt bir komünist eksenden mücadelenin yeni düzlemini de ortaya koyuyor.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*