Anasayfa » GÜNDEM » Yüzyıllık Burjuvazi Yalanı: “Kardeşlik”

Yüzyıllık Burjuvazi Yalanı: “Kardeşlik”

”Çözüm süreci” denilen Kürt halkının neoliberal burjuva demokrasisine en geri düzeyden entegre etme politik yöneliminin çökmesinin ardından tarafların birbirini kendi istediği çözüme “ikna” etmek için kontrollü bir şekilde elini yükseltmesiyle çatışma koşullarına yeniden dönüldü (unutmayalım ki savaş politikanın zor-askeri araçlarla yürütülmesinden başka birşey değildir). Konjonktürün Kürt halkı lehine olan akışının ve uluslararası desteğin yükselmesinin de telaşıyla T.C devleti elindeki şiddet ve bastırma araçlarını  devreye sokmasına rağmen üst üste aldığı askeri darbeler yanında bu kirli savaşın Türk işçi ve emekçilerde yükselen tepkilere neden olmasını da engelleyemedi. Asker-polis cenazelerinde neoliberal iktidara, sınıfsal özlü tepkiler (neden hep yoksul çocukları ölüyor, zengin çocukları ölmüyor?) yükselmeye bir toplumsal iklim yaratmaya doğru ilerleyince, tehlikenin farkına vardılar! Sınıf iktidarını olmasa da AKP iktidarını ciddi olarak sarsma potansiyeli olan bu gelişmelere karşı kardeşlik edebiyatı yeniden devreye alındı. Ve fakat bizce bu kardeşlik çağrısının esas muhatabı Kürt halkı değil, Türk işçi ve emekçileriydi. Kürt halkının gözünü korkutmak, geriletmek için iplerini gevşettikleri faşistlerin kontrolsüz saldırıları mali oligarşinin hiç istemediği yerlere (en azından şimdilik) gitmeye başlayınca gevşettikleri ipleri tekrar sıkıp, bu defa ”demokratik” (!) yollara yöneldiler. ”Teröre hayır. Kardeşliğe evet, bayrak yürüyüşleri” böyle ortaya çıktı. Toplumsal gericilik birikiminin, şoven zehirlenmenin ateşini yeniden harlayarak bir toplumsal mühendislik adımıyla hem ellerini yükseltmek, hem de kendilerine dönük büyüyen tepkiyi hasmına yönlendirmek istediler. Sözde ”sivil toplum ” (!) bizce sermaye kurumlaşmaları olan örgütler aracılığıyla, güya devlet dışında toplumsal kesimlerin insiyatif almasıyla bu miting ve yürüyüşler gerçekleştirildi.

”Bayrak Yürüyüşü”nü organize edip özellikle Türk işçi ve emekçilere sermaye kesimleri ve devletle ”kardeşlik” bağını kurmalarını isteyenler o kadar medya sponsorluğuna rağmen başarılı olamamış görünüyorlar. Kardeşliğe çağırdıkları kesimleri ekonomik, sosyal, siyasal olarak ezip, sömürüp, hiçliğe mahkum etmeye çalışanlar kendileri değilmiş gibi güya ”demokrat pozlara” işçi-emekçileri mitinge çağırmaları, Avrupa burjuva demokrasilerine özenti fotoğraflar vermeye çalışmaları işte böyle iğreti durur ve sonuç- beklenilen sonuç- yaratmaz.

Belirtmeye gerek yok ki, ne Türk işçi ile Türk patronu kardeştir, ne de Kürt işçiyle ezen ulus egemenleri! Kardeşlik ancak aynı-benzer kaderi yaşayanlar arasında kurulabilecek duygusal-sosyolojik bir bağdır. Ve ancak bu da yetmez ortak amaç ve hedefler için verilen sınıf mücadelesinin pratiğinde yakalanabilir kardeşlik. Ancak ortak amaç ve ihtiyaçlar toplum ve sınıfları kardeşleştirir. ”Bayrak Yürüyüşü” denilen ve esasta sermaye kesimlerinin sömürü ve talana dayalı iktidarlarını koruyup kutsayan, kirli savaşı maskeleyen bu yürüyüşün en önünde medyaya poz veren patron, sendikacı, siyasetçi sömürgenlerle, oraya şu veya bu nedenle gelmiş yada getirtilmiş (ki TOBB ve diğer sermaye örgütlerinin Ankara’daki fabrika ve işyerlerinden neredeyse tüm işçilerin mesai bitimi ardından buraya yönlendirildiklerini tahmin etmek zor değil) işçi ve emekçiler kardeştir. Üç otuz paraya sabahtan akşama en ağır koşullarda çalışan bir işçiyle onun artı-değerini sömürmesiyle serpilen bir patronun kardeşliği!! işte böyle bir şey yok. (Soma’da katledilen 301 işçiyle bir kardeşlik bağını ancak Cizre’de, Silvan’da, Yüksekova’da, Varto’da katliamlara karşı direnen, çoluk çocuk demeden katledilen yoksul Kürt halkı kurabilir. Çünkü aynı egemen, sermaye kesimleri ve devletin baskı ve zulmü karşısında bedel ödeyenler ve birbirlerini en iyi anlayabilecek olanlar onlardır). E tabi, kadim devlet geleneklerinde padişah babanın kendi oğul ve erkek krdeşlerini boğazlatmasının yüzlerce vakasının olduğu yerde kardeşlik de böyle olur! Küçük kardeşin (işçi, emekçi, Kürt, Alevi, azınlıklardır…. daima ) büyük kardeşe (sermaye sahibi egemenlere) varlığının armağan olması kardeşliğidir. Verili sosyo-ekonomik koşullarda eğer bir at gözlüğü takma ahmaklığında değilseniz sınıfsal ayrım ve uzlaşmaz çıkarlar çok net görülür. Vatan, millet, kardeşlik hikayeleri, yükselen şovenizm, kitlelere gericilik birikimi olarak sürekli zerk edilir. Dün de böyleydi, bugün de böyle, yarın da böyle olacak. Ama şu bir gerçek ki şekere bulanmış bu zehirli hapın günden güne alıcısı azalıyor. Son yıllarda yönetememe kriziyle birlikte daha da saldırganlaşan sermaye ve onun devleti, neoliberal muhafazakar demokrasinin hegamonik yanından çok diktatoryal yönünü öne çıkarmasıyla işçi ve emekçiler karşısında çıplaklaşmış ve gerçek karakteri ortaya saçılmıştı. Bu nedenle artık hegemonya kurmak için oluşturduğu söylemlerin eskisi kadar alıcısı çıkmıyor.

Özellikle Gezi Direnişi’nin neoliberal burjuva demokrasisinin hegemonya alanlarını tarumar etmesiyle yönetme yeteneğini yitiren sermaye iktidarı zor, baskı araçlarını devreye sokarak diktatoryal yüzünü açıkça göstermişti. Hegemonya diktatörlük dengesi Gezi’de bozulmuştu. Haziran Direnişi’nden aldıkları darbelerin üzerine bir de Suriye cephesinin de çökmesi ve enkazından Rojova’nın ortaya çıkması şirazelerini iyice kaydırmıştı. Sonrasında 6-8 Ekim Kobane direnişi ve zaferi, metal işçilerinin sendika özgürlüğü temelli kitlesel direnişleri, irili ufaklı sınıf ve kitle direnişleri, arkası kesilmeyen doğanın talanına karşı yükseltilen demokratik halk hareketleri, hayatın her alanında neoliberal burjuva despotluğuna karşı yükselen itirazlar, özgürlük ve demokrasi talepleri AKP şahsında cisimleşmiş bu mali-oligarşik tekelci sermaye iktidarının (ki bu anlamıyla o, AKP yanında ABD, AB, TÜSİAD, CHP, NATO, G-20 iktidarıdır da….) toplumsal zeminini düzenli bir şekilde daraltıyordu. Bu daralma onları stratejik hedeflerinden de istikrarlı bir şekilde uzaklaştırma eğilimi gösteriyordu. 7 Haziran seçimleri ve Kürt halkının yakaladığı pozitif konjonktürde ileriye doğru güçlü bir adım içeren demokratik özerklik ilanı (onun içsel zayıflıkları, sınıfsal karşıtlıkları çok da dikkate almayan yanları olsa da, bu yazıda bunlara değinmeyeceğiz) ve bunun savunma savaşının güçlü şekilde verilmesi karşısında sermaye devletinin bu yeni durumda yönetme yeteneğini özellikle Kürdistan’da tam olarak yitirmesi onun açık bir askeri ithak gücü olarak çıplaklaşmasını getirdi. Yürütlen bu kirli-kapitalist savaşta aldıkları darbeler ve asker-polis cenazelerinde hükümete, neoliberal iktidara yöneltilen tepkiler, savaş karşıtlığıyla birlikte iktidarı hedef almaya başlayınca kitle yönetiminde ciddi sorunlar olduğu görüldü. Neoliberal demokrasi Türkiye sermaye devletinin toplumsal tabanı üzerinde etkili güçler olan sermaye kurumlarını, sarı-işbirlikçi sendikaları, dezanformasyon araçları olan, gerçeği çarpıtarak sermaye lehine yayın yapan, ya da gerçeği tamamen saklayan ”penguen medyasını” göreve çağırdı. İşçi sınıfı ve emekçiler üzerinde gün gün gerileyen hegamonik otorite böylece yeniden tesis edilecektir. Tabi yerseniz!

Bu sözde ”sivil toplum” örgütleri (buraya bir gülme efekti konulabilir) güya burjuva devlet makinasından bağımsız, kitlelerin öz ihtiyaçları temelinde çalışıyorlar! Kurulduğu günden beri TOBB’un devletin sağlam bir payandası olduğunu bilmeyen yoktur. Kişisel kariyer planlamasıyla da olsa bu yürüyüşe en önden arz-ı endamda bulunan, belli makam ve mevkileri gaspetmiş soysuzlar oldukları biliniyor! Daha düne kadar metal işçilerinin isyan halinde bulunduğu Türk-Metal çetesinin şeflerinin sivilliği ne kadardır mesela? Mesela bunlar ne kadar demokrat, özgürlükçü? İçlerinde bulundukları, başına çöreklendikleri kurumlar bu neoliberal sermaye gericiliğinin baskı, sömürü ve zulüm üreten bu kapitalist düzenin bir gönüllü yeniden üreticisi değiller mi? Sosyal şoven, milliyetçi ırkçı bir toplum yaratarak Kürt halkının özgürlük arayışını, ”terör” demagojisiyle bastırmak, onu sınırlamak isteyenler aynı zamanda kendi iktidarlarını, koltuklarını da koruma derdindeler. Demokratik hak ve özgürlük bilincinin toplumsal karşılığının geliştiği yerde, böylesi gerici, kapitalist sermaye-iktidar ilişkilerini doğurup-besleyen yapılara ve onların bugünki yöneticilerine de yer olmayacaktır çünkü. Bunu gayet iyi biliyorlar. Metal işçilerinin Türk-Metal çetesine karşı, kendi kaderini kendi eline almak isteyen sendika özgürlüğü mücadelesiyle, Gezi Direnişi’nde neoliberal burjuva demokrasisinin geri sınırlarına isyan eden; kendi yaşamı, tercihleri ve geleceği üzerinde baskı kuran sisteme hayır diyenlerin mücadelesiyle; veya Karadeniz’de, Ege’de doğanın sermayenin yıkım saldırılarına açılmasına isyan eden emekçi halkın mücadelesine karşı bu aynı güruh hep birlikte devlet ve sermaye gericiliğinin yanında saf tutuyorlar. ”Kardeşlik” demogojisinin örtemeyeceği kadar büyük gerçek sınıfsal çelişki ve uzlaşmazlıklar var.

Sınıf iktidarına dayalı bu neoliberal sermaye düzeni hayatın her anında işçi-emekçi halkın sınıfsal, ulusal, mezhepsel, cinsel…. tüm özgürlük ve demokrasi taleplerinin önünde bütün zor araçlarıyla barikat kurmuş haldedir. Ve o barikata yaklaşan tüm kesimleri de şiddetle bastırmaktadır. İşçi sınıfı ve emekçi halkın çıkarı bu barikatın yıkılmasındadır ve bir tercih değil ama zorunluluk olarak devrimci şiddet ve zor araçlarını kullanmak durumundadır. ”Terör” (ki ayrıca terör nedir, savunmasız insanların üzerine devletin ezici gücünü göndermek midir? yoksa, eşitsiz araçlarla tepeden tırnağa silahlı bir yapıya karşı mücadele etmek midir?) demogojisiyle engellenip boğuntuya getirilmek istenen işte bu zorunluluklardır. Karşınızdaki sömürücü, zulmedici yapı tepeden tırnağa şiddete-zora kesmiş haldeyken siz barışçıl, pasif yöntemlerle sınırlı kalamazsınız; kalırsanız emekçi kitlelerin sermayeye boyun sunmasını sağlamış olursunuz!

Milliyetçi, şoven söylem ve ritüellerle işçi ve emekçilerin bilincini bulandırarak onları silahsızlandırma çabalarıdır. Ama nafile! Bu çarkın dişlileri her geçen gün biraz daha fazla aşınıyor, yıpranıyor!

Ercan Akpınar

Sincan F Tipi Hapishane

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*