Anasayfa » GÜNDEM » Yumruk

Yumruk

Kılıçdaroğlu’na atılan yumruğun faşist “beka” jargonuyla vermeye çalıştığı mesaj açık: “Akıllı ol. Ayağını denk al” diyor. Kılıçdaroğlu üzerinden gerçekte tüm toplumsal muhalefet güçlerine verilmek istenen “beka” mesajı, bu.

Aslında bu, aynı zamanda, AKP tabanı ve içindeki yerel seçimlerden sonra ortaya çıkan kısmi “çözülme eğilimi”ne de atılmış bir yumruk. AKP içinde oldukça bezgin ve hoşnutsuz bir kesim var; İstanbul vbnin daha fazla zorlanmasının iktidarın irtifa kaybını hızlandıracağını görüyor, yerel seçim yenilgisinin kabul edilmesini ve burjuva muhalefetle hegemonik bir uzlaşma yapılmasını istiyorlar. Zaten yeni bir devlet skandalı olan İstanbul’un zorlanmasının bırakılması ve Erdoğan’ın biraz yuvarlayarak yenilgiyi kabul edilmiş görünmesi, devlet bürokrasisini ve kendi tabanını eskisi gibi tam kontrol edemez hale geldiğini gösteriyordu.

Erdoğan’ın “Tüm Türkiye’nin kucaklaşması” filan tarzındaki konuşmasını buna yoranlar var. O yumruğun Erdoğan’ın haberi ve onayı olmadan atılmış olması mümkün görünmüyor. Ama bu kadarının bile burjuva faşist devlet iktidarını ve AKP-MHP çekirdeğinin sıkışma ve korkusunu artırmış görünüyor. Nitekim Bahçeli, Erdoğan’ın bu konuşmasına tepki gösterdi, malum beka ittifağı çerçevesine aykırı olduğunu söyledi. Yani örtük olarak Erdoğan’ın “bekacılığı” bırakıp “zillet ittifakı” ile uzlaşma eğilimine girebileceğinden korkusunu dile getirdi. Yerel seçimlerde, AKP’nin gerilemiş, MHP’nin belediye sayısını artırmış olmasıyla, Erdoğan’ın kendisine daha muhtaç hale geldiğini görüyor, iktidardaki güç ve payını artırmak için bekacılığın sivriltilmesini istiyor. Albayrak, Soylu ve Bahçeli, aynı zamanda İstanbul’un gaspedilmesi için “sonuna kadar gidilmesini” isteyen üç kafadar.

Erdoğan elbette bekacılığı filan bırakacak değil. Ama yerel seçim sonuçları küresel mali oligarşi ve TÜSİAD’ın da elini güçlendirdi, onlar da Erdoğan’ın seçim sonuçlarını kabul edip geride bırakarak, bir an önce istedikleri sosyal yıkım programını şekillendirip uygulamaya geçmesini, bunun için de burjuva mutabakat çerçevesini genişletmesini istiyorlar. Davutoğlu’nun çıkışı da, bunun bir göstergesi.

En sonu, bunlarla – ve tabii beledeyilerin devasa rant hortumlarının kısılacak olmasıyla- bağıntılı olarak AKP ve devlet iktidarının içinde de güç mücadeleleri kızışmış görünüyor. Yenilgiyi kabul ederlerse fatura birilerine çıkarılacak, İstanbul seçimlerini iptal etmeyi ve yeniden seçimi dayatmaya kalkışırlarsa, tepki çok büyüyecek, toplumsal-siyasal sarsıntılar artacak, üstelik zaten daralma içindeki ekonomik çöküntü bile büyeyebilir.

Erdoğan ciddi açmaz içinde ve sıkışmış görünüyor. Hangi yolu seçerse seçsin iktidarının zayıflama süreci devam edecek. Çünkü güç dengelerinin tarihsel değişme eğilimi çerçevesinde ekonomik, siyasal, toplumsal sarsıntılar devam edecek. Ancak bu ne yazık ki, henüz sınıfsal güç dengelerinin değişmesi değil. Tekelci oligarşik burjuva sınıf fraksiyonları arasındaki güç dengelerinin değişme eğilimi.

Türkiye’de solun geniş bir kesiminin görmediği de bu: Siyasal sartıntıları yaratan ve dengeleri değişmeye zorlayan Türkiye kapitalizminin içindeki uzlaşmaz çelişkilerinin tarihsel gelişme sürecidir, bu çelişkilerin kendi yolunu mevcut rejimi sarsıp yıpratarak açma zorunluluğudur. Bu çelişkiler, en temelde, toplumsal üretici güçler ile mevcut neoliberal kapitalist üretim ilişkileri ve üstyapısı arasındaki çelişkilerdir, uzlaşmaz sınıf çelişkileridir. Sol, asıl bu çelişkileri görmediği gibi, tekelci oligarşik burjuva sınıf fraksiyonlarından birine ve onun oluşturmaya başladığı CHP merkezli “demokrasi kazandı” kılıklı post-modern neoliberal cepheye yedekleniyor. Bu “cephe”de kimi ararsanız var: Faşistler, eski AKPliler, liberaller, liberal sol, liberal halkçılar, sosyal demokratlar, HDP, küçük-orta burjuva reformistler, vb. Yani bir dönem AKP, yarı-askeri devlet iktidarına karşı nasıl, faşisti, muhazafakarı, liberali, sosyal demokratları toplayan bir sözde “demokrasi” cephesi oluşturmuşsa, şimdi CHP (arka planda daha büyük tekelci oligarşik güç fraksiyonlarının dizaynıyla) aynısını yapıyor.

İmamoğlu’nun Maltepe mitinginde, Anadolu Ateşi, Mehter Takımı, dualar, klasik müzik orkestrası ne ararsanız var, (bir daha önce Kılıçdaroğlu’nun övgüde bulunduğu Ozan Arif eksik!). Herkese nabzına göre şerbet! Daha kötüsü şerbetler çorbası! Post-modern burjuva neoliberal muhafazakar demokrasi olursa bu kadar olur.

Kılıçdaroğlu’nun saldırıdan sonra tüm söylediği, “Amaçları bizi sokağa dökmek, provakasyona gelmeyeceğiz.” Bir kez daha, kitlelerin gerçek sokak, eylem demokrasisinden duyduğu korkunun AKP-MHP faşizminden duyduğu korkudan daha fazla, ve görevinin kitlelerin büyüyen öfkesini gemlemek olduğunu gösteriyor.

Solun da CHP’ye açık ya da “eleştirel” yedeklenmesi, asıl derinde işleyen tarihsel süreci, kapitalizmin içindeki uzlaşmaz sınıfsal-toplumsal çelişkilerin, uzlaşmaz sınıf karşıtlığının açığa çıkması ve şiddetlenmesini örtüyor ve tamponluyor. Bunun yerine, kapitalizm ve iktidarın gerçek işleyişi ile onun soyut ideal ifadesi (“düzeltilmiş kapitalizm/demokrasi”) arasındaki hayali çelişkiyi koyuyor. Kapitalizmin gerçek uzlaşmaz sınıfsal-toplumsal çelişkilerini, bağımsız sınıf mücadelesiyle derinleştirmek, bunun için işçi sınıfının bağımsız devrimci örgütlenme, bilinç ve mücadelesini geliştirmeye yönelmek yerine, bu çelişkilerin örtülmesine ve tamponlanmasına hizmet ediyor.

Bir sarsıntılar çağından geçiyoruz. Türkiye kapitalizmi ve üstyapısı da bunun dışında değil. Kaldı ki “bankamatikçi” dinci-faşist çeteler üzerinden organize edilen bu saldırı (ki bunlardan daha onbinlercesi var!), bu kadar kemikleşmiş bir iktidarın öyle seçimlerle filan gitmeyeceğini, zayıflama süreci devam ettikçe başvurabileceği fiili ve zora dayalı yöntemleri gösteriyor. 24 Haziran seçimlerinden sonra yaptıklarını, devlet güdümlü IŞİD bombacılarını vb bilmiyor muyuz?

Buna göre konumlanmak, her türlü gelişmeye çürüyen sınıfa karşı bağımsız devrimci sınıf militanlığı ekseninden yaklaşmak gerekir. Mevcut kapitalist devlet iktidarını kitleler sokaktan silkelemedikçe, mevcut iktidarın zayıflaması isim ve kılık değiştirmiş biçimde benzerlerinin ortaya çıkmasından başka işe yaramayacaktır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*