Anasayfa » GÜNDEM » Yükselen dövizi bize fatura ettiler, yükselen faizleri de bize ödetmeye hazırlanıyorlar; artan işsizlik, düşen ücretler, beterleşen çalışma koşulları ile!

Yükselen dövizi bize fatura ettiler, yükselen faizleri de bize ödetmeye hazırlanıyorlar; artan işsizlik, düşen ücretler, beterleşen çalışma koşulları ile!

Liranın uçurumdan aşağıya yuvarlanışını bir nebze frenleyebilmek için, fahiş faiz artışları yapıldı.

Gösterge tahvil faizi yüzde 16’yı aştı. Gösterge bileşik faiz ise yüzde 19.2’ye çıktı.

Bunlar devlet bütçesinden mali sermayeye aktarılacak haracın büyümesi, kitlelere düşen kamu harcaması kırıntılarının (memur, emekli maaşları, eğitim, sağlık fonları vd) daha bir budanması anlamına geliyor.

Kredi faizleri ise üç kez artılarak yüzde 16’yı aşmış durumda.

Bunun işçi emekçilere ne getireceği konusunda sol basında çıkan yorumlar oldukça yüzeysel ve sınırlı kalıyor. Krediyle ev, araba alanlar, tüketici kredisi borcu olanlar geri ödemekte zorlanacak, ipotek ve haciz altına girecek deniyor. Doğru ama eksik. Bunlar salt piyasa düzeyindeki değerlendirmeler. Bir de işin temeli olan kapitalist üretim süreci var.

Kapitalist şirketlerin çoğu bizi daha yoğun sömürebilmek için kredi kullanıyor, gelecekteki karlarını güvence göstererek borçlanıyor. Faizlerin üretim sürecindeki etkisi açısından iki olasılık ortaya çıkıyor.

Birincisi, yükselen faizlerle kapitalistlerin bir bölümü borçlarını geri ödeyemez hale gelebilir. Bu durumda yılın 4. çeyreğine doğru kapitalist üretimde bir daralma, en iyi durumda ağır bir durgunluk gündeme gelebilir. Bu da malum, işçiler açısından daha fazla işten atılma, işsizlik, ücretler üzerinde baskının artması, ücret kesintisi saldırıları demektir.

İkincisi, karlarını sürdürebilmek için kredi kullanma mecburiyetinde olan kapitalist şirketler, daha yüksek faizle kredi kullanabilecek, aldıkları krediler için daha yüksek teminat (yani gelecekte karlarını artıracakları vaadi) göstermek zorunda kalacak. Çünkü bankalara daha yüksek faiz ödemek demek, şirketlerin karlarından bir kesinti demek. Dolayısıyla şirketler eskisi kadar bile kar edebilmek için, işçiler üzerindeki sömürülerini şiddetlendirecekler. Bu da daha düşük ücret, daha çok çalışma, “maliyetleri” düşürüp karları artırmak için işçi sağlığı ve güvenliğinden daha fazla kısıntı yapma, yani iş cinayetleri ve hastalıklarında yeni bir patlama demek.

Dolayısıyla kapitalistler devasa borçlarını da, tırmanan faizleri de, yine işçilere, bir yanda daha fazla işsizlik, diğer yanda daha düşük ücretle daha uzun ve ağır çalışma koşulları ve sömürü ile yine işçilere ödetmeyi dayatacaklar.

İster dövizin hızla yükselmesi olsun, ister faizlerin hızla yükselmesi olsun, her ikisi de, kapitalizmin emekgücünü her düzeyde daha fazla değersizleştirmesi anlamına geliyor.

Gerçekte, krizin asıl nedeni ne döviz, ne faiz. Bunlar daha ziyade sonuç. Kapitalizmin krizinin asıl nedeni, aşırılaşmış sömürüsüne karşın, bunun sermaye birikimini sürdürmeye yetmemesi. Kapitalizm artı-değer sömürüsüne dayalı bir sistem olduğundan, kapitalizmin krizi de mevcut artı-değer sömürüsünün artık yetersiz hale gelmesi demektir. Bu sömürü ne kadar fazla olursa olsun kar oranlarının düşme eğiliminin hızlanması anlamına gelir. Kapitalizm açısından krizinin biricik çözümü de artı-değer sömürüsünü yeni ve daha yüksek bir düzleme çıkarmaktır. Kapitalizm bunu yapamaz hale geldiğin daha sert ve saldırgan yönetim biçimleri gündeme gelir, ya da zaten etkisizleştirilmiş seçim şu parti bu hükümet meselesi gündeme gelir, ve hangi burjuva parti veya ittifak yönetime gelirse gelsin, bizzat mali oligarşik kapitalizmin dayattığı benzer sosyal yıkım programlarını uygulamaya koşullandırılır. Aynı zamanda kapitalizmin döviz kuru, faiz vb gibi bir takım mekanizmaları yine aynı yönde, sosyal yıkım ve emekgücünün daha fazla değersizleştirilmesi ve sömürülmesi doğrultusunda harekete geçer.

İşte kapitalizm böylesine bir kapandır.

Dolayısıyla mesele yükselen faizlerle ev, araba alamamak değil, bugün artan sayıda işçi emekçinin yaşadığı gibi, daha vahşice sömürülmek ama ev faturalarını bile ödeyememek, yeterli gıda alamamak gibi bir noktaya doğru gidiyor.

Ücretli kölelik durdukça seçim sandığından daha beter kölelikten başka bir şey çıkmaz.

Büyük bir dalga geliyor, işçi sınıfı buna hazırlanmalı, kendi bağımsız talepleri ve birikmiş öfkesiyle mücadelesini yığınsallaştırmalı.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*