Anasayfa » DİRENİŞ ÇADIRI » Yüksel Direnişi’nin 1. Yılı

Yüksel Direnişi’nin 1. Yılı

366 gün önce Yüksel Caddesi bu cümleyi haykıran Nuriye Gülmen ile tanıştı. “Bizler OHAL kapsamında yayınlanan KHK’lerle işinden atılan devrimci,demokrat kamu emekçileriyiz…”

Geçtiğimiz yıl bugün Yüksel Caddesi’nde akademisyen Nuriye Gülmen’in başlattığı direnişin bugün 366. günü. Direnişin yıl dönümünde ise tüm gün süren sayısız eylem ve bunun karşısında da sayısız gözaltı terörü yaşandı. Kısaca bugünün bilançosuna baktığımızda sabah saat 09:00’dan akşam saat 18:30’a kadar Konur Sokak ve Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı çevresinde gerçekleşen toplam 7 farklı eylem ve bu eylemlere dönük polis saldırılarında gün boyu toplam 33 kişi gözaltına alındı.

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın süresiz açlık grevinin de 246.günü olan bu direniş günü elbette direnişle geçen koca bir yılın tamamlanması anlamı ile de ayrı bir anlam ifade ediyor. Geride bıraktığımız bu bir yılın toplam direniş tablosuna baktığımızda da ciddi boyutlara varan polis terörü karşısında işi ve ekmeğine sahip çıkan kamu emekçilerinin Yüksel Direnişi sonrası farklı illerde farklı meydanlara ve iş yerleri önüne taşınan mücadelelerine de tanık olduk. Bu yanıyla Yüksel Direnişi’nde Nuriye Gülmen’in başlattığı ve yeni direnişçilerin katılımı ile büyüyen iradenin, OHAL ve KHK saldırılarına uğrayan çok sayıda kamu emekçisi için yeni bir direniş ufku ve umudu yaratması güncel bir gerçeklik olarak kendini ortaya koymaktadır. Ortaya konan,büyüme potansiyeli taşıyan bu direniş iradesi karşısında sermaye iktidarının büyüyen korkusu tamamladığımız bir yıl içinde Nuriye ve Semih’i tutuklamak ile sınırlı kalmayarak büyüyen dayanışmaya yönelik de sayısız gözaltı ve dayanaksız tutuklama saldırıları ile devam etmiştir. Direniş iradesine ve emek mücadelesi ekseninde büyüme potansiyeli giderek yükselen dayanışmaya dönük saldırganlığı tırmandıran sermaye devletinin sınıf kini, Yüksel Caddesi’nde sürekli eylem biçimine dönüşen direnişe yönelik artan polis şiddetinin yanı sıra Nuriye ve Semih şahsında insanca ve onurlu bir yaşam talebini yükselten tüm muhalif emekçilere ve nihayetinde Nuriye ve Semih’in avukatlarına kadar uzanan,savunma hakkının gaspı anlamı taşıyan tutuklama saldırıları şeklinde de kendini çok defa göstermiştir,göstermektedir.

Yüksel Caddesi’nde direnişin 180’li günlerinde abluka altına alınan İnsan Hakları Anıtı, iki sınıfın uzlaşmaz çıkarlarının gün be gün çarpışmasına tanıklık etmektedir. OHAL sonrasında KHK ile işten atma saldırıları nedeniyle gerçekleştirilen eylemler toplam eylemler içinde %7 lik bir rakamla ifade edilmiş olup bu bir yıl içinde; özelde KHK ile işten atma saldırıları karşısında kamu emekçilerinin gerçekleştirdiği eylemlere, genelde ise toplumsal muhalefete, sınıf hareketine ve sendikal mücadelelere yönelik devletin faşizan,keyfi saldırıları da artış göstermiştir. OHAL bahanesi ile sokakta muhalefetin adeta çıt çıkarmasına bile tahammül göstermeyen sermaye iktidarı, bir yandan da grev yasakları ile OHAL sürecini, “minareyi çalan kılıfını hazırlar” misali işçi sınıfının bütününe yönelik olarak artırarak sınıfsal saldırının dozajını arttırmış, sömürü ve baskının bir aracı olarak karşımıza çıkarmıştır. Özellikle kamu sektöründe, İş güvencesi önceki dönemlere nazaran neredeyse sıfırlanmıştır. Yanısıra OHAL döneminde alınan 5 grev kararı “milli güvenliği” tehdit ettiği gerekçesi ile ertelenme adı altında fiilen yasaklanmıştır. Sermaye iktidarının siyasal temsilcisi Recep Tayyip Erdoğan’ın şu sözlerini de tam bu noktada tekrar hatırlayalım:

“Grev tehdidi olan yere OHAL’den istifade ile anında müdahale ediyoruz. Diyoruz ki hayır, burada greve müsaade etmiyoruz, çünkü iş dünyamızı sarsamazsınız. Bunun için kullanıyoruz.”

İşçi sınıfı açısından adeta malumun ilanı anlamına gelen bu sözler AKP ile sermayedarların, söz konusu sınıf çıkarları olduğunda nasıl yekpare hareket ettiklerini bir kez daha kanıtlamış, OHAL’in kimlere hizmet ettiğini en pervasız ve dolaysız yoldan bir kez daha gözler önüne sermiştir. Yine bu bir yıl içindeki OHAL sürecinde kamu kurumları ve 50’den az işçisi olan az tehlikeli işyerlerinde iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi çalıştırma zorunluluğunun 1 Temmuz 2020 tarihine ertelenmesi gibi yeni işçi cinayetlerine zemin hazırlayan ve çok ciddi sınıfsal saldırılar anlamı taşıyan politika ve kanun değişikliklerinin hayata geçtiğini de görmekteyiz. Nitekim, sürekli uzatılarak devam eden ve bitmek bilmeyen bir OHAL süreci ile geçirdiğimiz bu bir yıla dönüp baktığımızda tespit edilebilen işçi cinayeti sayısının 2000’e ulaşması ile işçi cinayetlerin sayısının ciddi bir artış içine girdiğini de görmekteyiz.
OHAL, işçi sınıfının çalışma ve iş güvencesi haklarına bir saldırı anlamı taşımakla beraber aslında çok dolaysız yoldan yaşam hakkına saldırıları beraberinde getirecek olan “yeni” düzenlemeleri de beraberinde getirmiştir.

Bugün her alanda sınıf mücadelesinin yükseltilmesi ve sınıf dayanışmasının hayata geçirilmesi işçi sınıfının uzun vadeli çalışma ve yaşam haklarını korumak açısından elzemdir.

Devrimci Proletarya/Ankara

Fotoğraflar: Erol Üçem

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*