Anasayfa » GÜNDEM » “Yok aslında birbirimizden farkımız, ama biz Osmanlı Bankası’yız…”

“Yok aslında birbirimizden farkımız, ama biz Osmanlı Bankası’yız…”

Yıldırım ve İmamoğlu’nun medyatik seçim tartışması programı, tahmin edileceği gibi, aşırı bir yavanlık ve sabun köpüğü uzlaşmacılığıyla geçti.

Sorular aşırı temkinli ve yavan, “adaylar”ın yanıtları daha da temkinli, ve bu soruların bile çevresinden dolanan bir yavanlıktaydı.

Sistem ve rejim açısından tabu sayılan kapitalizm, sermaye, piyasa, neoliberalizm, devlet, darbe, faşizm, milliyet, din, ataerkillik gibi konuların tartışılması, medyatik seçimde on kat daha tabuydu. Emek, insan, doğa, kadın, çocuk, yaşlı, Kürt, azınlık, göçmen yıkımı, sömürü, baskı, yasaklar gibi konular da tabii ki tabuydu ve esamisi bile okunamazdı.

İşçi sınıfının, herhangi bir “sınıf”, “sömürü”, “emek” kavramının burjuva siyaseti ve seçimlerinde yok ve yük sayıldığı bir kez daha teyid edildi. Keza kadın ve çocuk sorunu diye bir şey olmadığı da.

Yalnızca Kürt, Suriyeli ve “park-bahçe” sorunlarına ucucunun ucundan, sermaye ve devletini ürkütmeyecek, neoliberal muhafazakar çerçevede kenar süsleri olarak şöyle bir değinilip geçildi.

Gayet ironik biçimde, Yıldırım daha liberal ve “demokratik”, İmamoğlu ise daha devletçi ve muhafazakar bir görünüm vermeye çalıştı. Elbette işsizlik, baskı ve yasaklar, darbe, emek-kadın-çocuk-doğa yıkımı değil, “terör” birinci sorundu! Elbette İmamoğlu devletine kurban olsundu! O elbette 100 yıla yaklaşan tarihinin 80 yılının fazlasını faşist rejim biçimleri ile geçiren, sayısız faşist darbeye, katliama imza atan, emperyalist kapitalist ağababalarını baştacı eden, temel işlevi işçi sınıfını ve Kürt halkını, solcu, komünist ve muhaliflerini ezmek olan “TC’nin aşığıydı”! Kürt halkı da, bir nebze muhatap alınmak için elbette, “TC aşığı” olmak zorundaydı!

Her iki tarafta İstanbul’da darbeci seçim tekrarını “demokratik” diye realize etmek için elinden geleni ardına koymadı. İmamoğlu, en büyük kozlarından olan, İstanbul’da AKP-YSK’nın seçim darbesini açıktan sorun etmekten ve bu konuda Yıldırım’ın üstüne gitmekten kaçındı.

Sonuç olarak bu medyatik seçim demokrasisi şovunun İstanbul seçimleri üzerine büyük bir etkisi olmayacak. Ama İstanbul tekrar seçiminin sonuçları ne olursa olsun, bu medyatik demokrasi imajı şovunun asıl kazananının, TÜSİAD olduğunu söylemek gerekir.

Bu programla, AKP-Erdoğan, kendisini bu doğrultuda sıkıştırıp duran büyük sermaye fraksiyonuna, “normalleşmeci, mutabakatçı, daha kapsayıcı yönetim” tarzı “imaj tazeleme” mesajlarının bir yenisini daha verdi. Yıldırım ise, “Erdoğan’dan özerk, ılımlı, makül, tecrübeli siyasetçi” türünden “imaj tazeleme” mesajları verdi. Böylece İstanbul tekrar seçimini kaybetse bile bunun Erdoğan ve AKP için daha ağır bir sendroma dönüşmesinin önü kesilmeye, seçim sonrasında neoliberal sosyal yıkım programı çerçevesinde tüm büyük sermaye kesimleri ve düzen partilerinin mutabakatına zemin oluşturulmuş oldu.

Program sonunda Yıldırım ve İmamoğlu’nun aileleriyle birlikte, Kız Kulesi resmi önünde verdikleri neoliberal muhafazakar mutabakat “demokrasisi” pozu, her şeyi anlatıyor.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*