Devrimci Proletarya ve İşçi Meclisi’nin İstanbul Taksim’de bulunan Merkez Bürosuna  4 Aralık günü sabaha karşı 04.30’da polis baskını düzenlendi. Özel hareket polislerinin de aralarında olduğu onlarca polis tarafından yapılan baskında büromuzun kapısı koçbaşı ile kırılarak içeri girildi, büromuz talan edildi ve bilgisayarlarımızdan birinin hardiskine el konuldu.

Aynı binada ve katta olduğumuz SGDF’ye yönelik aynı gün içerisinde operasyonlar düzenledi evleri basılan dernek üyelerinden 19’u gözaltına alındı.

Baskın ile ilgili bir belge vs elimizde yok. Polis keyfi bir şekilde kapımızı kırdı büromuzu talan etti.

Kapitalist devlet kendisine yönelik tehdit olarak gördüğü her kesime baskıcı ve katliamcı yüzünü göstererek bu kesimleri yıldırmaya sindirmeye çalışıyor. Evleri, kurumları basıyor, eylemlere saldırıyor, basın organlarına ve çalışanlarını sindirmeye çalışıyor.

Daha dün “PKK terörist örgüt değildir” demesinin ardından hedef haline gelen Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi katledildi. Ev baskınlarında infaz edilen devrimcileri “Aranan canlı bomba öldürüldü”, “Terörist öldürüldü” diyerek infazı kamuoyunda meşrulaştırmaya çalışıyor.

Bunlar bizler için yabancı şeyler değil elbette. Son zamanlarda ise devlet pervasızlıkta yeni bir noktaya geldi ki bu da “yanlışlıkla oldu” keyfiliği. Baskında eve giren polise “Galoş giy” diyen Dilek Doğan nasılsa çıkan tartışmada yanlışlıkla vuruluyor! Dilek’i oluşan tepkiler karşısında “terörist”, “canlı bomba” ilan edemeyince bu yalana başvuruyorlar. Tahir Elçi çıkan çatışmada yanlışlıkla vuruluyor!

Pervasızlık ise sürüyor. İstanbul’daki polis operasyonlarının son kadın kurbanı 19 yaşındaki Dilan Kortak. Kortakta “PKK’nin hücre evine” baskın adı altında infaz edildi.

Kürt halkının özyönetim ilan ettiği şehirlerde ise 1-2 yaşındaki bebekten 70-80 yaşındaki nineler dedelere kadar “terörist” ilan edilerek katlediliyor. “Esedullah” adlı kontra timler türüyor.

Bu örneklere onlarcası eklenebilir. Elbette bu örnekler devletin korkusunun büyüklüğünü göstermenin en net belgeleri olurken devrimcilerin ve Kürt Halkının ise bu baskılar infazlar katliamlar karşısında mücadelelerini daha da yükselttiğini ve yükselteceğini gösterir.

Burjuva demokrasisinde onun düşmanı ve mezar kazıcısı olan bizlere baskı, yasak, gözaltı, infaz, OHAL vs düşerken burjuvaziye ve onun devletlerine sınırsız özgürlük düşer. Burjuva demokrasisin gözbebeklerinden Paris’te bile 3 ay OHAL ilan edilebilirken, 1 Mayıs’lardan tutalım da en küçük eylemler için bile “benim istediğim sınırlarda yaparsınız” denilen Türkiye’de kapitalist katil sürülerinin toplantıları için koca şehirler kapatılır. Keza benzeri tutum ile kapitalist devletlerin katıldığı toplantıları güvende geçsin diye adeta Paris’i cezaevine çevriliyor, otobanları kapanıyor, belli mahallelere girişi yasaklanıyor.

Bizden istenen çalışmak, tüketmek, sermayenin akışını hızlandırmak ve boyun eğmek.

Bizler komünistler, devrimciler ve ezilen halkalr olarak tarihimiz boyunca gösterdik ki bu baskılar karşısında yılmayacağız, sinmeyeceğiz aksine mücadelemizi büyüteceğiz.

Devrimci Proletarya olarak biliyoruz ki bu baskılar kapitalizmi bütün ilişkileriyle birlikte yıkmadan son bulmayacaktır. Onun için diyoruz ki kapitalist sisteminizi, kapitalist devletlerinizi, kapitalist ilişkilerinizi toptan tarihin çöplüğüne atacağız.

Sizlere vereceğimiz cevap bu olacak