Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Yeterlilik sizsiniz işçi sınıfı!

Yeterlilik sizsiniz işçi sınıfı!

Hükümetin öğretmenlere yeterlilik ve performans kriteri getiren Öğretmenlik Strateji Belgesi nedeniyle, Mayıs 2012’de yayınlanmış yazı dizimizi yeniden yayınlıyoruz.

Yeterlilik sizsiniz işçi sınıfı!
-I

Burjuvazi ve hükümeti, önümüzdeki dönemde kadrolu öğretmenleri de daha ağır bir performans/yeterlilik boyunduruğuna almayı hedefliyor.

Milli eğitim bakanı, bu sistemi daha nitelikli eğitim, daha yetkin öğretmenler için, diye gerekçelendirdi.

Oysa, performans sisteminin amacı, emeği yetkinleştirmek değildir. Tam tersine, işçinin kendini hep yetersiz hissetmesini sağlamaktır.

Yetersiz, ve dolayısıyla eğreti ve gereksiz!

Bu yüzden her türlü performans ölçme/değerlendirme sistemi, işçileri sermaye için yeterliliklerini ve dolayısıyla gerekliliklerini kanıtlayabilmek için kendilerini parçalarcasına rekabete koşullandırır. Özgüvenlerinin büsbütün kırılmasına yol açar. Köleliği derinleştirir. Sermayenin yalnız sömürüsünü değil egemenliğini de, emeğin (sürekli bir “yetersizim, her an gereksiz de olabilirim!” korkusuyla) bizzat içgüdüsü haline getirip, azamileştirmeyi amaçlar.

İşçiler çalışırken sürekli tepelerinde kendilerini az çalışmakla, yetersizlikle suçlayan şeflerin baskısından muzdariptir. Fakat performans sistemi bundan fazlasıdır: Performans sistemi bir kez yerleşti mi, artık, çok çalıştığını ve “yeterli” olduğunu tepesindekilere sürekli kanıtlamak durumunda olan bizzat işçinin kendisidir. Performans sisteminin ve emeği ölçme, değerlendirme, karşılaştırma mekanizmalarının en yıkıcı sonucu işte budur. Bu, suçlayanın “suçu” kanıtlaması yerine her daim potansiyel “suçlu” addedilenin “suçsuzluğunu” (sermaye için çok çalıştığını, yeterli ve gerekli olduğunu) kanıtlamakla yükümlü tutulduğu sermayenin emek üzerindeki despotik bir yargı mekanizmasıdır. İşçilerin kendilerini sürekli yetersiz, ve dolayısıyla eğreti ve gereksiz (aldığı üç kuruş ücreti bile haketmiyor, sanki patronun zamanını ve parasını çalıyor gibi) hissetmesiyle sağlanır.

Yetersizlik baskısı ücretli köleliğin ayrılmaz bileşenidir

İşçinin işinde ve yaşamında kendini yetersiz hissetmesi, ücretli kölelik sisteminin ayrılmaz bileşenidir. İşçi patrona ne kadar değer (artıdeğer/sermaye) üretirse, kendi işgücü o kadar değersizleşir. Sermaye birikimini sürdürmenin ve yükseltmenin ilk koşulu, emek üretkenliğini durmaksızın artırmak, sınırsızca artırmaktır. Zaten sermaye emek üretkenliğini artıramaz hale gelince krize girer. Krizden çıkmasının da ilk koşulu da, yeni teknolojiler, yeni üretim ve emek organizasyonları, daha az işçiye daha çok iş yaptırmak, çalışma temposu ve süresini artırmak, bir bütün olarak emek üretkenliğini bir üst düzeyden azamileştirmektir.

Kapitalizmin mutlak yasası: Bir kutupta sermaye birikimi, diğer kutupta, kendi emeklerini patronlara sermaye olarak üreten işçilerin safında ise sefalet birikimi. İşte işçilerin kendilerini değersiz, yetersiz, yeteneksiz, gereksiz hissetmeleri de bu sefalet birikiminin biçimlerinden biridir. Üretimin araçlarından yoksun; emek sürecinde bile kontrol ve inisiyatife sahip olamayan; zaten salt bir “işgücü”ne indirgenmiş, işgücü de patronların komutasında bir meta haline gelmiş; toplumsal-teknik iş bölümüyle yaşam ve çalışma alanı alabildiğine daraltılmış ve parçalanmış; toplumsal, politik, kültürel olarak etkin bir yaşama ne vakti, ne enerjisi kalan, ne de bunun eğitim ve olanağına sahip olabilen; kendisinin ve ailesinin çoğu zaman en temel istem ve gereksinmelerini bile karşılayamayan … işçilerde derin bir “yetersizlik” sendromu yaşanması kaçınılmazdır.

İşçilerin içine itildiği ve olağan koşullarda çoğunluğunun da kabullendiği bu “yetersizlik” kapanı olmasaydı, kapitalizm kapitalizm olmazdı. Bu, basitçe psikolojik bir sorun olmayıp, kapitalist kölecilik sisteminin yapısal bir bileşenidir. Burjuvazinin işçi sınıfı üzerindeki en yıkıcı, en kıyıcı hakimiyet biçimlerinden biridir. En ileri bilimsel, teknolojik emekten en ince duygusal, estetik emeğe kadar üretim ve yaşamı varedip durmaksızın geliştirenlerin, bilmeye ve kendi emek ve yaşamlarını yönetmeye, kendileri için yeni ve daha yüksek bir yaşamı da kurmaya yetenekli olmadıkları; sermaye hükümranlığına mecbur oldukları önyargısı, kapitalizmin temel bir sınır taşıdır. Bu önyargının yıkılması da, kapitalizmin mezar taşı olacaktır.

Neoliberalizm: Ezeli yetersizlik

Neoliberal üretim ve emek organizasyonları, işçilerin işteki yetersizlik duygusunu had safhaya vardırır. Artık işçiler arası dayanışma, birbirine bilgi ve beceri aktarımı ile kazanılacak bir “yeterlilik” yoktur. Kalıcı işlerde, iş güvencesi ve deneyimle kazanılacak bir “yeterlilik” yoktur. Belli bir işin yapılabilmesi için hiçbir zaman yeterli sayıda işçi istihdamzı da yoktur. Dahası, eğitimle, bilgiyle, beceriyle de kazanılacak bir “yeterlilik” de yoktur. İşçiler için, işsizlik ve güvencesizlik kapanına alınan eğitimli işçiler de dahil, sürekli derinleşen bir “yetersizlik” baskısı ve duygusu vardır.

Bu “yetersizsiniz!” baskısıdır ki işçileri, 1- Sermaye için kendilerini parçalama “yeterlilikleri”ni de bizzat kendilerinin kanıtlaması zorunluluğunda bırakır. (Bu “yeterlilik”, öğle tatillerinde ve hafta sonlarında çalışma, fazla mesai ücreti almadan fazladan çalışma, iş tanımında olmayan angarya işlerini yapma, iş dışında da işini gelecekte koruyabilmek ya da işten atıldığında yeni iş bulabilmek için bilgisayar, dil gibi çeşitli kurs ve dershanelere gitme, yeni “yeterlilik” sınavlarına hazırlanma, vb gibi biçimler kazanır.) 2- Patron ve şeflere karşı tepki ve taleplerini dile getirmekten alıkoyar.

İşsizlik, güvencesizlik, aynı işyerinde bile işçilerin farklı istihdam biçimleri, ücret ve statü farklarıyla parçalanması ve katmanlılaştırılması, yönetim teknikleri ve rekabetle birbirinden tecrit edilmesi… Neoliberalizm, eğitim, sağlık, çalışma, emeklilik, her şeyin, tüm bir yaşamın bireysel atomizasyonudur. Neoliberal emek organizasyonunun (hukuki ifadesini bireysel iş sözleşmesinde bulan) özü de, işin bireyselleştirilmesidir. Her türlü üretim ve emek sürecinin iç içe geçtiği, birbirine bağlandığı, üretim ve emeğin toplumsal niteliğinin olağanüstü geliştiği günümüzde, tekil işçinin, hem de yaptığı iş üzerinde hiçbir kontrol ve inisiyatif tanınmadığı halde, yaptığı iş ve sonuçlarından yalnızca bireysel olarak sorumlu tutulmasıdır.

Emek görülmemiş toplumsal-bileşik bir nitelik kazandığı halde, 1- İşçilerin birbirinden soyutlanması, 2- İşçilerin yalnız birbiriyle değil kendi kendileriyle acımasız bir rekabete sokulması, 3- İşin mutlak biçimde bireyselleştirilmesi, 4- Emeğin “ölçme ve değerlendirilmesi”nin de, her türlü nitelikten soyularak tümüyle sayısallaştırılması…

Böylelikle, işçinin işteki “yeterliliği”, artık belirli tarihsel ve toplumsal bir bağlam içinde, belirli bir deneyim ve bütünün parçası olarak var olamaz. Daha doğrusu işçinin kendisi açısından belirli bir toplumsal bağlam, deneyim ve bütünün parçası olarak algılanamaz hale gelir. Sayısallaştırılmış “yeterlilik” her türlü somut bağlamdan ayrı, sürekli değişmeye hazır, patronun karlılığına ve kaprislerine, piyasanın gereklerine göre ancak anlık olarak varolabilen, her an uçup gidebilir, yerine yenisi ile değiştirilebilir, sayısallaştırılmış (soyut) bir karakterdedir. “Yeterlilik”, sadece o anda sermayenin azami birikimine yeterli olma ihtimalidir. Sayısallaştırılmış her türlü eğitim-deneyim, her türlü bilgi-beceri her an “yetersiz” addedilmeye, yerini hemen alıverecek yeni bir sayısal “yeterlilik” ölçüsüne bırakmaya hazır olmalıdır. Böylelikle konulan her “yeterlilik” ölçütü ve değerlendirmesi daha geniş bir kesimi “yetersizler” safına fırlatır. Güvencesiz çalıştırılmalarını, ücretlerinin düşürülmesini veya işlerine son verilmesini rasyonalize eder. Zaten performans sisteminin ve onun ayrılmaz bileşeni olan sayısallaştırılmış yeterlilik ölçme ve değerlendirme mekanizmalarının asıl işlevi, her türlü emeği birbiriyle karşılaştırılabilir hale getirip, işçiler arasındaki rekabeti körüklemek, emeğin (artıdeğer) üretkenliğini son sınırına kadar artırmak, ve bunun kadar önemlisi, emek üzerinde içselleştirilmiş bir azami kontrol ve güdüm kurmaktır.


Emek üzerinde azami kontrol-güdüm

Şunlar ne kadar vurgulansa azdır: Her türlü performans sistemi, emeğin sayısallaştırılmış kontrolüne dayanır. Emeğin sürekli yinelenen, dolayısıyla sayısal olarak ölçülebilir bir takım en basit işlemleri yapmaya indirgenmesine, bu “istendik” işlemlerin her işçi açısından sayısal olarak hesaplanıp/birbiriyle karşılaştırılabilir hale getirilmesine, bir takım sayısal yeterlilik ölçüt ve kademelerinin konulmasına dayanır. Hepsi birlikte, emek üretkenliğini (sömürüsünü) ve emek üzerindeki kontrolü azamileştirmenin araçlarıdır. Sayısallaştırılmış yeterlilik ölçme/değerlendirme sistemleri, aynı zamanda sermayenin emek üzerindeki azami egemenlik, kontrol ve yönetim araçlarıdır.

Çünkü ölçülemeyen emek tam kontrol altına alınamaz. Bilimsel emek, sanatsal emek, sportif emek, öğretmen ve sağlıkçının emeğinin ölçülebilir hale getirilmesi, bu alanlarla da öznel emek süreçlerinin (kendi emek süreçleri üzerindeki kısmi özerklik ve inisiyatif olanağının) ölüm çanıdır. Öznel emekten nesneleştirilmiş emeğe, nitel emekten sayısallaştırılmış emeğe, içeriksel emekten biçimselleştirilmiş emeğe, özgül emekten genel emeğe, işinde yeterli ve gerekli olan emekten yetersizlik duygusu içinde ve her an gereksizleşebilir emeğe geçiş olarak, yıkıcı proleterleşme sürecinin en çarpıcı dinamik ve ifadelerinden biridir.

Bireysel rekabetçi performans sistemlerinin kaçınılmaz bir sonucu da, bu alanların tümünde, yalnızca mesleki örgütlerin değil, mesleki statülerle birlikte mesleki kolektif birikim ve kültür, norm ve kimliklerin tasfiyesinin hızlandırılmasıdır. Bu yüzden, bilim insanının, akademisyenin, aydının, sanatçının, sporcunun, mühendisin, mimarın, avukatın, öğretmenin, sağlıkçının emeği ne kadar nitelikli olursa olsun; kendine ne kadar toplumsal gereklilik ve statü atfederse etsin, bir kez sayısal olarak ölçülebilir bir takım basit hareketlerin yapılmasına indirgenince, zaten basit emekle karşılaştırılmaya ve basit emeğe doğru indirgenmeye başlamış; sermaye tarafından tam zaptedilerek, genel emeğin her an vazgeçilebilir herhangi bir parçası haline gelmiş demektir.

devam edecek…

Not: Bu yazı dizisi hiçbir sayısal ölçme/değerlendirme sistemine uymadığından, ölçülmesi ve değerlendirilmesi, sınıf bilinç ve mücadelesindeki nitel yararlılığına göre, işçiler tarafından yapılacaktır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*