Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Yeterlilik Sizsiniz İşçi Sınıfı-II

Yeterlilik Sizsiniz İşçi Sınıfı-II

Futbolda performans sistemleri: Artan ölüm ve sakatlıklar

Bugün bir futbolcunun yalnız kaç gol attığının değil, kaç isabetli şut ve pas attığının, kaç asist yaptığının, kaç top çaldığının, kaç top kaybettiğinin, kaç kez topla oynadığının, maç boyunca kaç kilometre ya da dakika koştuğunun da hesabı tutuluyor. Bunların dakik listeleri çıkarılıyor ve futbolcuya bu listelerdeki yerine göre “değer” biçiliyor. Bu ayrıntılı sayısal istatistiklerin tutulması ve her maçtan sonra yayınlanması bile, futbolcuyu sayısal pas, şut, top çalma vb ratinglerini artırmak için güdümlemenin aracıdır. Daha çok şut atıp daha çok top çalmak için daha agresif oynamaya, maç boyunca hiç soluk almadan koşmaya, birkaç uzun pas yerine çok sayıda kısa paslarla oynamaya koşullanacaktır. Böylelikle sırf bu sayısal “performans” ölçme/karşılaştırma istatistikleriyle bile, futbolcular “seyir verimliliğini” artırmaya zorlanır, maçların daha tempolu ve kıran kırana oynanmasıyla, seyirci daha çok bağlanır ve daha çok seyirci çekilir. Futbol sektörünün bağlayıcılığı ve karlılığı artırılır.

Her hareketi sayısallaştıran ayrıntılı istatistikler tutulduğunda, bunlardan hangileri daha çok müşteri çekiyorsa onlar öne çıkartılıp futbolcular istendiği gibi yönlendirilebilir hale gelir. Örneğin Barcelona gibi kısa ve seri paslaşmalar daha örgün ve estetik bir seyirlik yaratıp seyircinin hoşuna mı gidiyor, futbolcu performansına sayısal “pas verimliliği”ni de ekleyip daha kısa ve seri paslarla oynamasını sağlar, her takımı kendi çapında bir çakma Barça haline getirebilirsiniz. Bu sayısallaştırılmış üretkenlik ölçme/karşılaştırma sistemlerinin sonucu, azami tempolu, daha seyirlik ve sermaye için daha karlı maçlar, ve eskisine göre 3 kat fazla koşmak, çok daha agrasif ve “verimli” oynamak zorunda bırakılan futbolcuların maç sırasında kalp krizinden ölüm ve çok çeşitli sakatlanma “verimliliği”nin ise 3-4 kat yükselmesidir! Eskiden 30′lu yaşlara kadar oynayabilen futbolcuların, artan sakatlıklar ya da azamileştirilmiş oyun temposuna artık dayanamaz hale geldikleri için ortalama 25 yaşında futbolculuklarının bitmesidir.

Oyun temposunun ve agrasifliğinin azamileştirilmesi, maçlardaki duraklama anlarının minimize edilmesi, maçların ek süreyle uzatılması, her futbolcunun haftada 2-3 maça çıkmak durumunda bırakılması, ağırlaştırılmış antremanlar, son dönemlerde daha önce görülmemiş biçimde maç sırasında ölüp kalma, baygınlık geçirme olaylarının da nedenidir. Bunlar da kapitalizmin emek üretkenliğini ve kontrolünü azamileştirme tekniklerinin yol açtığı iş cinayetleridir!

Eğitimde performans/yeterlilik sistemleri

ABD ve İngiltere’de büyük mali sermaye patron ve uzmanlarının da doğrudan içinde yer aldığı “Eğitim Standartları Büroları” kurulmuş, bu bürolar tüm okul öğrencilerine “ulusal eğitim yeterliliği” testleri uygulamış, bu testlerin sonuçlarına göre “okulların rekabet performansı”nı gösteren “okul ligleri” (tıpkı futboldaki 1. lig, 2. lig, 3. lig okullar!) oluşturulmuş, buna göre okullara ayrı statüler verilmiş, artan sayıda okul da (çoğunlukla yoksul emekçi semtlerinde okullar) kapatılmaya başlanmıştır. Bununla da kalmamakta, şimdi de öğretmenlerin terfi ve atamaları, ücret düzeyleri ya da işlerine son verilmesinin, okul ve öğrencilerin bu testlerdeki “performans” sıralamasına göre yapılması planlanmaktadır. Bugün sonuçları çok bağlayıcı olmamakla birlikte giderek referans haline getirilen PİSA, PRİLLS gibi uluslar arası “eğitim yeterliliğini ölçme/ karşılaştırma” sınavları da (Türkiye’de son eğitim sistemi tartışmaları da neredeyse tamamen bu uluslar arası ölçme/karşılaştırma sistemine referansla yapılmıştır!) giderek bağlayıcı hale gelecektir. Gelişme, küresel tekelci kapitalizm ve mali oligarşisinin küresel eğitim, sağlık vb üst kurullarının oluşması, ülkelerin eğitim, sağlık sistemlerinin daha doğrudan bunlar tarafından ölçülüp birbiriyle karşılaştırılması, küresel eğitim-sağlık liglerinin oluşturulması, yaptırıma bağlanması ve fiyatlanmasıdır.

Türkiye’de eğitim ve sağlık sistemleri de hızla buraya doğru gitmektedir. “Okulların rekabet performansı”nı gösteren “okul ligleri” uygulaması bu gün Türkiye’de MEB tarafından zaten uygulanmaktadır. İşte yapılan merkezi sınavlardan sonra açıklanan illerin puan ortalamaları, hangi ilin kaçıncı olduğu, en başarısız iller hangileri(medya en çok bunu öne çıkarır, oradaki idareci ve öğretmenlerin başarısız olduğu gözlerine sokulur, vb) uygulamalar mevcut. Bu sistemle İl Milli Eğitim müdürlerinin, okul müdürlerinin koltuklarını bu performans sıraları belirliyor. Bu sadece merkezi sınavlarla da yapılmıyor. Yıl içerisinde illerde başarı değerlendirme sınavları yapılıyor. Bu sınavlarda ilçeler sıralanıyor, okullar sıralanıyor, öğretmenler sıralanıyor. İdareciler okullara geldiğinde bu sınavlar üzerinden değerlendirmeler yapıyorlar. Öğretmenler arasında okula gelecek en “verimli” öğrencileri toplama, en “verimli” sınıfı oluşturma rekabeti vardır. Okullar en başarılı öğrencileri toplama telaşındadırlar. En başarılı okul olabilmek için. Böylece, yukarıdan aşağıya performans/yeterlilik baskısı ve rekabeti büyüyerek iner…

“Ulusal Öğretmen Stratejisi” eğitim alanını bir bütün olarak performans/yeterlilik sistemlerine bağlanmasında vites büyütüyor. Öğretmenlere ve öğrencilere uygulanması planlanan “yeterlilik ölçme/karşılaştırma testleri”, öğretmenlerin bu testlerde ne sorulacaksa ona odaklanmalarına, iş dışı zamanlarında da onlarca test kitabı çözüp buna hazırlanmalarına, öğrencilerini de bu testlere hazırlamak için birer dershane öğretmenine dönüşmesine yol açacak, eğitim sistemini de bir bütün olarak bu testlerin içerik ve biçimine göre şekillendirecektir.Ancak performans/yeterlilik sistemleri yalnız UÖS’nin öngördüğü sınavlarla da sınırlı değil. Bazı illerde başlayan (İKS performans değerlendirme) öğretmenleri velilerin ve öğrencilerin değerlendirmesi ve performans notu vermesi başladı ve giderek yaygınlaşacak. Ayrıca öğretmenler kendi zümrelerini, idarecilerini-müdür ve müdür yardımcılarını, hizmetlileri değerlendiriyor. Burada öğretmen, müşteri velinimetimizdir mantığından hareketle Velileri ile iyi geçinmek zorunda, hatta onlara yaranacak davranışlarda bulunmak zorunda, gönlünü hoş tutmak zorunda. Kendi okulunda çalıştığı en yakın arkadaşının başarısız olması için altını oymak zorunda kendinin başarılı olması için, aynı zamanda da yüzüne gülümsemek mecburiyetinde çünkü ona not verecek. İdarecileri ile iyi geçinmek zorunda, tabi idareciler de öğretmenlerle. Tüm bunları yaparken rekabet, bencillik, bireycilik, çıkar ilişkisinin ön plana çıkması yaygınlaşıyor-yaygınlaşacak. En iyi performans notunu almak için kıyasıya bir yarış başlayacak. Kendini yetersiz görüp hep en iyi olmaya çalışacak.

Hizmet içi eğitim denilen bir mekanizma var eğitimde. Öğretmenler hizmet içi eğitim kurslarına katılıyorlar. Geçmişte bir nebze eğitimin niteliğini artırmak için yapılan bu hizmet içi eğitim şimdilerde rekabet ve yanındaki arkadaşının önüne geçmenin bir basamağı oldu, oluyor. Eğitim de teknoloji kullanımı, öğrenci koçluğu, baba destek eğitimi, vb. yüzlerce alanada hizmet içi eğitim kursları açılıyor. Öğretmenler bunlara gitmek zorunda bir adım önde olabilmek için. Bu sertifikalar, idarecilik atamalarında, ödül almada, ek ders almada şimdilik değerlendiriliyor.
Yine son yıllarada bazı yerlerde uygulanan bir uygulama öğretmenler ödüllendiriliyor. Ödül de başarılı öğretmen olmak ve mesela ilçedeki amirinden başarılı öğretmen belgesi almak. Bu ödülü almanın kriterleri, öğrenciye sınav kazandırmak, okula gelir elde etmek, hizmet içi eğitim kurslarına katılmak vb.

Dershanelerde de yine bir performans tekniği olan koçluk sistemi yaygınlaştırılmaktadır. Buna göre dershanede belli sayıdaki öğrenci tek bir öğretmene zimmetleniyor. Onların tüm derslerinden, sınavlarındaki yükseliş ve düşüşlerinden tek bir öğretmen sorumlu oluyor. Derse girip çıkmak değil öğrencilerin aldığı notlar öğretmenler açısından yeterlilik göstergesi haline getiriliyor.

Eğitim sistemi ve sektöründe, şimdi sarsıcı bir geçiş sürecinde ve yeni sistemi oturtma adımları atılıyor. Tüm bunların içinde öğretmenler için de bir bocalama, çıkışsızlık ve bundan bir şey çıkmaz durumu hakim. Özellikle yaşlı kuşakta. Eğitim sistemi baştan aşağıya yeniden yapılandırılırken, performans/yeterlilik sistemi de bunda çok kritik bir rol oynuyor. Bu yüzden, geleneksel solda, sendikalarda buna ilgisizlik, bilgisizlik, kavrayışsızlıkla da ciddi mücadele içinde ileriye doğru somut stratejik-taktik mücadele programları önem kazanıyor.

Öğretmenin, sağlıkçının, mühendisin, sanatçının emeği de sayısal ölçme/değerlendirme sistemeleri üzerinden programlanabilir hale getirilmektedir!

Emek üretkenliğini sayısal kontrol-güdümleme teknikleri bugün, sanayiden her biri sanayileşen eğitimden sağlığa, mühendislikten sanata kadar pençesine almaktadır. Öğretmenin, sağlıkçının, sanatçının, mühendisin, avukatın emekleri; kafa emeği, hizmet emeği, duygusal emek, estetik emek de artık sayısallaştırılmakta, sayısal olarak kontrol altına alınıp emek üretkenliğini azamileştirmeye güdümlenmektedir.

Mühendislik alanında “yetkin mühendislik” sınavının yanısıra, Türkiye’deki bazı küresel tekelci teknoloji şirketleri, çalıştırdıkları tüm mühendislere her yıl ayrıca yeterlilik sınavı yapmaya başladı. Yeterlilik sınavında başarısız olan mühendisler, işten çıkarılıyor.

Yeterlilik testleri, iş dışı zamanları da doldurmaya başlayan düzinelerce sayfalık (öğretmenin her bir öğrencisi, sağlıkçının her bir hastası, avukatın her bir müvekkili için doldurmak zorunda bırakıldığı) yeterlilik formları “performans ölçme/değerlendirme” (kontrol-güdümleme) tekniklerinin yaygın biçimleri arasında yer alır. Böylelikle örneğin bir hekimin yalnızca günde baktığı hasta sayısı azamileştirilmekle kalmaz, kaç hastadan laboratuar tetkiği istediği, kaç ilaç yazdığı, hangi tedavi biçimlerini uyguladığının sayısal, ve dolayısıyla karlılık açısından en ayrıntılı hesabı tutulabilir, bunlar üzerinden hekimin emeği azami egemenlik altına alınır ve istendiği gibi güdümlenebilir hale gelir. Sayısal ölçme/değerlendirme istatistikleri, hekimin “performansı”nı bunlara bağlayarak, her hastadan gereksiz tetkikler istemeye, fazladan ilaç yazmaya, ya da daha düşük maliyetli tedaviler uygulamaya rahatlıkla güdümleyebilir.

Sayısal emek kontrol yöntemleriyle, işçinin her türlü hareketi kontrol edilebilir, sermayenin daha karlı gördüğü iş yapma biçimleri azamileştirilebilir, o alanda en yaşamsal ya da mesleki etik açısından gerekli olduğu halde karlılığı düşüren her türlü iş yapma biçimi tasfiye edilebilir hale gelir. İşçiler de, tıpkı sayısal programlı robotlar gibi, sayısal ölçme/karşılaştırma sistemleri üzerinden programlanabilir hale getirilmektedir. Böylelikle en nitelikli emek süreçleri bile, kendi içinde ayrıştırılıp ayıklanır, toplumsal içerik ve işlevinden soyulur, salt bir biçime, bir takım basit hareketlerin azami sayıda yinelenmesine indirgenir.

Sonuç odaklılık, kar odaklılıktır

Bu örneklerden, neoliberal yeterlilik/performans sistemlerinin bir diğer yıkıcı özelliğini görürüz: Salt “sonuç/çıktı odaklı” olması ve her şeyi sayısallaştırılmış “ölçülebilir” çıktılara indirgemesi.

Altyapı, toplumsal koşullar, kurumsal sistem, üretim, emek, yönetim süreci ve ilişkilerinin bütünü, ayrılan kaynakların, işçi sayısının, bilgi ve beceri düzeyinin yeterli olup olmadığı (ki hepsi zaten “maliyetleri düşürmek” adına en yetersiz düzeyde tutulur) işçilerin ne durumda olduğu “sonuç odaklı” sayısal emek ölçme/değerlendirme tekniklerini hiç ilgilendirmez. Minimize edilmesini ya da maksimize edilmesini koşulladığı hareketler, sayısal kontrole bağlanarak, geri kalan her şeyden, soyutlanır. Bu sonuçlara (“istendik” çıktıların azamileştirilmesine) dönük olmayan her türlü toplumsal ilişki biçimi, her türlü bilgi beceri, her türlü çaba, amaç, araç tasfiye edilir. Hekimin hastasıyla, öğretmenin öğrencisiyle kurduğu rehabilete edici, pedogojik ilişkiler, işçilerin birbiriyle ilişki kurması, sayısallaştırılmış “çıktı verimliliğini” düşürdüğü için tasfiye edilmelidir. Ve zaten işçiler bir kez, bu “performans ölçme/karşılaştırma” kapanına sokuldular mı, bu sayısal kontrolü birbiriyle rekabetçi bir iç güdü olarak içselleştirirler. Böylelikle, “sonuç odaklı, ölçülebilir, öngörülebilir performans/yeterlilik” sisteminin, emek üzerinde bir azami kontrol, azami güdüm sistemi olduğu daha bir açıklık kazanır.

Her şeyin emek-zaman değerine indirgenmesi ve birbiriyle karşılaştırılabilir hale getirilmesi

Her gün medyada gördüğümüz, hemen her konudaki rating listeleri bunun ifadesidir. Yalnız şirketler ve tv programları değil, ülkeler, şehirler, üniversiteler, okullar, hastaneler, doğal zenginlikler, kültürler, meslekler, her türlü bilgi-beceri-ihtiyaç da bu rating listeleri üzerinden birbiriyle rekabete sokulur, piyasalaştırılır, borsaya düşürülür.

Sayısal ölçme/değerlendirme sistemlerinin en önemli özelliklerinden biri de, karşılaştırmacılıktır. Nitelikler birbiriyle karşılaştırılamaz. Niteliksel olan şeyleri birbiriyle karşılaştırılabilir ve değiştirilebilir, birbirinin yerine geçebilir hale getirmek için, somut niteliksel özelliklerinden soymak, sayısallaştırmak gerekir. Kapitalizmde, her şeyi, somut niteliğinden, toplumsal işlevinden, kullanım değerinden tamamen soyutlanmış olarak, birbiriyle karşılaştırılabilir, birbiriyle değiştirilebilir, ve tabii ki paraya çevrilebilir, parayla alınır satılır hale getiren, biricik sayısal ölçüt, içerdikleri emek-zaman niceliğidir. (Üretilmeleri için toplumsal olarak gerekli ortalama emek-zaman.) Ancak içerdikleri emek-zaman niceliğine göre, iki karpuz bir şiir kitabıyla, 2 bin tıraş bıçağı bir yıllık ilkokul eğitimi hizmetiyle, bir labtop bilgisayar iki katarakt ameliyatı ile eşdeğer olabilir (birbiriyle değişebilir, biri satılıp diğeri alınabilir.) Kapitalist değer yasası, her şeyi, somut yararlılık ve niteliğinden soyup, emek-zaman ölçütüne indirgeyerek piyasalaştırır, sermaye birikimine bağlar. Tersinden söylersek: Kapitalizmin belli bir alanda tam kapsamlı ve sınırsız işleyişi, o alanda tam kontrol kurması, o alanda kendi başına ölçülemez olan ve dolayısıyla tam kontrol altına alamadığı her türlü niteliği (kullanım değerini, somut yararlılığı), çözüp emek zaman ölçütüne indirgemesi, içerdiği emek-zaman niceliğiyle ölçülebilir ve karşılaştırılabilir hale getirmesi gerekir.

Küresel tekelci kapitalizmin, bugün had safhaya varan, bilgi, eğitim, sağlık, kültür, sanat, spor, doğa, tarih, aşk, cinsellik gibi nitelikleri bile sayısallaştırma ve sayısal olarak ölçme/karşılaştırma takıntısının amacı, yaşamın tüm alanlarında, hiçbir boşluk bırakmadan azami piyasalaştırma ve kar kontrolünü tam sağlamaktır. Böylece aşk bile, sevgilinize hangi belli biçimsel jestleri en çok yaptığınız, hangi sözleri en çok söylediğiniz, ne satın aldığınız ve karşılığında ne aldığınızla sayısal olarak ölçülmeye, ve bunun başkalarının sevgilisine ne aldığı, ne sattığı ile karşılaştırılmasına dayanan bir meta egemenlik ilişkisi haline getirilir. (Hiç kimsenin kuşkusu olmamalı ki, magazin basını da “star” addedilenlerin “aşk performansı”nın sayısallaştırılmış ölçme/karşılaştırma istatistiklerini tutar. Doğrudan meta olmayan konularda da, bu tür modellemeler, markalaştırmalar, toplumsal eşdeğer, yani “ölçme/karşılaştırma” işlevi görür.)

Her türlü sınai ürün gibi, kafa emeğinin, sağlık emeğinin, öğretmen emeğinin, duygusal emeğin de çıktıları üzerinden sayısallaştırılması, bu sayısallaştırılmış çıktılar için toplumsal olarak gerekli emek-zamanın sürekli minimalize ve dolayısıyla artıdeğerin maksimalize edilmesine dönüktür. Belli bir hizmetin üretimi için toplumsal olarak gerekli emek-zaman miktarı bir kez ölçülebilir hale gelince, artık onu sürekli minimize etme süreci de başlar: Daha az işçiyle daha çok iş, her işçinin “istendik” çıktılarını azamileştirmek için işin en basit bazı hareketlerin azami sayıda yinelenmesine indirgenmesi, vb…

Emeği standartlaştırma: Emeği en basit hareketlerin azami sayıda yinelenmesine indirgemektir

Tüm sayısal ölçme/karşılaştırma (kontrol-güdümleme) sistemlerinin kaçınılmaz sonucu, her türlü somut niteliğin, özgüllüğün ortadan kaldırılması, karlılığı azamileştiren, sermaye açısından öngörülebilirlik ve kontrolü kolaylaştıran, sayısallaştırılmış belli düşünce ve davranış biçimlerinin standartlaştırılarak tek tipleştirilmesidir. Sayısal ölçme/karşılaştırma sistemlerinin kaçınılmaz bir sonucu ve tamamlayıcısı, sermayenin istediği belli biçimlerin, belli düşünce davranış hareket biçimlerinin genelleştirilmesi ve standartlaştırılmasıdır.

Emeğe uygulandığında ise, ki bu sistemlerin her zaman asıl hedefi emeği daha fazla zaptırapt altına almaktır, her türlü emeği nitel, özgül karakteri ve içeriğinden soyup, bir takım sayısal olarak ölçülebilir basit hareketlerin sürekli yinelenmesine doğru indirgeyerek genelleştirir ve standartlaştırır. Böylelikle sınırlı sayıdaki basit hareketleri sürekli yinelemeye dayanan fabrika işçisinin emeği ile, kendi emek süreci üzerindeki inisiyatif ve yaratıcılığını tümüyle kaybederek belli basit hareketlere indirgenmiş hekim ya da öğretmen, hatta belli bir takım formülleri uygulamaya indirgenmiş roman yazarının emekleri arasında pek az fark kalır. Böylelikle her türlü nitelikli emek de, standartlaştırılmış bir takım en basit hareketlerin azami sayıda yinelenmesine dayanan basit emeğe doğru indirgenmekte, genelleşen emeğin bir parçası haline gelmektedir. En nitelikli işler bile, en karmaşık bölümünü makine-bilgisayarların yaptığı, geri kalanın da, her birini en basit yinelenen hareketlere indirgenmiş biçimde farklı (ve değiştirilebilir) işçilerin yaptığı, en basit ve standartlaştırılmış parçalarına ayrılarak, belli bireylere, nitelikli emeğe bağlı olmaktan çıkmaktadır.

Örneğin bir katarakt ameliyatı 20 yıl önce 3 saatte yapılırken, bugün laserli bilgisayar teknolojisiyle 5 dakikada yapılmaktadır. Ameliyatı bilgisayar yapmaktadır, hekimin yaptığı ise bilgisayar programını hastanın durumuna göre ayarlamak ve kontrol etmektir. Eskiden yüksek vasıf gerektiren, günde en fazla 2 katarakt ameliyatı yapan hekim, bir bilgisayar operatörü haline gelerek, günde seri üretim halinde 20′den fazla katarakt operasyonu yapar hale gelmiştir. Sağlık alanında emeğin toplumsal üretkenliğinin nasıl arttığını görmek için şu rakamı bilmek yeter: İstanbul’un yalnız 4 büyük hastanesinde -Cerrahpaşa, Çapa, Okmeydanı, Kartal- yılda toplam 6 milyon hasta tedavi edilmektedir.

Dev çaplı toplumsal-bileşik emeğin ortaya çıkması ve tekil emeğin ancak bunun bileşeni olarak yeterliliğe sahip olabilmesi

İşin belli bireylere bağlı olmaktan çıkması, her işin giderek genişleyen ve çeşitlenen yetenekler toplamı hale gelmesi, her türlü üretim ve emek sürecinin birbirine bağlanması, işlerin artan bölümünün en basit biçimlerine indirgenerek herkes tarafından yapılabilir hale gelmesi; her türlü emeğin bir parçası haline gelerek içinde eridiği, birbiriyle kaynaştığı genel emeğin, bugün bir üst düzeyde küreselleşen evrensel emeğin ortaya çıkmasıdır. Emeğin niteliği artık tek tek bireylerde değil, belli bir işçinin belli bir işte ne kadar yetkin olduğunda değil, tüm emeklerin birbiriyle bağlantısında, emeğin tüm emeklerin birbirini bütünlediği ve birbiriyle kaynaştığı bu evrenselliğinde, dev çaplı toplumsal niteliğindedir.

Artık tekil emek, belli bir anda yaptığı şu ya da bu işin de kendisine bağlı olmadığı, kendi başına hiçbir şeydir; ancak bu muazzam, çok yönlü, çok çeşitli emeklerin genelleşmiş bütünlüğünün, dev çaplı toplumsal emeğin bir parçası, bir bileşeni olarak olağanüstü toplumsal niteliğini (yeterliliğini, yetkinliğini) kazanır.

Devam edecek…

Not: Bu yazı dizisi hiçbir sayısal ölçme/değerlendirme sistemine uymadığından, ölçülmesi ve değerlendirilmesi, sınıf bilinç ve mücadelesindeki nitel yararlılığına göre, işçiler tarafından yapılacaktır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*