Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Yeterlilik Sizsiniz İşçi Sınıfı-3

Yeterlilik Sizsiniz İşçi Sınıfı-3

Sınav cehennemi: Öğrenciler işçileşirken işçiler de öğrencileştiriliyor

Emek üzerinde tekelci mali oligarşik bir azami kontrol-güdüm mekanizması olarak performans ölçme/değerlendirme sistemlerinin en eski biçimlerinden biri sınav sistemidir. Bugün sınav cehenneminin okullardan işe, tüm yaşam ve çalışmaya doğru yayılması, gerçekte neoliberal despotik performans/yeterlilik sistemlerinin her türlü toplumsal emek ve faaliyet üzerinde nasıl kabus gibi bir tahakküm kurduğunun dehşet verici bir ifadesidir.

Çocuk daha ilkokuldan başlayarak içine girdiği çok engelli sınav maratonunun bir kademesinde tökezlerse, daha fazlası için “yetersiz” ve “gereksiz” demektir! Çocuk işçiler, çocuk gelinler… Meslek liseleri gibi üniversitelerde de yaygınlaştırılan bir dönem öğrencilik bir dönem stajiyer işçilik sistemiyle, öğrenci işçilerin notlarının artan bölümünü de doğrudan stajiyer işçi olarak çalıştıkları şirketlerdeki patronlar, işteki performanslarına göre vermeye başlıyor. Böylece kapitalist eğitim sisteminin yapı taşı olan öğrenmeyi ölçme/değerlendirme sistemi ile neoliberal esnek çalışma rejiminin yapı taşı olan çalışmayı ölçme/değerlendirme sistemi iç içe geçip bütünleşiyor.

Diyelim ki tüm bu sınavlarla ölçülüp değerlendirildiniz, sizinle rekabet eden milyonlarca öğrenci işçiyle karşılaştırıldınız, ve mühendislik, öğretmenlik ya da tıp fakültesinden mezun oldunuz. Artık yeterli misiniz? Hayır, değilsiniz. Kendi içinde de yeterlilik sistemleriyle kademelendirilen bu mesleklerin her birine giriş için, ve girdikten sonra her kademesinde ayrıca yeterlilik sınavları var. KPSS, öğretmen yeterlilik, yetkin mühendislik, tıp uzmanlık vb vb sınavları… Ve bu mesleki yeterlilik sınavları, artık mesleki kademelerde yükselmekten çok, o meslekteki işçilerin artan bölümünü “yetersiz” ve dolayısıyla “gereksiz” kılma amaçlı. Mevcut iş durumunuzu bırakalım yükseltmeyi, koruyabilmek için bile, delice yeterlilik sınavlarına çalışmanız, performans sistemleriyle posanızın çıkartıldığı işten arta kalan zamanınızı da bu kademeli yeterlilik sınavlarına hazırlanmakla geçirmeniz gerekiyor. Öğrenciler işçileşirken, işçiler de öğrencileştiriliyor; çalışırken de bir türlü reşit olamama durumu, ezeli yetersizlik kapanı ve rekabeti içinde tutuluyor.

Tüm toplumsal çalışma ve yaşamın bir neoliberal sınav cehennemi pençesine alınması, kaçınılmaz olarak buna karşı tepkileri de ortaya çıkartıyor. Henüz çok zayıf da olsa, sınav köleciliğine karşı slogan ve eylemler de gelişiyor. Hemen her “yeterlilik” sınavı, yarattığı toplumsal gerilimle, öncesinde, sırasında, sonuçların açıklanmasıyla, yerleştirme ve atamalar sürecinde protesto ve eylemlere konu olmaya başlıyor. Bu önemli bir gelişmedir. Her türlü “yeterlilik” sınavının, bir bütün olarak sınav sisteminin kaldırılması, proletaryanın sınıf savaşımı talebi haline gelmelidir ve gelecektir. Ancak bugün her türlü “yeterlilik” sınavının, işçi sınıfını azami parçalama, katmanlaştırma, rekabete sürme, azami boyunduruk altına alma ve sömürmenin bir aracı olduğu da görülmelidir. Kim bizim emeğimizin yeterliliğini neye göre ölçüyor? Kim bizim üretkenliğimizin, bilgimizin, becerimizin yeterliliğini/yetersizliğini neye göre değerlendiriyor?

Sınavlar dahil, yeterlilik ve performans ölçme/değerlendirme sistemleri, teknik bir sorun değildir. Salt ekonomik de değil, siyasal-sınıfsal bir sorundur. Yargıçlar, ölçücüler, değerlendiriciler, seçiciler, karar vericiler kimlerdir? Hangi sınıf hangi sınıfı neye göre ölçüp biçiyor, yeterliliğine/yetersizliğine neye göre karar veriyor? Asıl sorulması gerekenler bunlardır. Yanıtı açıktır: Toplumsal çalışma ve yaşamın her alanında, yeterlilik/yetersizlik ölçütlerini koyan, ve açık örtük yeterlilik/performans ölçme ve değerlendirme sistemleriyle emeği ve yaşamı durmaksızın kendi sömürüsünü ve egemenliğini artırma çerçevesinde azami güdümleyen sermayedir. Ölçülen, değerlendirilen, birbiriyle ve kendisiyle ölüm kalım rekabetine sokulan ise emektir. Yeterlilik, performans, ölçme, seçme, karşılaştırma, değerlendirme vb sistemleri, sermayenin emek üzerindeki sömürü ve egemenliğini azamileştirmesinin araçlarıdır. Yalnızca sınav cehennemi değil, asıl temelindeki, sermayenin emeğe koyduğu her türlü sayısallaştırılmış performans/yeterlilik ölçme/değerlendirme (kontrol-güdüm) sistemi kaldırılmalıdır!


Kapitalizm yetersizlik üretir!

Bu temel önemde bir konudur. Çünkü kitlelerde, işçi olarak da, “tüketici” olarak da sürekli yaratılan yetersizlik baskılanması, kapitalizmin en temel bir kendini yeniden üretim dinamiğidir. Örneğin dev çaplı reklam-pazarlama sektörü, tümüyle, kitlelerde sürekli bir yetersizlik duygusu yaratılması üzerine kuruludur. Piyasaya sürülen her yeni meta ve daha yeni, en yeni versiyonları, öncekilere, ve dolayısıyla öncekileri kullanan kitlelerde bir yetersizlik, kendine güvensizlik hissi yaratılarak, ne yapıp edip onu da satın aldırmaya güdümler. Her reklam, her yeni meta versiyonu, insanların özgüvenine bir saldırıdır, onu satın almadan ne kadar eksik, ne kadar yetersiz, ne kadar güvencesiz olduklarını çemkirir. Borç harç o satın alındığında, bir yeterlilik/tatmin duygusu yaşamaya kalmadan, “en bi daha yenisi” piyasaya sürülerek, emekçi yine yetersizlik baskısı ile güdümlenecektir. “Yetersizsiniz!” baskısı, yalnız açlık, yoksulluk, en temel ihtiyaçlarını bile karşılayamıyor olmadan kaynaklanmaz. Tüketilen her meta da, daha fazla tüketimi güdümleyen bir yetersizlik baskısı yaratır. Her yeni yasa, her yeni düzenleme, her yeniden yapılandırma politikası, önceki ya da mevcut olanın yetersizliği konusunda kamuoyu mühendisliği ile güdümlenir. Eğitimde, sağlıkta, sosyal güvenlikte, sporda, siyasal sistemde, yaşamın her alanında daha dün her türlü sorunun çözümü olarak dayatılan düzenlemeler, çok geçmeden her türlü sorunun kaynağı ilan edilerek, kitleler yeniden yeniden düzenlemelere manipule edilir. İşçiler, kadınlar, kürtler, aleviler, zaten her daim eksik ve yetersizdir, ve ne kadar bu sistemin dayattığı “yeterlilik” ölçüt ve değerlendirmelerinden geçmek için kendilerini paralasalar, o kadar daha “yetersiz” ve dolayısıyla eğreti ve gereksiz sayılmaya mahkumdurlar. Kapitalizm böylelikle kendi yapısal yetersizliklerini (her krizin açığa çıkardığı artıdeğer sömürüsü, karlılık, kar realizasyonu, egemenlik yetersizlikleri, burjuva demokrasisinin yapısal yetersizliği vb) kitlelere mal ederek, kitlelerin yetersizliğine sayarak, sömürü ve egemenliğini durmaksızın genişletip derinleştirerek yeniden üretmeye çalışır.

Kapitalizm öncesi toplumlar, üretken güçlerin ve dolayısıyla ihtiyaçların sınırlılığı nedeniyle, bir açıdan kendine yeterlilik toplumlarıdır. İhtiyaçların sınırlılığı (“bir lokma, bir hırka, bir dam”) nedeniyle, kendine yeter olandan fazlası için çalışma, başkası için çalışma, bir iç dinamik haline gelmemiştir. Dışsal bir zorlamayı gerektirir. “Emek üretkenliği ne kadar düşükse, ne kadar az şey üretilebiliyorsa, o kadar yeterlilik duygusu hakimdir.” Kapitalizmde ise, ne kadar çok üretiliyor ve tüketiliyorsa, ne kadar yeni ihtiyaçlar yaratılıyorsa, toplumsal emek üretkenliği ne kadar yükselmişse, ne kadar aşırı çalışılıyorsa, ne kadar çok sömürü ve egemenlik varsa, o kadar yetersizdir. Kapitalizm durmaksızın yeni ihtiyaçlar yaratıp kitleleri bunların peşinden koşturur, borçlandırır, daha çok çalışmaya güdümler. Kapitalist piyasayı genişletmek ve yeni kar alanları açmak için durmaksızın yeni ihtiyaçlar yaratmayı, en büyük ihtiyaç haline getirir. Toplumsal emek üretkenliğinin ulaştığı hiçbir düzey yeterli değildir. Zaten sermaye üretkenliği artıramaz hale geldiğinde krize girer. Ve krizden çıkışının tek yolu da toplumsal emek üretkenliğini, yeni teknolojik yatırımlar, yeni üretim ve emek organizasyonlarıyla bir üst düzeye çıkarmaktır. Yeterlilik/performans sistemleri de, zaten sermayenin emek üretkenliğini azamileştirme terörünün giderek öne çıkan bir aracıdır. Durmaksızın yeni üretim, emek, yönetim organizasyonları, durmaksızın yeni eğitim, çalışma, yaşam standartları ile öncekileri yetersiz ilan eder. Katı olan her şeyi, her türlü yeterlilik duygusunu buharlaştırır. Her yeni yeterlilik standartı da daha yerleşmeden yetersizliğe dönüşür. Artık yaşamın hiçbir alanında bir kez kazanılmakla sürgit yeterlilik diye bir şey yoktur. Ancak o an için ve daha o anda elden kaymaya başlayan biçimde ya da gelecekte, belki bir gün yeterli olabilme ihtimali vardır. Kapitalizm, bir yerde, durmaksızın yetersizlik üretir!

Kapitalizm yetersizlik üretir ve bunu, kitlelerin ve bireylerin daha çok çalışmak, daha çok tüketmek için büyüyen korku ve küçülen hayal dolu bir içgüdüsü haline getirir. Kapitalizmin tarihsel rolü, yaşamın her alanında ve bütününde bu yetersizliği yaratmak ve büyütmektir. Geleneksel küçük üreticinin kendine yeterliliğini, geleneksel eğitimli emekçilerin mesleki yeterliliğini, geleneksel ailenin emek gücünün yeniden üretimindeki yeterliliğini, geleneksel bilgi, eğitim, deneyimin yeterliliğini, geleneksel işkollarının kendine yeterliliğini, geleneksel ulusal kendine yeterliliği, her türlü yeterliliği- evet her türlü yeterliliği buharlaştırır. Ve her türlü üretim, emek, bilgi, beceri süreçlerini birbirine bağlayarak, tümünü her birinin temeli haline getirerek her birini kendi başına yetersizliğe çevirir.

Kapitalizmin içindeki uzlaşmaz sınıfsal-toplumsal çelişkilerin açığa çıkması ve tarihsel gelişim yönü

Kendini kar oranlarının düşme eğiliminde gösteren, üretimin toplumsal niteliğine karşılık sermaye birikimine dayanması çelişkisi, kapitalizmin sıklaşan ve ağırlaşan krizlerinin, kronik artıdeğer sömürüsü yetersizliğinin, eğitim sağlık dahil her alanı artıdeğer sömürüsünü azamileştirecek biçimde yeniden yeniden organize etme cevvaliyetinin nedenidir. Bu çelişkiyi, işçiler emeklerinin toplumsallığının, kendilerinden sermaye birikimi biçiminde soyutlanması olarak yaşarlar. Canlı emeklerinin somut, yararlı niteliğinin, toplumsal yarar, karar ve inisiyatiflerinden soyutlanmış, patronların kontrolündeki, sayısallaştırılmış (artı) emek-değer birikimine köleleşmesi ve bunun altında ezilmesi olarak yaşarlar. Emeğin evrenselleşen karakterine karşılık tekil biçimiyle, muazzam toplumsallaşan niteliğine karşılık özel biçimiyle (ücretli emek) kalması, bu çelişkinin bizzat tekil emekçinin kendi içinde yıkıcılaşan bir gerilim ve yetersizlik olarak yaşanmasına da yol açar. Üretim araçları ne kadar gelişirse, ne kadar üretimin asli belirleyicisi ve yürütücüsü haline gelirse, emekgücü o kadar değersizleşir. Sermaye ne kadar büyürse, nitelikli emeği de o kadar bireysel bilgi-beceri kökünden sökerek, o kadar basit emeğin, genel yığın emeğinin her an vazgeçilebilir bir parçasına indirger. Ve emek ne kadar toplumsallaşırsa tekil emek kendi başına o kadar önemsizleşir. Durmaksızın artırılan sömürü şiddetiyle birlikte, tüm bunlar da tekil emeğin, çalışırken yaşadığı iç gerilimi, yetersizlik ve yabancılaşma (anlamsızlık, önemsizlik, hiçleştirilme) duygusunu artırır.

Neoliberalizm ise emeğin ve emekgücünün yeniden üretiminin üst toplumsallaşmasına karşılık özelleştirilmesi (metalaştırılmasını) ve bireyselleştirilmesi çelişkisini en uç noktasına vardırır. Yeterlilik/performans sistemleri, aynı zamanda kapitalizmin bu özsel çelişkisinin açığa çıkmasının ve alabildiğine şiddetlenmesinin bir ifadesidir. Bugüne kadar özelleştirme üzerine çok şey yazılıp çizildi. Fakat hepsinin temelinde yatan, emeğin bir üst düzeyden özelleştirilmesi/metalaştırılması ve bireyselleştirilmesi üzerine hiçbir şey! Oysa günümüzde küresel temelden toplumsallaşan, bütünleşen emeği asıl yıkıcı olan bu özelleştirilmesidir. Dev çaplı toplumsallaşmış çalışmanın parçalayıcı üretim-emek organizasyonlarına ve bireysel rekabetçi “performans” sistemlerine bağlanması… Böylelikle, bir işçinin yetişmesi, çalışma yeteneğini kazanması ve geliştirmesi, tamamen çok yönlü toplumsal emekle gerçekleşmemiş, bu toplumsal emek bireysel emeğe en başından itibaren içerili değilmiş ve temelini oluşturmuyormuş gibi, bireysel emek toplumsallığından bir üst düzeyde soyulur, özelleştirilir ve içeriksizleştirilir.

Performans/yeterlilik sistemleri, kapitalist üretim ilişkilerinin toplumsal emek üretkenliğini artırmada giderek daha fazla zorlandığının, artan ölçüde engeli haline geldiğinin, emek üretkenliğini ancak emeği en yıkıcı ve kıyıcı biçimlerde artırabilir hale geldiğinin de en açık göstergesidir. Başka bir ifadeyle: Üretimin toplumsallaşmış güçlerinin bugün geldiği dev çaplı gelişme düzeyinde, asıl sermaye sisteminin yetersizliğini ve gereksizliğini apaçık halde gözler önüne serer. Performans/yeterlilik sistemleri asıl burjuvazinin sınıf egemenliğinin (üretimi-emeği-toplumu örgütleme ve yönetmedeki vb) artan ölçüde yetersizleşmesi ve gereksizleşmesinin ifadesi olarak, ileri toplumsallaşmış proletarya tarafından yıkılmasına, üretkenliğin çok daha kısa çalışma süreleriyle, çok daha zahmetsiz, yaratıcı, dayanışmacı ve eğlenceli biçimlerde, çok daha üst biçimlerde artırılabileceği yeni ve daha yüksek bir topluma çağrıdır.

Sermayenin küresel temelden üst birikim sürecine geçişi, önceki toplumsal-mesleki işbölümü ve yeterlilikleri de bir daha geri gelmemek üzere yıkmaktadır. Performans/yeterlilik sistemleri, mühendis, öğretmen, sağlıkçı, gazeteci, sanatçı, sporcu gibi mesleklerin, tüm içe kapalı mesleki kültür ve şekillenişleriyle birlikte, yıkımını hızlandırmaktadır. Hepsini küresel tekelci kapitalizm ve mali sermayesinin, çoklu alanlardan merkezi-bileşik üst birikim ve egemenliğine bağlamaktadır. Fakat bunu yapmakla, karşı kutbunda da tüm bu mesleklerin, evrenselleşen ve çok yönlüleşen emek içinde eriyerek, bir üst nitelik kazanan proletaryanın çoklu alanlardan toplumsal-bileşik mücadelesinin bileşenleri haline gelmesini de hızlandırmaktadır. Toplumsallaşmış bireylerin ömür boyu bir parça işe, bir parça mesleğe bağımlı olup, toplumsal yaşamın geri kalanına yabancılaştığı ve yalıtıldığı bir durumdan çıkarak, sabah bir iki saat öğretmenlik ya da sağlıkçılık, öğleden sonra istediği türden spor, akşam da tiyatro oyunculuğu yapabileceği, hepsini oyun eğlenceyle ve yaratıcılıkla birleştirebildiği, özgür zaman toplumunun da ufkunu ve bunun için mücadele zorunluluğunu da göstermektedir.

Yeterlilik bireysel, mesleki bilgi, beceri, deneyimde değil, toplumsal ilişkiler, yetenekler, ihtiyaçların bütünsel sistemindedir. Tek tek işlerde, mesleklerde büyüyen yetersizlik baskısı ve yıkımı, uzunca bir süre bireylerde, mesleklerde eski toplumsal-mesleki işbölümünü, dar bireysel-mesleki yeterliliği geri getirme umutsuz çabasına yol açsa da, yeterliliğin üst toplumsallaşmış temelinden, yetersizlik boyunduruğunun asıl kaynağı olan kapitalist üretim, işbölümü ve egemenlik ilişkileri sistemini yıkmaya, toplumsal-bileşik işçi sınıfı hareketine doğru bir eğilimi de ortaya çıkarmaktadır. İşçiler, ömür boyu tek bir parça işteki/meslekteki tekçi-bağımlılık temelindeki yeterliliklerini kaybetseler de, her türlü iş ve mesleğin genel/evrensel emeğin bileşeni haline gelmesiyle yeni ve daha üst bir toplumsal-bileşik işçi yetisi; toplumsallaşmış çok yönlü bireyin daha gelişkin koşulları da ortaya çıkmaktadır. Bunlar çok daha gelişkin bir sosyalizm/komünizmin de koşullarıdır.

İşçilerin, kendi emeklerine, üretkenliğine ve ürünlerine karşı, sermaye-ücretli emek sisteminde varolan en aşırı yabancılaşma biçiminin, ve onun da performans/yeterlilik sistemlerindeki en uç biçiminin, bir geçiş aşaması olduğu, kapitalizm koşullarında kafası üstü duran biçimiyle de olsa, üretkenliği, yaratıcılığı ve özgürlüğü engelleyen tüm sömürü/kölelik koşullarının aşılması potansiyelini de içinde taşıyıp büyüttüğü, bunun yerine üretimin sermayeye bağlı olmaktan çıkmasının ve bireylerin toplumsal yaratıcı güçlerinin evrensel boyutlarda gelişmesinin tüm koşullarını nasıl geliştiği görülmelidir. İşçiler belli bir iş/meslekteki yeterliliklerini kaybetmekte, ancak tüm işlerde görülmemiş bir toplumsal-bileşik yetkinlik kazandıkları gibi, üretimi ve yaşamı kendileri için yepyeni ve daha üst bir düzeyden örgütleme ve yönetme yeteneğini kazanmaktadır. Dahası, sınıf savaşımında da daha üst bir yeterlilik kazanmaktadır.

Performans/yeterlilik sistemi, uygulandığı alanlarda başlangıçta, neoliberal rekabetin özgür bireyselliğin ve bireysel kurtuluşun sözde mutlak biçimi olduğu yanılsamasını yaratabilir. Ancak ilerleyen aşamalarında asıl burjuvazinin işçi sınıfı üzerindeki sömürü ve tahakkümünün mutlak bir biçimi olduğunun ortaya çıkmaya başlamasıyla, sınıf savaşımına yeni bir itilim kazandıran, ekonomik-toplumsal olduğu kadar politik mücadele dinamiği olarak kavranmalıdır.

Not: Bu yazı dizisi hiçbir sayısal ölçme/değerlendirme sistemine uymadığından, ölçülmesi ve değerlendirilmesi, sınıf bilinç ve mücadelesindeki nitel yararlılığına göre, işçiler tarafından yapılacaktır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*