Anasayfa » GENÇLİK » Yeterlilik sınavı: Kölece öğretmenlik

Yeterlilik sınavı: Kölece öğretmenlik

Öğretmenlik Kariyer Sınavı, Eğitimde Toplam Kalite Yönetiminin (TKY) temelini oluşturan performans sisteminin bir aracıdır. Eğitimde performans sistemi, öğretmenlerin eğitim sonuçlarından bireysel olarak sorumlu tutulması, “performanslarının” yine sınavla ölçümü ve bu sınavların sonuçlarına göre öğretmenler arasında ücret ve statü farklılaşmasının yaratılması ve başarısız olan öğretmenlerin işlerine son verilmesidir.

Öğretmenlik Kariyer Basamaklarında Yükselme Sınavı, 2005 yılında bir yönetmelikle uygulanmaya başlandı. Kadrolu öğretmenler arasında da, yapılan sınavla başöğretmen, uzman öğretmen ve öğretmen biçiminde statü ve ücret farkları yaratılmaya çalışıldı. Ancak bu yönetmelik, 657 sayılı yasanın hükümleriyle bağdaşmadığından, öğretmenlerin ve Eğitim-Sen’in açtığı davalarla yürütmesi Danıştay tarafından durduruldu. Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvurular ise, sınavın ve sonuçlarının iptali ile sonuçlanmadı. Bu yüzden 2005 yılında bir kez yapılabilen sınav, kadrolu öğretmenler arasında kısmi bir statü ve ücret farklılaşması yaratmaya başlamasına karşın bu farklar ilk elde sınırlı kaldı ve yönetmelik etkin biçimde uygulamaya geçmedi. Bir çok öğretmen sınava girmedi, başöğretmen, uzman öğretmen ve öğretmenler arasında katı bir katmanlaşma, kariyer ve rekabetin doğması bir nebze frenlendi.

Ancak hükümet, 4+4+4 eğitim sistemi yasasını geçirir geçirmez, açılışı performans sistemini, Öğretmenlik Kariyer Basamaklarında Yükselme (ya da Yeterlilik) Sınavları ile kurumlaştırarak yapıyor. Yeni kurs/sınav sistemi buna bir geçiş adımını oluşturuyor. Buna göre kadrolu öğretmenlerin de 5 yılda bir yeterlilik/kariyer sınavına girmesi zorunlu tutulacak. Bu sınavların sonuçlarına göre, öğretmenler arasında hiyerarşik statü ve ücret farkları, ve öğretmenler arası rekabet ve güvensizlik giderek derinleştirilecek. Sınavlarda başarısız olan öğretmenlerin işlerine de son verilebilecek.

Bu, kadrolu öğretmenleri de kendi içlerinde bölüp parçalamaya, katmanlılaştırıp rekabete sokmaya, ve her sınavda da artan bölümünü tasfiye etmeye dönük korkunç bir kapandır. Kadrolu öğretmenlerin de geriye kalmış cüzi işgüvencesini, dayanışmasını ve sendikal örgütlülüğünü parçalamaya dönüktür. Öğretmenlik artık tümüyle bir toplumsal sorumluluk olmaktan çıkarılıp bireysel bir iş, performans rekabeti sorunu haline getirilmektedir.

Bununla da kalmayacak, KPSS’yle güç bela atanan “şanslı” öğretmenler de, ömür boyu “Öğretmenlik Kariyer Basamaklarında Yükselme” ya da “Tasfiye Olma” sınavları cenderesi eklenecektir. Bir tür ölüm kalım kapanı kuran bu sınavlarla, stres, belirsizlik, güvencesizlik, rekabet, birbirinin kuyusunu kazma öğretmenin tüm yaşamına ve “kariyerine” işleyecektir. KPSS üstüne bir de ÖKBY kurs ve dersaneleri türeyecek, öğretmenler işlerini koruyabilmek için bu dersanelere gitmek, avuç dolusu para dökmek zorunda bırakılacaktır. Bir bütün olarak öğretmenin emekgücünün meta karakterini derinleştirecektir. Dahası…

Öğretmenlerin kendi aralarındaki ayrımcılık, rekabet, birbirinden mesleki bilgi saklama, güvensizlik, güvencesizlik derinleşmekle kalmayacak. Öğretmenlerin yüzde 10’u başöğretmen, yüzde 20’si uzman öğretmen olarak statü ve ücret farkları artarken, veliler (ve şirket statüsü verilen okul-aile birlikleri) çocuklarını bu öğretmenlere verebilmek için birbiriyle yarışacak, geriye kalan kadrolu öğretmenlerin çoğunluğu (yüzde 70’i) ise “başarısız” ve “yetersiz” diye damgalanarak, itilip kakılacak, onurları da kırılacaktır. Dahası…

Öğretmenlik performans/kariyer sınavları, en fazla öğretmenlerin bilgi/ezber düzeyini ölçebilir. Bu sınavların burjuvazi ve hükümeti tarafından belirlenen içerik ve biçim çerçevesi, öğretmenleri de metazori buna odaklanmaya güdümleyecektir. Burjuvazi ve hükümetin istediği yeni öğretmen tipolojisini şekillendirmeyi kolaylaştırırken, öğretmenlerin sınıflarda geriye kalan son mesleki inisiyatif ve özerklik kırıntılarını da ortadan tümüyle kaldıracaktır. Oysa öğretmenlik basit bir bilgi aktarımcılığından, hele ki sınav/müfredat ezberinden ibaret değildir. Fakat zaten giderek geri plana itilen öğretmenliğin toplumsal ve pedagojik yönü, bu sistemle tümüyle tasfiye edilmek istenmektedir.

Bakanlığın açıkladığı yeni uygulamalar, yalnız performans/kariyer sınavlarıyla kadrolu öğretmenleri de parçalamak ve rekabete sürmek, iş güvencesini tasfiye etmekle de sınırlı değil. Öğretmenlerin dönem arası tayinlerini kaldırmak, daha çok okulda tutacak biçimde iş yüklerini ve iş saatlerini artırmak, yanısıra eğitim fakülteleri ve öğrencilerine dönük sayısız hak gaspı ve kapsamlı esnekleştirme, daraltma, piyasalaştırma saldırısını içeriyor. Eğitim alanına, öğretmen ve öğrencilere karşı saldırılar, son KHK’lar ve 4+4+4 yasası ile topyekun bir şiddet ve hız kazanıyor.

Tıpkı sağlıkta dönüşüm programının, sağlık alanı ve sağlık işçi ve öğrencilerine saldırının son dönemde kazandığı şiddet ve hız gibi.

Henüz bunun pek farkında olunmasa da, eğitim ve sağlık alanında zincirlerinden boşanan yeni saldırı yasa, düzenleme ve uygulamaları, “ulusal istihdam stratejisi”nin (kölece çalıştırma programı) bileşenleridir. Nitekim, kıdem tazminatı ve iş güvencesinin gaspını, özel işçi kiralama şirketlerini, ödünç işçiliği, performansa göre ücreti, kısmi zamanlı çalışmayı, evde çalışmayı, stajiyer işçiliği, bölgesel ve sektörel asgari ücreti vb öngören “ulusal istihdam” yasa tasarısı, önümüzdeki hafta ya da aylarda (Meclis tatile girmeden) Meclise gelecektir. Dahası, Enerji Bakanı’nın kötü ünlü “enerji tasarrufu” adı altında kamuda saat 7.00 işbaşı ve cumartesi günleri de çalışmayı öngören tasarısı da Bakanlar Kurulu’nun gündemine alınmıştır. Dahası, sermayeye yeni teşvik kapsamı adı altında, bölgesel asgari ücret uygulamasının da ucu açılmıştır. Hepsi bir bütündür.

Burjuvazi ve hükümetinin kölece esnek çalıştırma programı ve düzenlemeleri, yalnızca işçileri değil memur statüsündeki işçileri de kapsamaktadır. Yalnızca öğretmenleri, yalnızca sağlıkçıları, yalnızca memurları değil, bir bütün olarak kamu işçileri kapsamaktadır. Ve yalnızca kamu işçilerin değil, tüm bir işçi sınıfına yöneliktir. Üniversite ve lise öğrencilerini de daha hızlı biçimde aşırı ucuz işçiliğe itmektedir. Eğitim, sağlık ve kamu hizmetlerinin fahiş biçimde piyasalaştırılmasında vites büyütmektedir…

Bu kapsam ve şiddette bir saldırı, öğretmenlerin, sağlıkçıların, kamu işçilerinin her birinin kendi alanlarındaki mücadelelerinin ötesinde, öncelikle bu saldırı paketinin bütünlüğünü kavrayıp, birleşik mücadelesiyle püskürtülebilir. Sağlık işçilerinin grevi ve sağlıkçılar hareketinin bir süreklilik kazanmaya başlaması, ardından 4+4+4 yasasına karşı öğretmenlerin grev ve eylemleri, KESK (bürokrasisinde değilse bile) tabanında belli bir ısınma ve hareketlilik yaratmıştır. 4+4 yasasının bu hızla uygulamaya geçirilmesi, bu hareketliliği sürdürücektir. Kamudaki taşeron işçilerin direniş ve hareketleri yaygınlaşmaktadır. Hemen hepsi polis saldırısına uğrayan bir dizi işçi direnişi sürmektedir. İşçilerin artık 5’er 10’ar öldürüldüğü iş katliamları birbirini izlemekte, sınıf öfkesini artırmaktadır. Burjuvazi ve hükümetin cevvaliyeti bunlara, kölece esnek çalıştırma paketini de bir an önce yasalaştırma çabasını da eklemektedir. Bardak fazlasıyla dolup taşmıştır. Bu işçi direniş, eylem ve hareketleri sınıfa karşı sınıf ekseninde bütünleşmelidir. Tüm bu tepki ve direnişlerle, hareketlerle büyütülecek 1 Mayıs’ın da bir sıçrama adımı olacağı, sendika bürokrasilerini sıkıştırıp aşan genel greve hazırlanılmalıdır.

Eğitim işçileri 4+4+4’e karşı son dönemlerin en önemli ve anlamlı direnişlerinden birini sergilediler. Hükümet bu kez epey zorlanıp bunaldıysa da yasanın geçmesi engellenemedi. Ama 4+4+4 hesabı da kapanmadı. Şimdi zincirlerinden boşanarak, yıldırım hızıyla uygulamaya geçilmesi de, bu yarayı büyütüyor. Bu yasayı ve performans sistemini paçavraya çevirmek halen mümkündür. Bunun için, mücadeleyi bir üst düzeye çıkarmak gerekir. Eğitim işçileri de, bu yasa ve uygulamaların, “çocuk işçiler ve çocuk gelinler” ile “performans/kariyer sisteminin”, kölece esnek çalışma, kölece yaşam paketinin, Suriye’ye saldırı ile işçi sınıfına saldırının bir bütün olduğunu görmeli, işçisi memuru, kamusu özeli, kadrolusu taşeronu, kadını erkeği, kürtü türkü işçi sınıfının birleşik mücadelesinin, genel grev genel direnişin örgütlenmesinde öncü bir rol oynamalıdır.

Ve son bir nokta: 4+4+4 yasası gibi, kadrolu öğretmenlere dayatılan performans/kariyer yönetmeliği de (delik deşik edilmiş biçimiyle de olsa yerinde duran) mevcut anayasaya, milli eğitim kanununa ve 657 sayılı devlet memurları kanuna aykırıdır. Burjuvazi ve hükümeti, bir çok yeni yasa, KHK ve yönetmelikte olduğu gibi, eğitim ve öğretmenler konusunda da henüz ortada olmayan yeni neoliberal anayasayı fiilen yapmakta ve uygulamaktadır. Yeni anayasanın halen gündemde olmadığını sananlar, asıl onun her gün fiilen parça parça yapıldığını ve fiilen uygulandığını artık görmelidirler. Ve bu durum, ilk çıkışını “kapıkulu kanunu” olarak tanımladıkları 657 sayılı kanuna karşı yapan kamu çalışanları hareketini, önceki/mevcut milli eğitim kanunu ve 657 sayılı kanunu savunur hale gelmeye itmektedir. Eğitim işçileri buna düşmemelidir. Bu fiili yasa ve uygulamalara karşı dava açmanın, eski anayasa ve 657’yi savunur duruma düşmenin çözüm olmadığını, daha önce de Anayasa mahkemesinin performans/kariyer yönetmeliğini iptal etmemiş olmasından görmek mümkündür. Bugün ise, yeniden yapılandırılmış yargının, henüz olmayan anayasayı fiilen işleteceğini ve hukukileştireceğini kestirmek zor değildir. Ama madem ki, işçi sınıfına, Kürt halkına, kadınlara, bölge halklarına yeni saldırı anayasası, fiilen yapılıyor ve uygulanıyor; bunlara karşı mücadele de meşru, fiili, kitlesel ve militan temelde olmalıdır. Sosyalist işçiler, sınıf bilinçli işçiler, öncü eğitim işçileri, bu son derece kritikleşmiş tarihsel süreçte her türlü sınıf muharebesinin, yalnızca bugüne muhalefet sorunu olmadığını, geleceği de sınıflar arası güç dengelerine göre şekillendirmekte olduğunu görmelidir. Bu saldırılar karşısında burjuvazinin ne eski ne yeni anayasasından medet ummadan, ikisi arasında öğütülmeden, asıl nasıl bir eğitim, nasıl bir sağlık, nasıl bir çalışma ve yaşam istediklerini kendilerinin belirleyip uygulayacakları yeni bir yaşam esini ve ufkuyla mücadele etmelidirler.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*