Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » “Yesinler ama az yesinler”-1

“Yesinler ama az yesinler”-1

Giderek büyüyen yolsuzluk, asalaklık, gaspçılık neoliberal mali sermaye birikiminin yapısal bileşenidir.

Türkiye kapitalizminin son 30 yılına bakıldığında, her dönemde farklı biçimler alsa da, sermaye birikiminin bu en konformist ve yağmacı biçimlerinin nasıl bir süreklilik arzettiği hemen farkedilir.

80’li yıllarda öne çıkan biçimlerden biri, devletin büyük çaplı ihracat teşvikleri üzerinden “hayali ihracatçılık” idi. 90’lı yıllarda öne çıkan biçim, devletin hiper yüksek faizli iç borçlanma kağıtları üzerinden birikimdi. Bunun da vardığı nokta ve popüler ifadesi “banka/devlet hortumculuğu” olarak hatırlardadır. 2000’li yıllarda ise faizler nisbeten düşerken, sermayenin gaspçı birikiminin öne çıkan biçimlerinden biri kentsel dönüşüm, gayrımenkul ve rant sahası oldu.

Sermaye birikiminin bu biçimlerine Marx’ın Kapital’ına atıfla, “ilkel birikim” de denilmektedir. (Bkz. 1. Cilt, 8. Kısım: İlkel Birikim) Günümüz açısından mali sermaye birikiminin en yıkıcı, saldırgan, fiili ve zoru da kapsayan biçimi, yani neoliberal sermaye birikiminin ayrılmaz bileşenidir. Sermayeye devleti üzerinden teşvik, özelleştirme, faiz, rant biçiminde aktarılan dev çaplı değer, kaçınılmaz olarak emekçi kitlelerin daha geniş çaplı mülksüzleştirilmesi ve proleterleşmesine, ücret ve hak düşürümüne, yoksullaşmasına ve sömürü şiddetinin artırılmasına dayanır.

Son 30 yılın özelleştirme, teşvik, faiz, rant yağması biçimlerinden geleceğe baktığımızda, bunların tümünün hem de üst üste çakışarak, daha bileşik ve yıkıcı bir biçim kazanacağını söyleyebiliriz. Başta sağlık, eğitim, emeklilik, su, ulaşım ve altyapı olmak üzere ikinci nesil özelleştirmeler gündemde. Sermaye teşvikleri, 2008 krizinden itibaren zaten bölgesel ve illere göre teşvikler, teknoloji ve ar-ge teşvikleri, istihdam teşvikleri ile artış eğilimine girmişti. Cari açık bahanesiyle şimdi özellikle katma değeri daha yüksek ürünlere dahilde üretme ve yeni nesil ihracat teşvikleri gündemde. Faizler yükselme eğilimini sürdürecek gibi görünüyor. Yalnız devletin iç borçlanma faizlerinin yükselmesi bile, kamu istihdam ve ücretlerinde dondurmadan budamaya geçiş ve kitlelere salınacak yeni vergi ve zam dalgası demek. Büyük banka sahibi mali sermaye grupları, 2001 banka krizinden sonra, bankalara getirilen yüksek öz sermaye ve “munzam karşılık” tutma zorunluluğunun ve ağır denetimlerin yeniden kaldırılmasını istemeye başladılar. Faizlerdeki yükseliş eğilimi ile birlikte bu da gerçekleşirse (veya faizleri indirmeye karşılık “munzam karşılıklar”ın düşürülmesi gibi bir pazarlık dönüyor olabilir), bankacılık alanı da yeniden ve daha büyük açık pozisyona dayalı spekülasyon ve vurgun alanı haline gelecek demektir. Ucu açılan daha büyük çaplı rant projeleri de, kredi faizleri de yükselmiş olarak iki kat artmış bir yıkıcılık ve zorla sürdürülmek isteniyor.

Bu birleşik etkiyi önümüzdeki süreçte kitleler ücretlerinde, çalışma, yaşam ve yönetilme koşullarında daha ağır sarsıntılar ve ağırlaşma olarak hissetmeye başlayacaklar. İlk üzerine gitmemiz gereken, “yesinler ama az yesinler” yaklaşımıdır. Kitlelerde çok yaygın ve köklü olan kendiliğinden burjuva bilincin çok tipik bir ifadesidir. Kendiliğinden bilinç, tıpkı sömürüldüğü gibi soyulduğunun da az çok farkındadır. Fakat tıpkı makul bir sömürüyü kendisine ekmeğini verir görünen sermaye sahibinin meşru hakkı olarak görmesi gibi, makul bir soygunculuğu da devlet yöneticilerin yaptığı “yüksek işler”in adeta meşru karşılığı olarak görür. Birincisi sermaye fetişizminin, ikincisi devlet fetişizminin ifadesidir. Ekonomiyi ve siyaseti ancak “yüksek sınıf”ın ve onun arpalığından yetişmiş “yüksek çıkar ve yetkilerle donatılmış yüksek şahsiyetlerin” yönetebileceği, bu yüzden kitlelere de bir nebze ekmek ufaladıkları ölçüde sömürü ve yolsuzluğun bir düzeye kadar meşru olduğu düşüncesi, yolsuzluğun kendisinden bile daha büyük skandal, kölece düşünmenin ifadesidir. Bunun karşısına Paris Komünü’nün taleplerini anlatarak gitmeliyiz: Kitlelerin yönetime doğrudan katılması ve yer alması, yöneticileri geri çağırma hakkı, yöneticilerin yetkilerinin sınırlanması ve maaşlarının ortalama işçi ücreti üzerinde olmaması.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*