Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » “Yeni bir yaşam ihtiyacı ve Komünizmin güncelliği” paneli gerçekleştirildi

“Yeni bir yaşam ihtiyacı ve Komünizmin güncelliği” paneli gerçekleştirildi

Devrimci Proletarya tarafından düzenlenen panele MKP, MLKP, TKP/ML, TKİP, Köz, Odak, ROC-ML (Fransada yeni kurulan bir örgüt) den katılım oldu. Devrimci Proletarya temsilcisinin konuşması panelin birinci bölümünü oluştururken, örgütler adına yapılan konuşmalar ve diğer katılımcılardan söz isteyenlerin görüşlerini belirtmeleri, sorular ve soruların yanıtlanması ikinci bölümünü oluşturdu. 65 Kişinin bulunduğu panelde İsviçre ve Almanyadan gelen arkadaşlarımız da vardı. Panel 3 saat sürdü.

Panelin birinci bölümü: Komünizmin özgürlük dünyası için savaşmayana komünist denemez, isterse kendisine komünist desin!

Panel komünizm ve devrim mücadelesinin ölen ama yenilmeyenlerine saygı duruşuyla başladı. Paneli yöneten yoldaş neden böyle bir konunun, “Yeni bir yaşam ihtiyacı ve komünizmin güncelliği” konusunun seçilmiş olduğunu açıkladı. Duyuru çalışmaları sırasında neden güncel bir konuyu seçmediğimizin sorulduğunu, Kürt sorunu varken, saldırılar olurken böyle bir konu değil de, “yeni bir ihtiyacı ve komünizmin güncelliği” gibi soyut bir konunun seçildiği eleştirilerinin geldiğini belirterek, yeni bir yaşam ihtiyacını tam da bu sorunlarla bağlantı içerisinde ve onların çözümü olarak da gördüğümüzü, komünizmi güncel bir ihtiyaç haline getirenin aynı zamanda bunlar olduğunu belirtti. Panelin iki bölümden oluşacağını belirterek, nasıl bir seyir izleyeceğini açıkladı. Ardından Devrimci Proletarya sözcüsü konuşmasına başladı. Konuşmadan notlar aktarıyoruz:


Komünizm görüşüne neden uzağız? Komünizm neden bir hayal, bir ütopya olarak görülüyor?

Gerileyen bir işçi sınıfı hareketi var. Uzun yıllardır böyle. Komünist bir hareket yok, komünist bir hareketin varlığından söz edilemez. Varolan komünist örgütler, küçük ve grupsal yapılar olmayı aşabilmiş değiller. Türkiye’deki devrimci hareket, gerileme ve çözülme içerisinde. Örgütsüzleşme artıyor ve örgütsel bir dağılma yaşanıyor. Örgütsüzleşme, örgütlerin içinde de dışında da artıyor. Örgütsüzlerin sayısı çok daha fazla. Örgütler, savunulan görüşler bir etki ve çekim gücüne, kitleleri örgütleme gücüne sahip değiller.

Böylesi bir durum içerisinde yeni sorular sormaya ve soracağımız bu soruları cesaretle yanıtlamaya ihtiyacımız var. Komünizm görüşüne neden uzağız? Komünizm neden bir hayal, bir ütopya olarak görülüyor? Komünizmi neden belirsiz bir gelecekte gerçekleşecek bir şey olarak görüyoruz? Hatta kapitalizmin bizlere kadar uzanan etkisiyle -alttan alta- onun hiçbir zaman gerçekleşemeyeceğini düşünüyoruz? “Nihai amaç” diyerek onu niye öteliyor, neden belirsiz bir geleceğe bırakıyoruz? Partilerin ve örgütlerin isimlerinde “komünist” yazıyor, komünizmin görüşleri savunuluyor, günlük çalışmaya taşınıyor mu?

Komünizm düşüncesinden uzaklaştıran hem tarihsel ve ideolojik etmenler bulunuyor hem de bugünkü yaşamımızda egemen olan kapitalizmin belirleyici olmasından kaynaklı etmenler. Tarihsel etmenler, olayların, tarihsel sürecin akışıyla da ortaya çıkmış olarak 1)sosyal reformistleşen sosyalizm görüşü, 2) uzun bir tarihsel döneme damgasını vuran demokratik devrimcilik , 3) Büyük bir tarihsel atılım olmasına ve sosyalizm yönünden de büyük başarılara imza atmasına karşın geri kapitalist bir ülkede gerçekleşen ilk sosyalist devrimin siyasal, ekeonomik, toplumsal ve kültürel yönlerden derinlik kazanarak geişkin bir sosyalizm örneği oluşturamaması ve geriye dönüşü.

Bu etmenler, komünizme içerili gelişkin bir sosyalizmin alternatifleştirilememesine yol açtı; uzun bir döneme egemen olan demokratik devrimciliğin aşamacılığı ve sosyalizmdeki aşamacılık, komünizm görüşünden uzaklaştırdı. Çok daha etkili olan ve devrimcileri de içerisine çekmiş olan bir etken ise, içerisinde yaşadığımız kapitalizmin egemenliği ve bu egemenliğin sayısız yolla günlük yaşammıza hakim kılınmasıdır. Bu egemen kapitalist düzenin değişmeyeceğine ve değiştirilemeyeceğine inanmışızdır. Bunu sağlayan ilk etmen zor, şiddet değildir. Zor, tamamlayıcıdır. Kapitalist sistem sayısız yolla bizi içerisine çeker, yasa ve kurallarını kabul ettirir. Örneğin, çalışmak zorundayızdır. Çalışarak ve ancak aldığımız ücretle ihtiyaçlarımızı karşılayabiliriz. Çalışmıyorsak, iş bulamıyorsak yanmışızdır. İşssizlik kırbaç gibidir. Rekabete sokar, saldırganlaştırır, zavallılaştırır, çürütür. En büyük zor, zorbalık budur, kapitalizme demirden bağlarla bağlar.

İhtiyaçlarımızı bir parça daha fazla karşılamak ve daha iyi yaşamak istediğimizde, daha çok, daha fazla çalışmak zorunda kalırız. Üstelik kapitalizm, daha çok tüketmeye teşvik eder. Tükettikçe özgür olacağımıza inandırılırız. İhtiyaçlarımızı daha fazla karşılamaya çalışmamız ve daha çok tüketmemiz daha çok çalıştırılmamız, daha fazla sömürülmemizdir. Kapitalist, bu yolla daha fazla artı değer sömürüsü gerçekleştirir, mallarını satar, sermayeyi büyütür. Ve bundan dolayı borçlanma teşvik edilir; işçinin borçlanma, kredi kartı köleliği başlar. Bütün yaşamı fatura ve borç ödemekle geçer. Başka hiçbir şey düünemez ve yapamaz hale gelir. Toplumsal ilişkiler bunlar üzerinden biçimlendirilir, siyasal yaşama da burjuva demokrasisiyle bu egemen kılınır. Egemenlik bunlar üzerinden pekiştirilir. Bu koşullarda bir işçi de bir burjuva gibi düşünür ve tek düzenin bu olduğuna ve bunun değişmeyeceğine inanır. Günlük yaşama ve bütün bir yaşama egemen kılınan bunlardır.


İşçi sınıfının ve toplumun değişen yapısı, yeni bir program ve yeni bir örgüt ihtiyacını büyüttü

’60’lar ve özellikle ’80’ler sonrası ortaya çıkan yeni koşullarda, önceki parti ve programlar yeni koşullara yanıt veremeyerek ve gitgide zayıflayarak etkisizleştiler ve çözüldüler. Bilim ve teknolojideki gelişmelerle üretimin teknik alt yapısı değişti. Bilgisayarlı üretim teknolojileri, mikroelektronik hakim hale geldi. Üretim ve emek organizasyonları değişti. Üst tekelci kapitalist birikim evresine geçildi ve sermaye birikim koşulları değişti, küreselleşti. Kapitalist üretim ilişkileri dünya çapında hakim hale geldi. İşçi sınıfının yapısı ve bileşimi değişti. Proletarya-burjuvazi çelişkisi dünya düzeyinde belirleyici çelişki haline geldi.

Türkiye’de geri kapitalizmden orta ileri düzeyde kapitalizme geçildi. Kuzey Kürdistan’da kapitalist üretim ilişkileri hakim hale geldi. Türkiye tekelci burjuvazisi bölgesel bir güç olmaya geçiş yaptı.

Dünyada ve Türkiye’de sınıfsal, toplumsal ve bireysel ihtiyaçlar farklılaştı. Yeni ihtiyaçlar ortaya çıktı.

Kadın sorunu, aile sorunu ve kriziyle içiçe geçerek büyüdü.

Çevre sorunu olarak başlayan doğa sorunu, ekosistem dengelerinin bozulması ve insan-doğa ilişkilerindeki yıkımla krizleşti.

Kent sorunu, toplum ve bireyin özgürlük sorunu, demokrasi sorunu yeni biçim ve boyutlar kazanmış olarak büyüdü.

Vasıflılık, toplumsal emek üretkenliği artmış olmasına karşın çalışma süreleri azalmıyor, artıyor. Birim zamandaki iş miktarı, işin temposu artırılıyor. Bilgisayarlarla, numerik kontrollü sistemlerle kontrol ve denetim artırılıyor, kafamızı kaşıyacak zaman dahi bırakılmıyor. AB’de emeklilik yaşı 70’e çıkartılmak isteniyor. Dokuz Avrupa ülkesinde 65’e çıkartılmış durumda. İhtiyaçlarımız artmış, çoğalmış ve çeşitlenmişken onları karşılayabilmemiz aldığımız ücretle sınırlandırılıyor. Bir çoğunu karşılayamıyoruz. Özgürlük üzerine kopartılan gürültülere karşın “paran kadar özgürsün” deniliyor. Sosyal haklarımız gelişmiyor, bir bir elimizden alınıyor. Paran kadar sağlık, paran kadar eğitim deniliyor.

Kapitalizmin krizleri birbirini izliyor ve her kriz küreselleşiyor. Her kriz küresel yıkımlara yol açıyor. Tekelci kapitalizm ve azami egemenlik sistemi, toplumsal demokrasi özlem ve isteklerine yanıt veremiyor. Aşağıdan demokrasi mücadelelerini zor yoluyla bastırmaya girişiyor ve burjuva demokrasisinin sınırları açığa çıkıyor. Tarihsel sonuna doğru ilerleyen kapitalizm, sınıfsal, toplumsal ve bireysel özlemlere yanıt veremediği gibi onlarla karşıtlaşıyor. Bu sorunların her birisinin ve hepsinin çözümlerinin komünizmle olacağını, sosyalist bir devrimin zorunluluğunu gösteriyor.

Komünist ve devrimci örgütler, 60’lar sonrasında sınıfın yeni durumuna, toplumsal beklentilere, ortaya çıkan kadın, çevre-doğa gibi sorunlara yanıt veremediler, kayıtsız kaldılar. ’80’ler sonrasında koşullar daha da farklılaştı. Yeni bir sınıf, toplum ve birey durumu ortaya çıktı. Önceki programlar, önceki örgüt yapıları tümüyle geçersizleşti. Program, örgüt, önderlik, çalışma tarzı, yöntemler, ilişki kurma biçimlerinin tümüyle değişmesi zorunlu hale geldi.

Programların sadece teorik çalışmalarla ortaya çıktığı düşünülür. Teorik çalışmalar, programlara bütünsellik ve bilimsellik kazandırır. Programların çıkış noktası ve yanıt oluşturmaları gereken ise ihtiyaçlarımız, beklenti ve özlemlerimizdir. Bugün yeni bir programa ihtiyaç vardır diyorsak, önceki program ve örgütlerin geçersiz olduklarını söylüyorsak, bu bugünkü yaşamımızdaki sorunlardan ve yeni bir yaşam ihtiyacımızdan, özlemlerimizden doğmaktadır. Ancak bunlara yanıt verecek, verebilecek bir program başarıya ulaşabilir.

Bizim programımız, krizlere yol açtığı ve toplumsal yıkımlara neden olduğu için kapitalizmi yıkacak, sadece bundan dolayı yıkacak bir proğram değil, komünizmin kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin en gelişkin biçimlerinden gelişkin olduğunu, onlara üstün olduğunu gösterecek bir programdır.


Komünizm, bilinen biçimiyle çalışmadan kurtularak özgürleşmektir

Emek gücümüzün sömürülmesinden kurtulmaktır. Çalışarak yaşamaktan ve çalışarak ölmekten kurtulmaktır. Daha az çalışarak ihtiyaçlarımızı çok daha fazlasıyla karşılamaktır. Artan çeşitlenen, çoğalan, farklılaşan ihtiyaçlarımızı karşılayabilmektir. Yaşamımız boyunca aynı işi yapmaktan, aynı işyerine gidip gelmekten kurtulmaktır. Gitgide daha az, daha kısa süre çalışmak, çalışmaktan kurtularak özgürleşmektir. Çalışma köleliğinden kurtulmak, zamanda ve mekanda özgür olmaktır.

Düşünün! 2 saat çalıştığınızı, sadece ve sadece iki saat çalıştığınızı DÜŞÜNÜN! 2 saat çalıştığınızı, ama bütün ihtiyaçlarınızın karşılandığını DÜŞÜNÜN! Artan çeşitlenen, sadece barınma, beslenme, hatta sağlık ve eğitimden ibaret olmayan ortaya çıkan yeni ihtiyaçlarınızın karşılandığını DÜŞÜNÜN! Hep aynı işi yapmak zorunda kalmadığınızı, aynı işi yapmanın ve çalışmanın bıktırıcılığından kurtulduğunuzu DÜŞÜNÜN! Komünizm budur.

Bunlar mümkün mü? MÜMKÜN!

100, 50 hatta 30 yıl öncesinde bunların mümkün olmadığını, olanaksız olduğunu söyleyebilirdik. Söylenilenlere inanılmazdı. Bugün ise münkündür. Bilgisayarlı üretim teknolojileri, robotik teknoloji, biyoteknoloji ve nano teknolojinin gelişmesi, bunlarla birlikte işçi sınıfının vasıflılık düzeyinin yükselmesi ve toplumsal emek üretkenliğindeki artma söylenenleri mümkün kılıyor. Artan ve çeşitlenen ihtiyaçların çok daha fazlasıyla ve çok daha ileri düzeyden karşılanmasını olanaklı kılıyor. Bunun için gereken tek şey bir devrim, sosyalist bir işçi devrimidir.

Söylenenin mümkünlüğünü kapitalizmde ve sosyalizmde makinaya bakarak da görebiliriz. Makine 50-100 işçinin yaptığı işi yapar ve kapitalizmde makine işçinin düşmanıdır. İşsizliktir. Daha çok çalışmaktır. Sadece kol değil, kafa ve kol emeğinin birlikte daha fazla sömürülmesidir. İşin temposunun artması, çalışma koşullarının ağırlaşmasıdır.

Sosyalizmde/komünizmde makine işçinin dostudur. İşçinin işçi olmaktan kurtulmasının imkanı, işçiliğe gereksinim duyulmamasıdır. Daha kısa süre çalışmaktır. 6, 4, 2 saat çalışmaktır. Ağır, pis ve tehlikeli işlerin makinalar tarafından yapılmasıdır. Daha kısa süre çalışmamıza karşın ihtiyaçlarımızın daha kolay ve daha büyük miktarlarda karşılanmasıdır. Farklı etkinliklerde bulunabileceğimiz, kendimizi bir çok yönden geliştirebileceğiz zamana ve olanaklara sahip olabilmektir…

Komünist Devrim Örgütü mücadele platformuna 6, 4, 2 saat çalışmanın mümkün olduğunu ve bunun için mücadele edilmesi gerektiğini açık bir şekilde yazmıştır.

Komünizm yokluk değil bolluk düzenidir

Komünizmin yokluğun paylaşılması, yoklukta bir eşitlik olduğu sanılır. Toplumsal bir eşitlik temeli olmakla birlikte, toplumsal emek üretkenliği gelişmiş olarak komünizmde “ihtiyacına göre” ilkesi geçerlidir ve komünizm bolluk düzenidir. Artan ve çeşitlenen ihtiyaçlarımızın karşılanmasıdır. İhtiyaçlarımızın parayla ya da bir başka şeyle değiştirilmesine gerek duyulmadan, sadece ve sadece ihtiyaç oldukları için karşılanmasıdır. Bugün ihtiyaç bildiklerimiz yaşamın doğal akışı içerisinde karşılanırken zamana ve olanaklara sahip olarak kendimizi bir çok yönden ve toplumsal lişkiler içerisinde gerçekleştirebileceğimiz yepyeni ihtiyaçların doğmasıdır.

Telefon ihtiyaçtır. İnternet ihtiyaçtır. Beslenme, barınma, sağlık, eğitim, dinlenme, kültürel gelişim, sanat, spor, toplumsallaşma ihtiyaçtır. Sorun ve çarpıklık bu ihtiyaçlarımızı karşılamak istememizde, daha iyi yaşamak istememizde değildir. Sorun ve çarpıklık, ihtiyaçlarımızın, kendi üretmiş olduklarımızın, öz emeğimizin ürünlerinin mal biçimiyle para karşılığı bizlere satılmasıdır. Kendi ürettiklerimizin bize hükmetmesi, bizi yönetmeye başlamasıdır. Kapitalizmde emek gücünü satabildiğin ve satın alabildiğin kadar özgürsündür. Paran kadar özgürsündür. Makinaları, binaları, yolları, ekmeği, otomobilleri üreten biziz. Sanki değişmez yasaymış gibi para karşılığı almak zorunda bırakılan, bundan dolayı bir çoğunu alamayan ve vitrinlerden seyreden de biziz. Bu değişecektir. Sosyalizme ayak basar basmaz değişecektir.

Komünist Devrim Örgütü mücadele platformuna beslenme, barınma, ısınma, sağlık, eğitim, ulaşım,iletişim, kültürel gelişim, sanat, sporun toplumsal ve bireysel bir hak olduğunu ve Türkiye gibi bir ülkede bugün sosyalizm olsa sayılanların para vb. ödenmeksizin karşılanacağını, bunun mümkünlüğünü yazmıştır.

İnsanın doğallaşması, doğanın insanileşmesi

Çevre sorunları olarak başlayan doğa sorunları, doğa üzerinde de tekelci kapitalist sömürünün azamileşmesi, kendisi de doğanın bir parçası olan insanı da içerisine çekmesiyle, ekosistem dediğimiz doğanın iç dengelerinin bozulmasıyla bir doğa krizine dönüşmüştür. Marks ve Engels’in doğa-insan ilişkileriyle ilgili yazmalarına ve doğa sorunu giderek büyümesine karşın, parti programlarında yer almamış çevreci ve ekolojist akımlar tarafından -sistem karşıtlığını içermeyen biçimde- gündemleştirilmiştir. Doğa sorununu, bir program konusu olarak ele aldık, doğa yıkımına karşı mücadele, ekosistem bütünlüğünün korunması ve insan-doğa, doğa-insan ilişkilerinin ortakyaşarlık temelinde geliştirilmesi temel tutum olarak benimsendi.

Kadın ve aile sorunu

Farklı yönleri olmakla birlikte bu iki sorunu içiçe ele almanın doğru olacağı ve bugün kapitalizmin temel toplumsal birimlerinden biri olarak ailede kriz olduğu belirtildikten sonra konu iki örnek üzerinden anlatıldı ve alımı en kolay konu oldu. Bir yarışma proğramında küçük bir kız çocuğunun “baban ne iş yapıyor” sorusuna “galeride çalışıyor” dedikten sonra “annen ne iş yapıyor?” sorusuna verdiği “annem iş yapmıyor” yanıtı söylendi. Ardından Fransızca dil kursunda verilen sekreter olarak çalışan kadın bir işçinin saatin ziliyle uyanmasından yatma saatine kadar olan bir gününün anlatıldığı seri çizimler gösterildi. Kadın saatin ziliyle yataktan fırlıyor, eşine ve çocuklara kahvaltı hazırlıyor, kahvaltı masasında eşi gazete okuyor. Kadın evi temizliyor. İşe gitmek için hazırlanıyor. Çocuklarını koşar adım, çekiştirerek kreşe bırakıyor. Otobüsü kaçırıyor, işe güç bela yetişiyor. Yoğun bir şekilde çalışıyor. Akşam saat 6’da fırlayarak işten çıkıyor. Çocukları kreşten alıyor. Markete alışverişe gidiyor. Aldıklarını zar zor taşıyarak çocuklarla birlikte eve dönüyor. Yemek yapmaya girişiyor. Bu sırada eşi TV’de çizgi film seyrediyor. Yemekleri masaya getiriyor, daha sonra sofrayı kaldırıyor. Bulaşıklara girişiyor. Bu sırada eşi TV’de bir aşk filmi izliyor. (Fransızca dil kursunda bu föy kadın öğretmenin ve diğer kadınların “bunu kabul etmiyoruz” tepkisiyle karşılanmıştı.) Kadının sadece işte değil, evdeki yoğun çalışmasına karşın bir kız çocuğunun “annem iş yapmıyor” demesinin ardında yatanın ne olduğu irdelendi. Kadının buradaki emeğinin karşılıksız emek olduğu, bir ücret veya gelir getirmediğinden onca çalışmasına karşın bunun görülmediği ve gizlendiği ve kapitalizmce dolaylı biçimde gerçekleştirilen, bedavaya getirilen bu sömürü nedeniyle ailenin sürdürüldüğü belirtildi.

Çok da söze gerek burakmayan bu tablo, kadının çifte sömürüsü, ezilen cins kadınla işçi kadının sınıfsal sömürüsü ilişkilendirilerek açıklandı. Kadının kurtuluş ve özgürlük mücadelesinin erkeğinkinden iki kat daha önemli bir sorun olduğu, kadınların sınıfsal ve toplumsal kurtuluş ve özgürlük mücadelesinin güçlü bir dinamiğini oluşturdukları, komünizmi erkeklerden daha fazla istemeleri ve onun için mücadele etmeleri gerektiği belirtildi. Bundan dolayı “komünist toplum, kadın toplumudur.”, platformumuza bu açıkça yazılmıştır denildi. Gelen ara bir soruya kadın sorununun uzun bir tarihselliğe sahip olduğu ve ezilen bir cins sorunu olarak kadın sorununun varlığının üzerinden atlanılarak “bunu sınıf mücadelesi ve sosyalizm çözer” düz indirgemeciliğine düşülmemesi gerektiği, geçmişte bizim de bu yanlışı yaptığımız söylendi.

Kadın sorununun ve onunla birlikte erkek sorununun aileden ayrı ele alınamayacağı belirtildikten sonra, çekirdek ailenin kapitalizmin temel toplumsal birimi olduğu, aile-soy ilişkisi içerisinde miras devrinin sağlandığı, kadın emeğinin işgücünün yeniden üretimi için karşılık ödenmeden kullanıldığı, ailedeki işbölümünün ağır sonuçlarını kadının yaşadığı, aile yoluyla daha fazla satın alma ve tüketmenin körüklendiği, meta ilişkilerinin aileye girip hükmetmesiyle de ailede bir kriz yaşandığı, kapitalizmin aileyi bir yandan çözerken bir yandan ayakta tutmaya çalıştığı belirtildi. Para, alım satım, çıkar ilişkileri, yalanlar, kavgalar ailenin içine girmiş, kemirmektedir. Kapitalizm, dayağı şiddeti azaltmamış, artırmıştır. Aile yıkılmalıdır. Kadının erkeğe, erkeğin de kadına, çocukların anne ve babaya olan bağımlılıktan kurtulması, aralarındaki ilişkilerin özgür, eşit, gönüllü birliğe dayalı olabilmesi, en önemlisi sadece ve sadece sevgiye dayalı olarak sürebilmesi, aşkın ölmemesi için aile yıkılmalıdır, denildi.

Zamanı ekonomik kullanma çabamıza, kimi konuların üzerinden atlamamıza karşın konuşma için belirlediğimiz 45 dakikalık süre aşılmış, bir saat olmuştu. Faşizmin çözülmesi, burjuva demokrasisi, sosyalist işçi konseyleri demokrasisi, iktidar mücadelesi, ulus, ulus devletler, Kürt ulusal sorunu konuları gelecek soruların yoğunluğu da hesap edilerek ikinci bölüme bırakıldı. Konuşmanın birinci bölümü “komünizmin özgürlük dünyası için savaşmayana, komünizm için savaşmayana komünist denmez, isterse kendisine komünist desin”, sözüyle bitirildi.

Panelin ikinci bölümü

İkinci bölümde konuşmak isteyen örgüt temsilcilerine ve diğer katılımcılara söz verildi. MKP, MLKP, TKP/ML, TKİP, Köz, Odak, ROC-ML (Fransa’da yeni kurulan bir örgüt; bir temsilcisi Fransızca konuştu.) adına görüş belirtildi. Kişisel söz almalarla birlikte 15 kişi konuştu. Bu konuşmalarda da belirlenmiş olan 5 ve iki dakikalık süreler fazlasıyla aşıldı. Önemli olan panelin demokratik bir ortam ve işleyiş içerisinde gerçekleşmesi, her örgüt temsilcisinin ve diğer katılımcıların görüşlerini ve sorularını serbestçe ve tam olarak ifade edebilmeleriydi. Süre konusunda da bundan dolayı esnek bir tutum içerisinde olundu.

Belirtilen görüşlerde, örgütlere karşı sert bir eleştiriyle gelindiği, bu tür kopuşların tehlikeli olduğu, savrulmalara yol açtığı ve reformistleşildiği, TDKP/EMEP, Dev-yol/ÖDP gibi örnekler olduğu ileri sürüldü(MKP). MLKP tarafından “bu görüşler teorik bir savrulmadır” denildi. Bize sorulan “Değişen ne?” sorusuyla birlikte değişen bir şey olmadığı çeşitli yapılarca kanıtlanmaya çalışıldı. Mihri Belli’ nin ortaya koyduğu demokratik devrim görüşünün hala geçerli olduğu biçiminde ifade edilen görüş olduğu gibi, daha yaygın biçimde faşizme karşı özgürlük ve demokrasi mücadelesinin belirleyiciliği, Kürtlere saldırıların sürdüğü, Kürt sorununun yoğun olarak yaşandığı, siyasal mücadelenin bu temelde yürütülmesi gerektiği görüşü olarak ifade edildi. Eskiden faşist cunta vardı , şimdi de aynı yasalar var; bürokraside, orduda ne değişti, değişen bir şey yok, faşizm sürüyor, denildi. Bu görüşler demokratik devrimle ilişkilendirildi, 80’ler sonrası vurgularımız ve sosyalist devrim görüşümüzü neye dayandırdığımız soruldu. MLKP ilave olarak “Somut pratik mücadeleye ilişkin programınızda bir şey bulunmuyor, Halkların Demokratik Kongresi’ne sırtını kimse dönemez. Ondan daha ileri bir yapı yoktur” görüşlerini de belirtti. ROC-ML den Fransız arkadaş, “Program çalışması ve söylenenler anlamlıdır. Bu çalışmalar uluslararası olmalıdır, Lenin’in Ne yapmalı’daki perspektifi üzerinden ilerlenilmelidir.” Közcü arkadaş, “Yeni oluşum kendisini parti olarak mı görüyor, yoksa parti inşası konusunda ön oluşum olarak mı görüyor? Çözüm sosyalizmdedir demek yeni değil. Bunu söyleyen başkaları da var, KDÖ neden onlardan ayrı duruyor? Farklılaştığınız yanlar neler? Mustafa Suphi TKP’si de sosyalist devrim demişti, ne değişti, biz yanlış biliyorduk, biz değiştik mi diyorsunuz?” TKİP’ten arkadaş, “Yapılan vurgular süreklileşmelidir. Sosyalistler marjinalleştiler. Kadın, çevre, Kürt sorunlarının çözümleri sosyalizmdedir. Anayasal hayallere kapılınmamalı, sosyalizm değerlerine sahip çıkılmalıdır.”

Ortak kesenler üzerinden yanıtlayacağımızı belirterek, örgütlerden gelen görüş ve sorulara öncelik verdik. Bu tür kopuşların oluşturduğu sağa savrulma tehlikesine karşılık ” Kötü örnekler örnek olamaz. Bugün kopuş ihtiyacı var mıdır, yok mudur, ortaya çıkan yeni koşullar bunu zorunlu kılıyor. Savrulma tehlikesinden duyulan korkuyla önceki durumu sürdürme, ayağa kaldırma çabaları erimeyi, çözülmeyi, dağılmayı durdurmadığı gibi, önceki görüş ve programlar zeminininde de kalınamıyor. Bu program ve görüşler, gelişen kapitalizmin sorun ve çelişkilerine yanıt vermedikleri gibi burjuva demokrasisi içerisinde eriyorlar. Bundan dolayı cesaretle yeni sorular sormalı ve bunları yanıtlamaya girişmeliyiz”, denildikten sonra Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da kapitalizmin gelişmesi, sınıf, toplum ve birey yapısındaki değişmeler ve çelişkilerin Sosyalist Devrim ile çözümü üzerinde duruldu.

Faşizmin çözülmesi, burjuva demokrasisi, siyasal mücadelenin kapsamı ve niteliği

Faşist diktatörlüğün sürdüğü yönlü görüş ve eleştiriler, en fazla ifade edilen görüşlerdi. Bunlar gelen eleştirilerden hareketle yanıtlandı. Faşizmin hakimiyetinin ordu ve bürokrasiyle, AKP’yle açıklanmasının yanlış olduğu -bonapartizm olduğu- , eğer faşizmin varlığı kanıtlanmak isteniliyorsa bunun sınıf temeliyle açıklanması gerektiği, faşizmin 3. Enternasyonalde yapılan ve benimsenen tanımının “finans kapitalin… “ diye başladığı belirtilip, daha önce faşizmin temel dayanağını oluşturan tekelci burjuvazinin-TÜSİAD’ın 90′ların başlarından itibaren programını değiştirdiği söylendi. TÜSİAD ve bir kaç gün önce açıklanan MÜSİAD’ın yeni anayasa önerilerinden örnekler verildi. Faşizmin çözülmesinde kürt ulusal hareketinin rolüne ve önceki anti faşist mücadelelere vurgu yapıldı. Burjuva demokrasilerinin idealize edilmesiyle şiddet konusunda yanlış bir yaklaşımın olduğu belirtilerek ve bu konunun açılmasının istenmesi üzerine faşizmin açık terörcü diktatörlük olmasından kaynaklanan bir yanılsamayla burjuva demokrasilerinde baskı ve şiddetin olmadığı biçiminde yanlış bir düşüncenin oluştuğu, burjuva demokrasisinin kendi yasa ve kurallarının dışına çıkılmasına nasıl tahammülsüz olduğu ve bu yönlü bir gelişme olduğunda gizli ve açık yöntemlerle bunun en sert biçimlerle de bastırıldığı belirtildi.
Türkiye’deki faşizmin bir işçi sınıfı ve halk hareketiyle yıkılmadığı; sermaye yatırımları, para ve malların dolaşımı, borsa sistemiyle dünya ve Türkiye burjuvazisinin isterleri, hedefleri doğrultusunda çözüldüğü, bundan dolayı bunun geri bir burjuva demokrasisi biçimiyle ortaya çıktığı açıklandı.

Demokrasi mücadelesinin kapsamı ve niteliği, siyasal mücadelenin yürütülmesi kitlelerin gelişmekte olan aşağıdan demokrasi ve toplumsal demokrasi istemleriyle sosyalist işçi konseyleri demokrasisi ile ilişkilendirilerek ele alındı. Sorunun asıl noktasını oluşturan çözülmemiş demokratik görevlerin varlığının, demokratik hak ve özgürlüklerin kazanılmasının burjuva demokratik bir kapsamla mı sınırlandırılacağı, sosyalist işçi demokrasisinin alternatifleştirilmesiyle mi olacağıdır. Faşizm bir işçi sınıfı ve halk hareketiyle yıkılmamış, burjuvazinin isterleri doğrultusunda çözülmüş olması emekçi sınıflar ve Kürt halkı açısından çözüm bekleyen demokratik sorunların varlığını ve bununla birlikte mücadelesini ortaya çıkardı. Bunlar, salt demokratik hakların kazanılması mücadelesiyle sInırlandırılırsa TÜSİAD’ın, MÜSİAD’ın proGramıyla ayrım son derece azalır. Reformlarla sınırlı bir mücadele yürütÜlmiş olunur. kitlelerin demokratik istem ve özlemlerinin burjuva demokrasisinin içerisine sığmadığını, ne kadar gizlese de tekellerin azami egemenlik aracı olan burjuva demokrasisinin kitlelerin aşağıdan demokrasi, toplumsal demokrasi isteğini ortaya çıkartığını ve bunu karşılayacak ve gerçekleştirecek olanın da sosyalist işçi konseyler demokrasisi olduğu belirtildi. Kürt halkı reformist taleplerle, ama aşağıdan bir demokrasi mücadelesi yürütüyor ve bu mücadele bastırılmaya çalışıyor. WalL Street’de ve onu izleyen 82 ülke ve 955 şehirde gerçekleştirilen eylemlerde tüm kararları borsanın, bankaların vermesine karşı çıkıldı ve “%99 biziz” sloganı yükseltildi. İstemlerin reformist karakterine karşın bu çıkış tekellerin azami egemenliğine, yaşamlarıyla ilgili tüm kararların banka ve tekeller tarafından alınmasına karşı bir tepki ve toplumsal demokrasi istek ve özlemiydi. Burjuva demokrasisinin en katılımcı biçimleri dahi bunu karşılayamaz ve eğilim halinde gelişen bu istek ve özlemi -toplUmsal demokrasi- karşılayacak olan sosyalist işçi konseyleri demokrasisidir. Sosyalist işçi demokrasisidir, çünkü o işçi sınıfına ve toplumun büyük çoğunluğuna dayandığı gibi, üretim ve yönetim birliğini temel alır ve kitlelerin doğrudan siyaset yapmasını, karar süreçlerine dolaysızca katılımını gerçekleştirir. Evet, denildiği ve eleştiri konusu yapıldığı gibi politik mücadele! Ama politik mücadelenin ekseni ne olacak sorusunun doğru yanıtıyla birlikte bir politik mücadele. Bu geri düzeydeki burjuva demokrasisinin ileriye taşınması, bu kapsamda çözülmemiş demokratik sorunların çözülmesiyle değil; burjuva demokrasisinin karşısına sosyalist işçi konseyler demokrasisinin açık bir alternatif olarak konulmasıyla olacaktır. Eksenleştirmemiz gereken budur.

Ulus, ulus devletler, Kürt ulusal sorunu

Ulus, ulus devletler ve Kürt ulusal sorununa “işçilerin vatanı yoktur, kazanacakları koca bir dünya vardır” sözleriyle girildi. Ulusun kapitalizmin şafağında, burjuvaziyle birlikte doğduğu, burjuvazinin ulus yoluyla sınıf egemenliğini toplumsallaştırdığı, ulusun sınıf egemenliğinin bir aracı olduğu belirtildi. Sermaye birikimine bağlı olarak burjuvazinin ulusal devlet sınırları içerisindeki birikimden uluslararasılaşmaya geçişi, tekellerin gelişimiyle küresel temellerde birikime geçişi küresel devlet eğilimi ve ulus devletlerin çözülmekte oluşu bağlantılandırılarak anlatıldı. Kapitalizmin krizlerinin de bir ülkeden bir başka ülkeye, bir kıtadan diğerine geçerek küreselleştiği, dünya burjuvazisinin karşısına proletaryanın uluslararası ve küresel mücadelesinin konulması gerektiği, tek ülkede devrim fikrini yadsımadan, bölgesel devrimler ve dünya devrimi stratejisi içerisinden hareket edilmesi, işçi sınıfının ekonomik-sendikal mücadeleleri ve örgütlenmesi dahil enternasyonalizm konusunda bakış açısının değişmesi gerektiği belirtildi. Ulaşım ve iletişim kanallarının genişlemesi, internetle ulusların, toplumların içiçe geçmesine, küreselleşmenin farklı dinamiklerine işaret edildi. Biz ulus devlete de ulusçuluğa karşı da açıkça mücadele etmeliyiz, ulusçuluk karşıtı propaganda yürütmeliyiz. İşçilerin vatanı yoktur ve siz işçi olduğunuz için burada, Fransa’da ya da Avrupa’nın bir başka ülkesindesiniz. Burada çalışıyor ve yaşıyorsunuz, denildi.

İşçi sınıfına kazandırılması gereken bilincin enternasyonalizm olduğu, işçi sınıfına zerkedilen ulusçuluğun her türüne karşı olduğumuz, işçi sınıfı içerisinde egemen ulus şovenizmi, sosyal şovenizm ve ezilen ulus milliyetçiliğine karşı net ve açık bir mücadelenin yürütülmesi gerektiği belirtildi. İşçi sınıfı içerisinde, sendikalarda ayrımsız olarak her türlü ulusçu düşünceye karşıyız, denildi. Kuzey Kürdistan’da kapitalizmin gelişmesiyle daha açık hale gelen “her ulus, iki ulustur” gerçeği belirtilerek, Kürt işçilerin ulusalcı etkiden kurtulması, Kürt burjuvalarından ayrılması ve kendi burjuvalarına karşı mücadelesi, sosyalist devrim vurgusu yapıldı.

Soru üzerine Kürt ulusal sorununun çözümünde ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı temelinde ayrılma ve ayrı devletini kurmak temelinde Kürt ulusunun kendi kaderini özgür iradesiyle tayin hakkını savunduğumuz, gerçekleştirilmek istenilen “demokratik özerklik”in burjuva demokratik bir reform adımı olup tam hak eşitliğini gerçekleştirecek bir çözüm olmadığı belirtildi. “Halkların Demokratik Kongresi’nin varolan en ileri yapı olduğu, bunun dışında kalınamaz” görüşüne karşılık, varolan en ileri yapıdır diyerek ona tabiyet yolunu izlemek yerine eğer kendimize komünist diyorsak, sınıf devrimcisi olduğumuzu söylüyorsak, işçi sınıfının örgütlenmesi diye bir sorunmuz varsa izlenmesi gereken yol buradan bir alternatif oluşturmaktır. Bunda ısrar etmektir, dendi. Bir konuşmacı “Kürtler kendi gündemlerinin peşinden gittiler” dedi, “biz de komünist olduğumuzu söylüyorsak, işçi sınıfı diyorsak, kendi gündemimizin peşinden gitmeliyiz. Demokratik halk devrimciliiğinde temel sorun proletaryanın bağımsız örgütlenmesi sorunu olmuş, işçi sınıfı halkın içerisinde eritilmiştir. Şimdi de Kürt ulusal hareketinin peşinden sürüklenme ve ona tabiyet içerisinden bu yapılıyor. Biz niye “işçiler nasıl bir anayasa istiyor?” diyerek ortaya çıkmayalım. İşçiler 10-12 saat çalışıyorlar, neden 6 saatlik işgününü en başa yazmayalım?! Yeni istihdam yasasıyla köle işçi ticareti büroları kuruluyor, bölgesel ve sektörel asgari ücret uygulamasına geçiliyor, bizim peşinden gideceğimiz gündem bunlar. Halkların Demokratik Kongresi’nin temelini KCK’nın görüşleri ve Kürt sorununun çözümü oluşturuyor. 25 kişilik yürütme kurulunun ilk toplantı kararlarına baktım, Van depremi ve Kürt sorunu dışında gündemleşen tek bir konu yok. Halkların Demokratik Kongresi’nde bırakalım işçi sınıfının istemleri ve mücadelesini sizlerin söylediği “emekten yana”lık dahi yok. KCK’nın görüşleri “demokratik bir ulus” projesidir. Tek uluslu olmayan, çoğulcu bir ulus tanımı yapılmaktadır. Bunun dışında ulusla ilgili diğer görüşlerden hiç farklı olmayan biçimde imtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış kitle görüşünü savunuyor. Bölgesel olarak “demokratik özerklik” hukukunu oluşturmanın yanısıra merkezi devlet ve üst hukuk sistemi olarak da AB hukukunu benimsediğini söylüyor, biz böyle bir görüşle birarada olmayız. Halkların Demokratik Kongresini bütünüyle belirleyen Kürt ulusal hareketidir. Ve bu yapının içerisinde yer alınmasını Kürt ulusal hareketine tabiyet ve onun peşinden sürüklenme olarak görüyoruz.”

KDÖ mücadele platformundan bölümler okunarak, belirli sayfalara işaret edilerek sorulan sorular da oldu. Bunlardan birisi küresel devlet yaklaşımını doğru bulmadığını, tekellerin ulus devlet temelli olmaya devam ettikleri -ROC-ML den bir arkadaşın ifade ettiği- görüşüydü. Mücadele platformunun son bölümüne gönderme yapılarak sosyalizmin tarihine güçlü bir eleştiri yapılmadığı ve Çin devrimiyle ilgili ne düşündüğümüz sorusu -MKP’li bir arkadaş tarafından- yöneltildi. İlki, küresel devletin ortaya çıkan kurumlarının isimleri, tekellerin küresel düzeyde örgütlemeleri, kararların belirtilen kurumlar tarafından nasıl alındığı, tüm alanlarda 40 binden fazla uluslararası kurum olduğu örneklenerek ve Marksizmde “eğilim” nitelemesinin gelişenin karşı koyan etkenlerle birlikte varolması anlamına geldiği -AB üzerinden de örneklenerek- yanıtlandı. Bununla birlikte tekelci kapitalist küreselleşme ve küresel devlet gelişimine karşı proletaryanın stratejik ve günlük mücadelesinin örgütlenmesinin önemine vurgu yapıldı. Alıntılı diğer soruya da Çin devriminin bir köylü küçük burjuva devrimi olduğu ve demokratik kapitalizm çerçevesini aşmadığı, platformda geçmiş sosyalizm deneyimlerinin ayrıntılandırılmış bir değerlendirilmesi yapılmamış olmakla birlikte 3. Enternasyonal’le de bağlantılandırılarak Sovyet sosyalizmi deneyimini ilk dönemden itibaren ele alan tespitlerin olduğu, bürokrasinin egemen olması gibi sınırlı bir tespitte kalınmadığı yanıtı verildi.

Kişisel sorular kapsamında gelen dikkat çekici sorulardan birisi de bir kadın arkadaş tarafından soruldu. “Örgütlerde de kadınlar teorik çalışmanın dışında kalıyor, pratik işleri yükleniyor, sizin bu konudaki tavrınız ve görüşünüz nedir?” Örgütlerde kadınların ikincilleştirilmesinin, bir şekilde sekreterlik işlerinin yaptırılmasından söz ediyorsun, bizim geleneğimizde böyle bir durum olmadı, kadın yoldaşlar temel yönetici organlarda, İk ve MK da her zaman yer aldılar ve az sayıda da olmadılar. Ama dediğin doğru. Biz de çeşitli örgütlerde gözlemliyoruz; hem de toplumda olandan çok da farklı olmayan bir biçimde bu sorun var. Bunun değişmesini istiyorsanız, bunlar devrimcidir düşünür diye beklemeyin, ayrıcalık ve üstünlüklerin sürdürülmesinde, alışkanlıklarda farklı bir durum yok, bunu değiştirecek olan sizsiniz. Kendi savaşınızı yürütün, denildi…

Panel süresince ilgi ve tempo düşmedi. Tuvalet için verilen ara dahi oldukça kısa sürdü. Sıkılıp bırakıp gitmeler olmadı. 15 kişi söz aldı. Soruların yanıtlandığı bölümde dinleme yoğunluğu arttı. Bu şekilde ilk kez görücüye çıkıyorduk, bu bir etken olabilir. Bu tür toplantılara katılım oldukça düşük, merak saikiyle gelenlerden bir kısmı da bir süre sonra sıkılır gider. Apolitikleşme yaygın. Önceki konuşmalarımızdan da farklı olarak yoldaşlardan, dinleyenlerden gelen eleştirilerle en soyut olanı en somut hale getirmeye çalışmamız, örneklemeler, olay ve gelişmelerle, görüşlerle doğrudan bağ kurma, sorulara sorunun bittiği yerden başlayarak ve konuya direkt girilerek yanıt verilmesi, konu hakimiyeti, bir mikrofon düzeneği kurmamızla konuşmacı açısından da dinleyen açısından da ses sorununun çözülmüş olması farklılık yarattı. Konuların ağırlığı, komünizmle bugün bağını kurmanın zorluğu, süre limiti düşündürüyordu. Bununla birlikte pratik çözümlerin ifade edilmesi beklentisini dile getirenler oldu. Bunların çoğu alışılagelmiş siyasal mücadele algısı içerisinden geliyor olsa da, alternatifin pratik politika düzeyinden somutlanması gerekiyor. Bu politika ve politik mücadelenin dar bir algıya hapsedilmiş olmasına karşı mücadeleyle de birleşmek zorunda. Teoriye olan ilgisizlikle, pratikle kolaylıkla ilişkilendiribilecek açıklıktaki çözümlemeler dahi “bu budur” denilmedikçe alınamıyor. Bu da yaygın bir durum.

Panelin duyurusu ve örgütlenmesi için yürütülen çalışma

Panel kararı bir ay öncesinde alındı. Panelin duyurusu ve örgütlenmesi, sadece panele gelebilecek olanlara ulaşmakla sınırlı olmayan bir çalışma olarak yürütüldü. Duyurunun kendisinin, panelin konusu ve içerdikleriyle bir siyasal çalışma haline getirilmesi amaçlandı. Çalışmalar bir ay önceden başladı ve bir zaman planlaması yapıldı. Birkaç etkinlikte açılan standlar, duyuru afişlerinin ve çağrı metninin dağıtılması, etkinliklerden birinde anons yaptırılması farklı ve daha geniş kesimlere ulaşma olanağı sağladı. Grup Yorum’un konseri Paris dışından gelenlere de ulaşmamızı mümkün kıldı. Bu etkinliklerin olacağı düşünülerek bunların duyuru ve propaganda yönünden değerlendirilmesi kararlaştırılmıştı. Bir başka zamanda ve kendi ilişkilerimizden ilerleyerek ulaşamayacaklarımıza da bu etkinlikler değerlendirilerek ulaşılmış oldu. Kendi ilişkilerimizle de bire bir görüşüldü. Bunda da sadece gelebilecek olanlara ulaşalım, gibi dar bir yaklaşımla hareket edilmedi. Gelmeyeceklerini düşündüklerimize de gidildi. Arandı ve konuşuldu. Panele gelip gelmeyecekleriyle sınırlı, kısa dönemli bir yaklaşımla hareket edilmedi. Türkiyelilerin yoğun olduğu ve panelin yapılacağı Strasburg Saint-Denis bölgesine afiş yapıldı, afişler bazı dükkanlara da asıldı. Facebook üzerinden yaygın bir duyuru gerçekleştirildi. Bu çalışmalarla toplamda birkaç yüz kişiye ulaşılmış oldu.

Çalışmanın örgütlenmesinde iş bölümüyle birlikte çalışmanın kolektivize edilmesi, toplanma, yapılacakların birlikte konuşularak sonuçlandırılmasında ısrarlı olundu. İşlerin sadece teknik olarak organize edilmesi ve gerçekleştirilmesi değil panelin amacı, konusu, hedef kitlemizin kimler olduğu, konuşmada nelere dikkat edilmesi gerektiği, ne gibi soruların gelebileceği gibi konular toplantılarda gündemleştirildi. Bunlarda istenilen düzey yakalanamamasına, hazırlıksızlık, parça yaklaşımlar, katılımda zayıflıklar olsa da boşlukların doldurulmasıyla çalışmanın ortak yürütümü gerçekleşti. Çevresellik, mücadeleyle kurulan ilişkideki zayıflık, ağır işlerde çalışılıyor olunması handikaplarımızdı. Panel kararını birlikte almamız, böyle bir panelin yapılmasının yararlı olduğu ve bize kazandıracaklarının bilinci, her yoldaşın bunu istemesi bu sorunları aşmamızın dinamiğini oluşturdu. İşlerin yerine getirilmesinde bir aksaklık olmadı. Hazırlık sürecinde yapılması kararlaştırılmış bütün işler eksiksiz yapıldı. Bir çözümsüzlük, yıpratıcı bir baskılanma yaşanmadı. Geniş bir zamanı ve farklı nitelikteki işlerin yapılmasını gerektiren konular olduğunda kolektivizm ve işlerin paylaşımında belli bir düzey yakalanmazsa, işe uygun yetenek ve özelliklerde yoldaşlar bulunmazsa, işler bir-iki kişinin inisiyatifine, çabasına ve yeteneğine bırakılırsa bir yerde tıkanır, ya da aksak, geç ve geri bir biçimde gerçekleştirilir. Ayrıca çalışmanın bu biçimde yürütülmesi iç gerilime yol açar. Tıkanması ve sonuçsuz kalması tehlikesi oluşur. Çalışmanın kolektivize edilmesi, her organizasyonun gerilimsiz ve sorunsuz yürütülebilmesinin, başarısının bir koşuludur. Yürütülen çalışmanın teknik bir organizasyonallikle sınırlı bir kolektivizm olarak kalmayıp tüm yönlerden katılımla, içeriğin birlikte konuşulmasıyla birlikte bir tutum oluşturmak ise gelişkin bir kolektivizmin koşuludur. Çevresellik, iç örgütsüzlük, mücadeleyle ilişki kuruştaki zayıflıklar bugün karşı karşıya olduğumuz ve üstesinden gelmek için mücadele ettiğimiz sorunlar. Bunların kendinde, şekli ve olması gerekenlerin sıralanmasına dayalı çözümleri de yok! Geriye doğru kırılmalarla birlikte birikimlerimizin ve yapabileceklerimizin de gerisindeyiz. Konulan panel hedefi ve panelin gerçekleştirilmesi zorlayıcı ileri bir adım oldu. Panelin yapılmasındaki ortak düşünüş ve karar, panelin duyuru çalışmalarının ve hazırlıklarının gerçekleştirilmesinde bir görev ve sorumluluk bilinci biçimiyle ortaya çıktı. Bir bütün olarak bu çalışma çalışmanın dışa doğru örgütlenmesi ve gerçekleştirilen etkinliğin amacına ulaşmış olmasıyla bir sonraki adım için bir başlangıç oluşturuyor.

Bir yorum

  1. enparyalisler arası celişkinin uzlaşırmı uzlaşmazmı oldugu konusunda düşünceler ve dünay devleti yada bölge devletleri anlayışındaki yeri nasıl acıklanabilir