Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » ‘Yeni bir yaşam’ öyle olmaz, böyle olur!

‘Yeni bir yaşam’ öyle olmaz, böyle olur!

Emeğimizin devleşen toplumsal üretkenliği, karşımıza kıyıcı bir düşman olarak, tüm yaşam enerjimizi sömüren sermaye biçimiyle çıkıyor. Emek üretkenliği artıyor; ürettiği artıdeğer çoğalıp sermayeyi büyüttükçe işçinin sömürülmesi ve köleliği de büyüyor. Emeği ne kadar toplumsallaşırsa emekçi o kadar parçalanıp o kadar yalnızlaşıyor. Sömürü de işsizlik de ortadan kalkabilecekken büyüyor. İşçiler zahmetli ve köreltici çalışma biçiminden özgürleşebilecekken çalışma köleliği ağırlaşıyor. Çalışma süreleri kısalabilecekken uzuyor. Bugün son derece gelişmiş üretim araçlarına sahip olanlar, en karmaşık egemenlik araçlarına, tüm yaşam araçlarına, zihinsel-kültürel araçlara da hükmediyorlar. Yaşamlarımıza, geleceğimize dair kararlar oligarşik tekelci aygıtlar tarafından alınıyor. Sınıfsal, toplumsal, bireysel özlem ve ihtiyaçlarımıza şaşmaz biçimde karşıt kararların birçoğundan haberdar bile olmuyor, yine kabullenmek, yine boyun eğmek zorunda kalıyoruz.

Toplumsal emeğimizin bugünkü görülmemiş genişlik ve çeşitlilikteki ürünleri, karşımıza ancak yaşayabilecek kadarını satın alabildiğimiz çıldırtıcı metalar dünyası olarak çıkıyor. Emekgücünün genişleyen ve derinleşen temelde metalaştırılması, işçiyi de her tülü hak ve güvenceden soyulmuş bir ücrete tabi çıplak işgücüne indirgiyor. Kapitalizm aklı, bilgiyi, eğitimi, sağlığıa, duyguları, kişiliği, kültürü, sanatı, hayalleri, aşkı da metalaştırıyor. Kar için üretilen ve ancak parası olanın satın alacağı şeyler haline getiriyor. Tüm ihtiyaçlar karşılanabilecekken, özgürce yepyeni ihtiyaçlar yaratıp kendimizi geliştirebilecekken, en yaşamsal ihtiyaçlarımızı bile karşılamakta zorlanıyoruz.

Toplumsal emeğin ürettiği zenginlik, soyutlanıp ve soyutlaşıp karşımıza bizimle alay eden para olarak çıkıyor. Para, burjuvazi için sermaye biriktirme, bizim için çıplak ücrete indirgenip sömürülme aracı. Her şeye para, milyar dolarlara mali sermaye hükmediyor. Milyar dolarlarla üretimin toplumsallaştırılmasının son sınırına kadar genişletilmesi bir yandan yeni ve daha yüksek bir üretim tarzının -sosyalizmin- arifesini oluştururken, bugün devasa boyutlara ulaşmış bir asalaklık ve mali haydutluk biçimiyle sürüyor. Kapitalizm emeğin toplumsal yetilerini son sınırına kadar geliştirirken, bunu emeğin daha fazla sömürülmesine bağımlı kılıyor ve emekçiyi güdükleştiriyor. İşçinin toplumsal yaşamı bankalarla ilişkisine, toplumsal ihtiyaçları da kredi kartı ve borçlara bağlanıyor.

Burjuva demokrasisinin işçilere sunduğu 10-12 saatlik çalışma, hafta sonu tatilinin yok edilmesi, kadınların ve çocukların da en ağır ve tehlikeli işlerde ezilmesidir. Her gün iş katliamlarında parçalanmaktır. İşçiler sakatlar, hastalar ordusuna dönüştürülürken kısmi sağlık güvencelerinin bile ortadan kaldırılmasıdır. İşçiler 10-15 yılda çalışamaz hale getirilirken emeklilik yaşının uzatılmasıdır! Hiçbir şey kapitalizmi bunlardan daha iyi anlatamaz!

En gelişkin burjuva demokrasileri dahi işçilerin kölece çalışması ve sömürülmesi üzerinden yükseliyor. Sınıfsal, toplumsal ve bireysel özgürlük yoksunluğu, yaşamlarımızın hücreleştirilmesi, insanın çürütülmesi üzerinden yükseliyor.

Kapitalizmde özgürlük, demokrasi ve insan haklarının temelinde meta egemenlik ilişkileri yer alıyor. Metalar dünyası büyüdükçe insanlar dünyası küçülüyor. İnsanı düşkünleştiren meta tapınmacılığı, burjuva medya, bilinç endüstrisi, toplum mühendisliği, kamuoyu yönetimi, psikolojik savaş aygıtları ile tamamlanıyor. Toplumsal üretkenlik artan ölçüde toplumsal akla bağlı hale gelir, bilginin üretimi toplumsallaşır, işçi sınıfının kafa emeği-kol emeği bileşimi yükselirken, kölece çalışma ve kölece yaşam kölece düşünmeyle tamamlanıyor. Yaşam zehirleniyor, beynimiz keçeleştiriliyor. Alıklaştırılıyoruz. Yaşamlarımıza dışımızda ve üstümüzde olan, ama içimize de nüfuz eden bir güç hükmediyor. Burjuvazi sadece sermayesiyle ve zorbalık gücüyle değil, fikirleriyle, kültürüyle de topluma hükmediyor. Kendi gerçek sınıfsal-toplumsal istem, gereksinme ve özlemlerimize en aykırı biçimde, patron kafasıyla düşünüyor, kendimize bile burjuvazinin sömürü ve egemenliğinin gerekleri açısından bakıyoruz.

Kalabalıklar içerisinde yalnızlaşıyor, varlık içerisinde yoksunlaşıyoruz. Bir kutupta sermaye birikimi ve sefahat, diğer kutupta sefalet, yozlaşma ve cehalet gelişiyor, çürüme derinlemesine toplumsallaşıyor. Tekelci mali oligarşik burjuva sınıf, dünyanın hakimi, efendisi durumunda. Evrenselleşen emeğin, evrenselleşen aklın, evrenselleşen kültürün, evrenselleşen insanın üstüne çöreklenmiş, hepsini kendisine mal etmiş, hepsini sınırlamış, bütün gücü elinde toplamış olarak dünyaya hükmediyor. Umutsuz ve geleceksisiz!

Hiçbir reform, hiçbir iyileştirme bu durumu ortadan kaldıramaz. Değiştiremez, çözemez! Yeni bir yaşam perspektifine, yeni bir siyasal, ekonomik, toplumsal sisteme ihtiyacımız var. Bütün hücrelerinden özgürlük fışkıracak, bize sınıfsal, toplumsal ve bireysel kurtuluşu, insanlığın kurtuluşunu getirecek bir yaşam için yeni bir umuda, yeni bir manifestoya ihtiyacımız var. Boyun eğmeden yaşamaya, yalnız sömürülmeye değil köleliğe, aşağılanmaya karşı da sınıf kinimizi büyütmeye, onurumuzu korumaya, kendimizle ilgili kararları kendimiz vermeye, bugünü ve geleceğimizi ellerimize almaya, mücadele ederek ve savaşarak özgürleşmeye ihtiyacımız var. Bir devrime, yaşamı bütünüyle yeni temellerde kurma olanağını bize kazandıracak bir devrime ihtiyacımız var. Bu, komünizmdir! Kapitalizmi yıkarak ihtiyacımız olan bu toplumu kurmak için savaşmadıkça kölelikten kurtulamayız. Kapitalist kölelik sistemini sonuna kadar yıkmadan ve komünizm için savaşmadan özgür olamayız.

Komünist Devrim Örgütü Mücadele Platformu’ndan

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*