Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Yaşamın orta yeri (Soğuk)

Yaşamın orta yeri (Soğuk)

Öfkenin, hatıralarındaki dansı sona erince , bir şeyler yapma istencinin son kırıntılarını da cellata teslim edip, yeniden hayalini kurmaya başladı yılbaşında gelecek büyük ikramiyenin. Kahveci kumandanın bir tuşuyla haber kanalından müzik kanalına geçerken, Yıldırım dahil tüm kahve de trilyonluk hayallerinden el sonu ödenecek çay parasını karşı tarafa yıkmanın hesaplarına geçiverdi.

Soğuktu bu memleket ve tüm soğuk memleketler gibi burada da evi ısıtmaktan daha kolay değildi bir kahveyi ısıtmak. Karayel seyirtti mi havanın kararışına yakın, erken kapanırdı bu 3 vardiya yaşanan kentin tek vardiyalık kahvesi. Yıldıray daha da sıktı kabanını, içeri sızacak bir tutam soğuk hasmıydı artık. Hem de öyle böyle bir hasım değil. Son işten çıkarmaların işçilerin rapor çetelesine göre yapıldığı söylentisini kış başlamadan vardiya şefi üfürmüştü kulaklarına. Biraz sonra evdeydi ya, doğmayı bekleyen üçüncüsüyle beraber soğuğa, en az açlık kadar mukavemetsiz bu evi, kahveci Rasim usta gibi kilitleyip gidemezdi ki.

Ayşe ilk çocuktan 6 ay sonra yeniden başladı tekstile. İkinci çocukla beraber de artık daimi bir işsizdi. Bu kentte şaşırılmazdı 10 yıl tekstilde çalışıp, üçüncü çocuğa hamile olan, 27 yaşında bir kadının kırklı yaşlarda göstermesine. Ve gene şaşırılmazdı ev toplantılarının ardından gelen kaymakamlık yardımlarına. Büyük çocuk üşüdüm dedi, küçüğü dilsiz daha ama anlatıyor üşüdüğünü, yaklaşarak harlanmayı bekleyen sobaya. Geçen sene Mart’ı çıkardılar tüm yutkunkunmuşluklarının meyvesi kaymakamlık kömürüyle. Bu sene kış çetin ve bu çetin kışta arttırılan her torba kömür Şubat sonu doğacak bir çocuk için.

Yıldıray buza kesen nasırlı ellerini, yarım yanan sobada çözüp, çocukların önce büyüğünü sonra küçüğünü kaldırıp omuzlarına günün yorgunluğundan arınmak istedi. Doğacak Sinan’ı kıskanan büyük kızın içli içli ağlamasından sonra, hep bu sırayla sevmeye başladı ailesini. Ve şimdi Ayşe ve Sinan’daydı sıra. Dünkü tartışmaları olmasaydı, aç olduğunu hatırlayana kadar sürdürdüğü sevgi sunusuna çoktan başlamış olacaktı. Durumu anlamak için, tınısına şefkat yüklediği bir cümle savuruverdi fedakar hayat yoldaşına: “Ayşe, zenginler paraları büyüdükçe, biz de çocuklarımız büyüdükçe mutlu oluyoruz.” Ayşe duymazdan geldi. Gittiği ev toplantılarında boğulduğunu hisseder ve güç bela ayakta tuttukları bu viranede özgürleştiğini düşünürdü. Ne de çok benziyordu, 3 kelimeyle yaşanılan bir vardiya sonrasında, kadınlar servisinin cümbüşünde hissettiği anlara bu eve dönüşler.Bugün apar topar gerçekleşen ev toplantısında başbakanın mertliği ve namusluluğu konuşuldu uzun uzun. Daha 2 saat öncesinde kimse duyacak kaygısı taşımadan hepiniz hırsızsınız diye bağırdığı bu evi başka biriyle paylaşma düşüncesini hazmedemiyordu. Biraz önceki sağırlığının nedeni bu daracık özgürlük alanının da Yıldırayın abisi de olsa başka bir aileyle paylaşılıp yok olacağı korkusuydu.Yoksa en az Ayşe de Yıldıray kadar biliyordu, ne yaparlarsa yapsınlar bu sene kış çetindi ve kaymakamlık kömürü Mart’a kadar ancak yetecekti.

Biraz sonra Ayşe ile Yıldıray yemek masasına oturacaklar. Uzun uzun sustuktan sonra da iki evi birleştirmenin mevzusunu açacak Yıldıray. Ayşe belki ağlayacak belki haykıracak. Kaç tane Ayşe kaç tane Yıldıray var çevremizde bilmiyorum. Onları yemek masasında bıraktıktan sonra işçi sınıfı ya devrimcidir ya da hiçbir şey sözündeki hiç kelimesine takılmış buluyorum kendimi.

Zafer Yüksel

Dğer yazıları için; http://zaferyuksel77.tumblr.com/

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*