Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Yanlış hesap -maalesef- Bağdat’dan döndü!…

Yanlış hesap -maalesef- Bağdat’dan döndü!…

Güney Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin yanlış hesabı, Bağdat’tan döndü!

Yanlış olan genel olarak bağımsızlık referandumu değildi. Kürt ulusunun bağımsızlık hakkı tartışılmaz ve kaçınılmazdır.

Yanlış olan, arkasında toplumsal ve siyasal güç, hatta doğru dürüst bir ulusal güç bile olmadan, Barzani’nin krizdeki iktidarını korumak, daralan tabanını genişletmek, petrol payını ve Irak merkezi devleti ve diğer “komşular”ıyla pazarlık gücünü artırmak için, bağımsızlık ilan etmeden bağımsızlık referandurumunu pragmatist bir tarzda kullanarak kolay sonuç alacağını sanmasıydı.

Doğru dürüst bir ulusal güce bile dayanmadan, derken, peşmergenin bir ulusal güç bile değil burjuva-feodal aşiret oligarşilerinin paralı askeri olmaktan öteye geçmemesini, IŞİD’e karşı bile savaşmadan kaçmış olmasını, daha çok iç kitleleri bastırma aracı olarak kullanılmasını kastediyoruz.

Güney Kürdistan halkı, onlarca ve onlarca yıllık bağımsızlık özlemiyle, tabii ki bağımsızlık referandumunda evet oyu verecek ve bundan coşku duyacaktı. Bundan daha doğal bir şey yok. Fakat sandık işin en kolay yönüdür. Güney Kürdistan halkı, bu referandum ve olası sonuçlarına karşı hazırlandı mı, örgütlendi mi, ülkesinin kaderinde gerçekten aktif söz ve inisiyatif sahibi hale geldi mi? Bunu elbette Barzani veya Talabani oligarşileri yapmayacaktı. Fakat bağımsızlık referandurumu sandığını kitlelerin önüne koyan Barzani’nin (ve Talabi’nin) işler zora girince onu ilk satacaklar olduğunu bilmek, buna göre hazırlanmak gerekirdi.

Barzani, Irak merkezi rejiminin çok zayıf, yıpranmış ve dağınık durumda olduğunu, üstüne gelemeyeceğini, bağımsızlığı yalnızca koz olarak kullanıp bir konfederasyon koparabileceğini sandı, yanıldı.

Barzani, IŞİD’e karşı kurulmuş görünen ve Irak’ta giderek güçlenen Haşdi Şabi’nin, Güney Kürdistan’la ilgilenmeyeceğini, Irak ordusunun da kendi başına böyle bir saldırıyı gerçekleştiremeyeceğini sandı, yanıldı.

Barzani, İran’ın değilse bile, Türkiye burjuva-faşist rejiminin, Kerkük’ten payını artırmayı gözeterek, referanduma istemem yan cebime koy tutumu alacağını hesapladı, yanıldı.

Barzani, ABD’nin kendisine arka çıkacağını, en azından Irak-İran’dan bir saldırı girişimi olursa bunun önünü kesebileceğini sandı, yanıldı.

Barzani gibi kaçın kurası bir Ortadoğu kurdu, yanar döner pragmatizm şampiyonu bu kadar çok ve büyük politik-taktik hesap hatasını nasıl yapar?

Birincisi, bu onun son yıllarda ekonomik ve siyasal olarak artan kriz, sıkışma ve irtifa kaybı içinde olmasının bir göstergesidir.

İkincisi, Ortadoğu’daki eşitsiz, düzensiz, kesintili ve çatışmalı gelişme ve durmadan değişen dengeler durumu, statik bir politikaya el vermez. Emperyalist, bölgesel tekelci ve yerel kapitalist güçler, mevcut durumlarını koruyabilmek için bile olanaklı görünen her durumda el artırmayı gerektirir.

Fakat el artırmak için de her şeyden önce bunun arkasında duracak bir öz güç ve iradenin olması gerekir. Hele ki söz konusu olan bir ulusal bağımsızlık iradesi ise, asıl bir halk seferberliğinin örgütlenmesi ve hazırlanması gerekir. Ama Barzani’nin bundan ödü patlar. Yoksa onyılların kangrenlenmiş bir sorunu, bugüne kadar sayısız kez kan ve şiddetle bastırılmış bir sorunu, sandıkla çözüleceğini sanmak, burjuva demokratik plesibiter bir safdilliğin ifadesidir. Barzani’nin tipik Ortadoğu pragmatizmiyle kolay sonuç alacağı beklentisiyle, asıl baltayı taşa vurduğu nokta da işte budur: Konjonktür değişmiş, bir dönemki neoliberal burjuva demokrasisinin zemini dünya çapında, büyük ölçüde kaymış veya daralmıştır. İşte size Kuzey Kürdistan’daki durum, işte Filistin, İşte Katalonya! Dahası, ABD emperyalist kapitalizminin küresel hegemonyasının irtifa kaybı hızlanmıştır, vb. Eh bu koşullarda dayanacağın paralı askerlerinin bile parasını ödeyemezken, ABD, AB ve Türkiye’nin ipiyle kuyuya inmeye çalışırsan, olacağı budur!

Irak ordusu ve federal polisi, Haşdi Şabi Birlikleri’yle birlikte, Kerkük’ü, Şengal’i, ve Hanekin, Sadiye, Karatepe, Tuzhurmatu, Hamdaniye, Telkeyf, Mahmur, Rabia, Başika, Güver ilçe ve kasabalarını 12 saat ile 24 saat içinde, birkaç küçük çatışma dışında savaşmadan aldı.

Irak Petrol Bakanlığı, dakka sektirmeden, “Kerkük’te tüm petrol sahaları kontrolümüzde. Kerkük’teki üretimi ikiye katlayıp günlük 1 milyon varilin üzerine çıkarmayı ve yeni bir rafineri inşası planlıyoruz.” açıklaması yaptı. Bu da kapitalist harekatın kapitalist özünün, en bir öz ifadesidir!

Bu iş’ten (kapitalist savaş, kapitalist iş!) en karlı çıkan şimdilik İran bölgesel tekelci kapitalist gücü oldu. Hem Irak üzerindeki bariz forsunu daha bir artırdığını gösterdi hem de pekiştirdi. Gayet aleni ve fiili biçimde Kerkük petrollerine de ortak oluverdi. Haşdi Şabi Birlikleri’ni de Kerkük, Şengal gibi bir dizi kritik mevziye yerleştirerek, Güney Kürdistan’ın içinden ve dışından etki ve basıncını artırdı.

KDP ve KYP birbini “ihanet”le suçluyor. Bir rivayete göre KYB harekat öncesi İran-Irak’la anlaşmış, başka bir rivayete göre Barzani İran Devrim Muhafızları komutanı Kasım Süleymanla, Irak rejiminin bütçe ambargosunu kaldırması ve birikmiş maaşların ödemesi karşılığında Kerkük’ten savaşmadan çekilmek üzerine anlaşmış. Teorik olarak ikisinin de doğru olma olasılığı yüksek.

ABD’nin sözünü dinlemeyen Barzani’yi cezalandırmak için müdahil olmadığı asparagasları medyaya üfürüldü. Saçma! ABD, İran-Irak eşgüdümlü harekatını gemleyecek yaptırım gücüne sahip değildi, tek yapabildiği, Irak’ta Abadi’nin iktidarda kalabilmesi, böylece Irak’ta kontrolün tümüyle İran-Şii güçlerinin eline geçmesinin biraz daha ertelenebilmesi için, pazarlığa oturabilmek oldu.

Türkiye burjuva-faşist rejimi, Kerkük’ten böylelikle akacak petrol miktarıyla bahşişini artıracak olması, ve Güney Kürdistan bağımsızlık referandumunun bir süre daha sandığa gömülmüş olmasıyla, ellerini ovuşturuyor. Ama bölgesel rakibi İran’ın güç ve etkisini biraz daha artırmış olmasından pek hoşnut değil. Davutoğlu üzerinden Kerkük’e “özel statü” önerilerek, ABD ve Rusya nezdinde de girişimlerde bulunuyor, kendince İran’ın artan etkisini dengeleme fantazileri kuruyor. Şimdi Başbakanlı ve bol bakanlı bir heyetle Bağdat’a çıkarma yapacak, Haşdi Şabi’nin PKK-HPG mevzilerine saldırması için pazarlık yapmaya çalışacak. Bunun için Başika’yı bile gözden çıkarabilir. Ama HPG’nin peşmerge olmadığını herkes bilir.

Barzani, krizdeki iktidar ve rantlarını sağlamlaştırmaya çalışırken kendi eliyle büsbütün zayıflatmış oldu. Bundan sonra Güney Kürdistan’a, ABD, Rusya, İran, Irak, Türkiye vd tarafından dışından içinden her düzeyde müdahaleler artacak. KDP ve KYB’nin hem birbiriyle hem de kendi içlerinde derin bölünmeler (ki yeni değil, son gelişmeyle sadece açığa çıktı ve keskinleşti), halkın Barzani’ye büyük tepkisi, derinleşen ve sosyo-ekonomik krizle de birleşen bir iktidar krizinin, rejim krizinin, yönetememe krizinin ifadesi.

Kerkük’te Iraklı komutanlarla basın toplantısına katılan Kürt emniyet müdürünün Kürtçe konuşmasının Iraklı komutan tarafından sertçe engellenmesi, Şengal’de KDP binasının Ezidilerden oluşan Haşdi Şadi Birlikleri tarafından ateşe verilmesi, Kerkük’te Barzani yanlısı bir Türkmen grubu binasının yağmalanması, ciddi tehlike işaretleri. Şengal’de Kerkük’te Barzani ve KDP’ye karşı tepkiler anlaşılabilir, ancak son durum İran, Türkiye ve diğer kapitalist güçlerin hegemonya ve paylaşım dalaşlarında proveke edebileceği yeni ulusal, etnik, mezhepsel fay hatlarını ortaya çıkarmış durumda.

Irak ve Güney Kürdistan’daki gelişmeler, Rakka’nın SDG tarafından alınması, ve İdlip-Afrin hattının ısınması, yeni durum ve dengeleri ortaya çıkarabilir. PKK’nin bu kritik durumda nasıl bir politika izleyeceğini göreceğiz.

Güney Kürdistan’daki durum, bir dönemki ve konjonktürel kazanımlarını da riske edebilecek düzeyde. Güney Kürdistan işçilerinin, kent ve kır yoksullarının yapması gereken ve yapabileceği, burjuva-feodal aile oligarşilerini defetmek, öz savunma ve öz yönetimini örgütlemektir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*