Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Yalnız şiddet değil mücadele de vardı!

Yalnız şiddet değil mücadele de vardı!

2011 yılı yine kadınlar için cinayetler tacizler ve çocuk dahi tanımayan tecavüzlerle geçti. Resmi kayıtlara göre 257 kadın, 14 çocuk ve 2 bebek öldürüldü; 102 kadın ve 59 çocuğa tecavüz edildi; 167 kadın taciz edildi. 2010′da ise 217 kadın ve 3 çocuk öldürülmüştü. Kadına yönelik şiddet olayları en fazla Marmara bölgesinde ve İstanbul’da yaşandı. Adana, Antalya ve İzmir onu takip etti.

Fakat 2011 yılı aynı zamanda kadına yönelik şiddete karşı mücadelelerle de geçti. Şiddetin zirvesi olan cinayetlerle ilgili açılan ceza davaları başta kadınlar olmak üzere geniş bir toplumsal destek kazandı. Kadınların başta “en yakınları” sayılanlar olmak üzere şiddete boyun eğmemeleri, şiddet gördükleri ve artık sevmedikleri kişilerle ilişkilerini sürdürmemeleri ve zincirlerinin bir halkasını koparmaları, yine kadınlardan başlayarak bir toplumsal kabul haline geldi. Bununla da kalmadı: Kadınlara yönelik -birçok durumda bir arada uygulanan- taciz ve mobbing artan biçimde mücadele konusu oldu. Devlet dairelerinde bu yönlü şikayetler yükselir ve ardarda davalar açılırken, sendikalarda da ezen cinsin suçlarını gizleyen “Kol kırılır yen içinde kalır” kuralı çiğnenmeye başladı. KESK ve Hava-İş’te beyaz yakalı kadın emekçiler, verdikleri sesle aynı zamanda sendikalardaki bürokratik yozlaşmanın da kapağını kaldırdılar. “Kasabanın sırrı” aylarca gizli tutulduktan sonra ortaya çıktı; KESK Olağanüstü Genel Kurula gitmek zorunda kaldı. “Kadının beyanının esas olduğu” ve hukuksal, ama daha önemlisi toplumsal yargılama sürecinin başlatılması için çıkış noktası olarak ele alınması gerekliliği, ezen cinsi koruyan barajları yıkmaya başladı; bu ilke Petrol-İş tüzüğüne girdi.

Ne var ki, bu mücadelelerin bir gösterdiği de, kazanılan toplumsal mevzilere rağmen çok daha etkin ve kitlesel çabaların gerekliliği oldu. En fazla sınır çekilen cinayet, tecavüz ve çocuk istismarı olaylarında bile sonuç alınması, ancak son derece ısrarlı bir takip, gündemleştirme ve hesap sorma bilinci ile gerçekleşebildi. Kadınların şiddete karşı korunması ve şiddetin cezalandırılması yönlü kararların hemen tümünün arka planında, bu mücadelelerle birlikte, yine kadınların ödemeye devam ettiği bedeller yer alıyordu. Ayşe Paşalı davasında katile ağırlaştırılmış müebbet cezası verilmesi, sadece Paşalı’nın değil daha onlarca kadının hunharca öldürülmesi pahasına elde edilebildi. Üstelik, ezen cinsin direnci, her koşulda varlığını sürdürdü. Tıpkı Hrant Dink davasında olduğu gibi, N.Ç. davasında da toplumun gözüne baka baka “N. Ç. suçludur” kararı verilebildi. Pek çok şiddet ve taciz olayında ezilen cinsin özgüven, moral ve yeni mevzileri elde etme iradesini olabildiğince törpülemek genel tutum olmaya devam etti.

Elbette ki burada sorun “yasa/ilkeler ile uygulama” arasındaki çelişki değildi. Yasalar toplumsal ilişkilere göre daha geç ve ağır tarzda değişirken, bu, emekçi kadınlar için bir mücadele konusu olarak seyreder. Sorun, kadınlar için çizilen çerçevenin onu boğan zincirlerden tümüyle kurtuluş değil, “sürdürülebilir tutsaklık” olmasıdır. Kadınların kurtuluşu bir sosyal-sınıfsal devrimin hem ürünüdür hem de ancak onun yol açıcısı olarak gelişen kazanımlarla gerçekleşebilir. Hiçbir sömürü ve tahakküm ilişkisi, onun tadını çıkaranların sınıfsal-toplumsal-siyasal-cinsel konumu yıkılmadan ortadan kaldırılamaz. Kısmi reform ve kazanımların sınıf mücadelesinin ivmelendirilmesindeki önemini ancak her konuda olduğu gibi kadın sorununda da “kollarını kovuşturup o büyük günün gelmesini bekleyenler” gözardı edebilir. Fakat aile ve işbölümünü, rekabeti, maddi ve kültürel yoksunluğu yeniden yeniden üreten kapitalizm yıkılmadıkça kadının köleliği esasen emekçi kadında simgelenmiş olarak günümüzü ve geleceğimizi belirlemeye devam edecektir.

Tekelci kapitalistler kadınların patlamak üzere olan kapağını muhafazakar olan ve olmayan versiyonlarıyla işte tam da neoliberalizmi etkinleştirerek açmaktadırlar. Geleneksel aile ve işbölümündeki esaslara asla dokunmayacak, dahası kadınların üzerindeki yükü ağırlaştıracak olan ince ayarlar bunun sonucudur. Bir yandan kadınların vasıfsız ve orta vasıflı, ucuz, esnek emekgücü olarak mevzilendirken, bir yandan da bu ince ayarlarla toplumsal ilişkileri, cinsler arasındaki ilişkileri sürdürülebilir kılmakta, dahası neoliberal muhafazakar örtüsü ile sarmalamaktadır.

“Özgürlük” bahsinde seçenekler

“Özgürlük” bahsinde kadınlara iki seçenek sunuluyor: Birincisi “kadın girişimci” olmak. İkincisi ise ev külfetinde hiçbir hafifleme olmadan, en az 3 çocuk doğurma yükünü de üstlenmiş olarak esnek işgücü olarak biçimlendirmek.

Birinci seçenek, kadınlara bir “rüya” gibi sunuluyor. Tabii bu da kadınların sosyal kökenine ve eğitim durumuna göre kendi içinde sınıflandırılıyor. Üniversite öğrencileri, üniversite ya da meslek yüksek okulu mezunları, tekelci burjuvazinin kadın örgütlerinden Türkiye Kadın Girişimciler Derneği (KAGİDER) tarafından yönlendiriliyor. Bunun yanında il ve ilçe belediyeleri de Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) işbirliği ile eğitim ve hibe programları düzenliyorlar. Kadınlar bu kuruluşlara iş fikirleri ile başvuruyor ve yabancısı oldukları sanayi ve ticaret yaşamının günlük akışı, “hukuk, patent, finans, fonlar ve destekler, reklam, pazarlama, insan kaynakları, projelendirme ve yönetim eğitimi” eğitim alıyorlar. Uygun görülen projeleri karşılığında da hibe ve kredi yardımı veriliyor. Çok küçük çaplı işler kuran, hayatında hiç kimse, hiçbir durum üzerinde söz sahibi olmamış olan kadınlar için ise mikrokredi uygulamaları var. Mikrokredi uygulamalarında kadınlar yaşamlarındaki en küçük değişikliğe bile sarılırcasına yaklaşmalarından dolayı borçlarına daha sadık ve ödeme konusunda daha sorumlu oldukları için tercih ediliyorlar.

Toplarsak, tekelci burjuvazi, “kadın girişimci” projeleri ile geniş KOBİ denizinin içindeki kadın küçük ve orta burjuvaların sayısını artırarak kendi toplumsal temelini genişletmeyi hedefliyor. Fakat ambalaj elbette ki özgüven, liderlik, kendi işinin sahibi olma, erkek dünyasında kadın varlığını ve görünürlüğünü artırma üzerinden kuruluyor ve çekim gücü yükseltiliyor. Ortaya “İşte Özgür Dünya” filmindeki göçmen işçi sömürgeni gibi kadınlar çıkıyor. Her burjuvanın rüyası bu işte!

Madalyonun diğer yüzünde ise, işte tam da her yıl açıklanan “kadın girişimci başarı öyküleri” yaratılırken amansızca sömürülen kadın emeği yer alıyor. Düşük oranda olmakla birlikte “kendi işini kurmuş, ayakları üzerinde duran kadın girişimci”ler büyük ölçüde kadın işçi çalıştırıyorlar. Örneğin hizmet işkolunda, ev yemekleri, yemek hizmeti sektörü silme kadın işçilerle dolu. Burada binlerce yıllık kadın köleliğinde edindikleri yemek pişirme, ikram, servis ve güleryüz becerileri kapitalizm tarafından biçimlendirilmiş olarak kadın işçiler çalışıyor. Kürt illerinde de sıklaşan tarzda konfeksiyon, halı, özgün dokuma işlerinde kadın patronlar bölgesel asgari ücretin tadını çıkararak çocuk yaştan başlayarak kadın işçileri sömürüyorlar. İşyeri ve ev temizliğinde, hasta, yaşlı, çocuk bakım işlerinde belediye ve bir dizi sivil toplum kuruluşunda görülen kursların ardından verilen sertifikalarla kadın işçiler ağır bir sömürü, “iş kazası” ve taciz korkusunun gölgesi altında çalışıyor. Güvencesizlerin en güvencesizi olan bu işkolunda çoğu eski Sovyet cumhuriyetlerinden gelen göçmen işçi emeğinin amansız sömürüsü devam ederken, yalnız dış politika hamlesi olarak değil aynı zamanda “yerli kadın işgücü”nü bakım sektörüne daha fazla yöneltmek amacıyla göçmen işçilerin çalışmasına ilişkin yeni düzenlemeler yapılıyor.

Kadınlar elbette ki eve kapalı, harçlığa muhtaç ve ezik yaşamaktansa dışarıya doğru bir adım atıp kanat çırpmayı tercih edecekler. Ancak bunu, içlerinden ancak çok küçük ve devrimle yıkılacak tekelci/orta burjuva azınlığa dahil olarak değil, geleceği olan sınıfın kadın neferleri ve önderleri olarak gerçekleştirecekler. Bu da biz işçi, emekçi kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne taşıyacağımız, bir adım kadar yakın olan rüyası işte!

(İşçi Meclisi Sayı:18)

Afiş, 1925’te Sovyet emekçi kadınlarını oy kullanmaya çağırmaktadır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*