Anasayfa » GÜNDEM » Ya yeni bir yaşam için dövüşeceğiz, ya çürüyeceğiz!

Ya yeni bir yaşam için dövüşeceğiz, ya çürüyeceğiz!

17 Aralık krizi üzerine 20 Aralık 2013’te yayınlanmış olan yazımızı, bir dizi yönüyle bugünkü daha da şiddetlenen devlet kriz ve sarsıntılarının da arka planına ve çıkış noktasına ışık tuttuğu için yeniden yayınlıyoruz.

1-

Polis ve yargının Hükümete çektiği operasyon bir “şok” mu? İlk elde aniden ortaya çıkmış ve bağlantısız görününen şiddetli ve sarsıcı gelişmelerin kısa aralıklarla birbirini izlemeye başlaması siyasal-toplumsal bir rejim krizinin işaretidir. Robosky, MİT krizi, Reyhanlı, Haziran Direnişi, en sonu “şok operasyon”…

Dünyada da durum pek farklı değil. Küresel kriz devresinin başından itibaren çok sayıda ülkede siyasal-toplumsal sarsıntılar ve güç çatışmaları birbirini izliyor. Sınıfsal-toplumsal isyan ve direniş dalgaları adeta birkaç kez dünyayı dolaştı. Bir çok ülkede burjuva güçler arasında iktidar mücadeleleri kendini gösterdi. Küresel mali oligarşik güç odakları arası hegemonya mücadeleleri arttı. Sınıflar arası, sınıf kesimleri arası, küresel güç odakları arası güç mücadeleleri, bazen ardışık bazen iç içe biçimler kazanarak gelişiyor.

Yalnızca içinde bulunduğumuz Aralık ayı içinde, Ukrayna, İtalya, Arjantin’de toplumsal-siyasal hareket, güç çatışmaları ve sarsıntılar yaşandı.

Tümünün gösterdiği: Toplumsal üretici güçlerin gelişimi mevcut üretim ve iktidar ilişkileri ile bağdaşmaz hale gelmiştir. Büyüyen ihtiyaçlar, değişen dengeler artık eski kabuğuna sığmamaktadır.
Rejim krizi, rejim ne kadar konsolide edilmeye çalışılırsa çalışılsın, eskisi gibi sürdürülemez demektir. Sınıflar arası, sınıf kesimleri arası, uluslar arası güç mücadeleleri temelinde bir üstyapı sarsıntıları döneminden geçilmektedir.

2-

Türkiye açısından kesin olan şudur: Eskiyen hükümet ve rejimin engelleyiciliğini, tıkayıcılığını, işe yaramazlığını giderek daha geniş kesimler görmektedir. Çıkarları birbirinden çok farklı ve karşıt sınıflar, kesimler ve güçler hamle yapmaktadır.

Küresel güç odakları arasındaki çelişkiler üzerinden konum artışı politikası yapmaya çalışırken arada sıkışıp zemin kaybeden, bölgesel dış politikasında saldırgan yayılmacı güç yükseltimi politikası yapmaya çalışırken duvara toslayıp konum kaybeden, Koç’u hedefe koymaya çalışırken TÜSİAD’dan “bize anlatacak bir başarı hikayen kalmadı” tokadını yiyen, Cemaati siyasal-toplumsal-ekonomik mevzilerinden geriletmeye çalışırken ondan ağır bir operasyon yiyen, fakat asıl onlardan çok farklı ve karşıt çıkarlara sahip işçi emekçi ağırlıklı Haziran Direnişi tarafından sonunun başlangıcı ilan edilmiş, Kürt halkının büyüyen güvensizlik ve tepkisini, gençlerin, kadınların, alevilerin nefretini kazanmış AKP Hükümeti’nin giderek eklemlerinin çatırdadığı ve irtifa kaybettiği, eskisi gibi yönetemez olduğu kesindir. Önümüzdeki 3 kritik seçime doğru giderek daha şiddetlenecek gibi görünen güç çatışmaları ve rejim krizi sarsıntıları içinden seçimleri kazanacak olsa bile, kazanacağının en fazlası rejim krizinin derinleşmesi olacaktır.

3-

Büyüyüp yakıcılaşan toplumsal ihtiyaçlar, değişen küresel, bölgesel, iç siyasal güç dengeleri: Hükümet ve rejim eskisi gibi sürdürülemez, demektir. Bir şeylerin değişeceği, değişmek zorunda olduğu kesin gibidir. Fakat önemli olan şunlardır:

a- Bu değişim, hangi sınıfsal-toplumsal güçlerin çıkarları doğrultusunda ve inisiyatifinde gerçekleşecektir? Proleter ve yarı-proleter kitlelerin gerçek sınıfsal özlem ve ihtiyaçları doğrultusunda ve tarihin öznesi olmasıyla mı? Yoksa çürüyen burjuva güç odaklarından birinin ötekini faka bastırıp, kitleleri daha iyi sömüreceği ve ezeceğini “kanıtlamış” olarak burjuvazinin mali oligarşik sınıf diktatörlüğünü tahkim etmesiyle mi?

b- Bu değişim, nasıl gerçekleşecektir? İşçi ve kent yoksulu kitlelerin Haziran Direnişi’nin yolundan, fiili grev ve eylemleri, fiili ve aşağıdan sokak demokrasisiyle mi? Yoksa burjuva güç odaklarının, biraz saray darbe ve entrikaları, biraz burjuva seçim sandıklarıyla, kitleleri de birbirine karşı yedekleyerek mi?

c- Bu değişim, ne tür bir değişim olacaktır? Kitlelerin gerçek sınıfsal özlemleri doğrultusunda köklü bir siyasal-toplumsal değişim mi? Yoksa tıpkı Susurluk-28 Şubat veya Ergenokon operasyonlarından sonra olduğu gibi bir iki göstermelik “temiz eller” tadilatından sonra, asıl operasyon işçi sınıfına, Kürt halkına mı çekilecektir?

4-

AKP-Cemaat arası güç, iktidar ve paylaşım kavgası rejim krizinin yalnızca görünen ve şu an öne çıkan yüzüdür. Arka plan “stratejik derinliği”nde, küresel, bölgesel, ülke içi burjuva güç odaklarının eşitsiz, düzensiz, kesintili ve çatışmalı gelişimleri, değişen güç dengeleri içinde birbiriyle değişen çatışma ve ittifak kombinasyonları, Türkiye’yi, Kürdistan’ı, bölgeyi kimin nasıl dizayn edeceği vardır.

Fakat rejim krizinin asıl temeli ise, çıkarları bu burjuva güçlerle taban tabana karşıt olan, işçi sınıfının, Kürt işçilerin, işçi ve işçileşen kadın ve gençlerin, kent yoksullarının karşılanmayıp tüm bu burjuva güçlerin elbirliğiyle bastırılmasında ortak oldukları sınıfsal-toplumsal-cinsel-ulusal özgürlük ihtiyaçlarıdır.

Kuşkusuz bu sınıf bilinçli işçilerin, burjuva güçler çatışmasına ve burjuvazinin dökülen kirli çamaşırlarına “yiyin birbirinizi” deyip seyirci kalacağı anlamına gelmez. Burjuva hükümet ve rejimin eskisi gibi yürütülemez ve yönetemez hale gelmesi yetmez. Hükümet ve rejim krizinin şiddeti ne olursa olsun, kitleler kendi bağımsız sınıf güçleriyle hesabını sormadıkça, burjuvazinin içinden çıkamayacağı durum yoktur. Kitlelerin kendi bağımsız sınıf güçleriyle harekete geçmedikçe, tüm o dev çaplı devlet bürokrasisi, polisi, ordusu, banka holding ve borsaları aslen yerinde durdukça, gerçekleşecek hiçbir değişim ve tadilat, şu veya bu burjuva iktidar kombinasyonu ve yeniden dizaynı, bu yeniden dizayn kitlelerin daha fazla sömürülme ve ezilme düzenlemesinden başka bir şey olmayacaktır.

Mevcut Hükümeti asıl eskisi gibi sürdürülemez hale getiren Haziran Direnişi’dir. Milyonların eskisi gibi yönetilmek istemediğini fiili sokak demokrasisiyle, meydan işgalleriyle ilan etmiş olmasıdır. Asıl Gezi’den sonra burjuva güçler çatışması derinleşmiştir. Cemaat, TÜSİAD şu bu burjuva güçler yalnız bunun üstüne oturmaya çalışanlar, onun üzerinden kendi çıkarlarını realize etmeye çalışanlar, asıl onun burjuva hükümet ve rejimde açtığı gedikleri burjuva çıkarları doğrultusunda restore etmeye çalışanlardır.

Rejim krizinin asıl dinamiği Haziran Direnişi’dir. Ezilen cins, ezilen ulus, gençlik sorunlarının kazandığı yeni kapsam ve derinliktir. Görülmemiş biçimde değersizleştirilen ve nesneleştirlen toplumsal emeğin sessiz yanardağıdır. Asıl sorun burjuva iktidar çatışmalarını yorumlamak değil, onun tam da iyice pejmürdeleştiği ve kırılganlaştığı koşullarda kitlelerin burjuvaziden her türlü pislik ve alçaklığının hesabını sormak ve kökünden ortadan kaldırmak için kendi bağımsız sınıfsal istemleriyle harekete geçmesidir.

5

Sınıfsal-toplumsal-cinsel-ulusal özgürlük istemiyle sokaklara!
Burjuvazinin çürüyen demokrasisine karşı yaşasın kitlelerin fiili sokak demokrasisi!

O devasa asalak ur; burjuva devlet aygıtı ve bürokrasisi, asalak bankaları ve borsaları, sömürücü holdingleri ve plazaları yerinde durdukça hiç bir şey temiz olamaz ve hiçbir şey kapitalizmin her şeyi lağım çukuruna çevirmesini engelleyemez. “Temiz eller” işçilerle gelecek.

Tüm kentsel dönüşüm projeleri iptal edilsin! İşçi sınıfı ve emekçilere yıkımdan başka bir şey getirmeyen tüm banka, borsa, gayrımenkul, altın, petrol, rant asalaklığı ve lağımları, temelindeki kapitalist mali oligarşik azami kar düzeni ve iktidarı ile birlikte hedefe konulmalıdır!

Robosky, Reyhanlı katilleri, Gezi’yi 6 canımızı katlederek 100′lercemizi sakatlayarak bastırmaya çalışanlar, işçi katilleri, kadın katilleri, Kürt halkının katilleri, Alevileri yakanlar, tümü hesap verecek! Bu eziyet, kan ve irin düzeni, temelindeki kapitalist mali oligarşik sınıf diktatörlüğü ile birlikte hedefe konulmalıdır.

İşçiler, ezilen cins, ezilen ulus, gençler için gerçek fiili siyasal-toplumsal özgürlüğün olmadığı yerde, hiçbir şey temiz olamaz!

Sermaye birikiminin, işçi sınıfı ve emekçilerin tarihsel mücadele kazanımlarına, geriye kalan son sosyal hak ve güvencelerine, yaşam alanlarına, doğaya el koyarak ve dev çaplı yolsuzluklarla ancak sürdürülebilir hale gelmesi; burjuva demokrasisinin, burjuvazinin işçi sınıfı ve emekçiler üzerinde hiçbir hak, hukuk, yasa, ilke, kural tanımayan fiili, keyfi ve güce dayalı burjuva mali oligarşik sınıf diktatörlüğü karakteri, bugün her zamankinden daha açık ve çıplaktır.

Ya yeni bir yaşam için dövüşeceğiz, ya çürüyeceğiz! Ya temiz, sağlıklı, güvenceli, özgür bir toplum için mücadele edeceğiz, ya daha fazla köleleşeceğiz!

Bir yorum

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*