Anasayfa » DÜNYA » Venezuela’ya emperyalist-kontra saldırısına hayır!

Venezuela’ya emperyalist-kontra saldırısına hayır!

Zenginlik ve yoksulluğun uçlarda yaşandığı Latin Amerika’nın petrol zengini ülkesi Venezuela’da ulusalcı-halkçı/Bolivarcı iktidarı devirmek için emperyalistler ve yerli işbirlikçileri bir kez daha harekete geçtiler. Chavez’in iktidara geldiği 1998 yılından bu güne askeri darbe girişimleriyle, sokak hareketleriyle, suikast girişimleriyle, emperyalist ambargolarla bir türlü yıkamadıkları Bolivarcı iktidara karşı bir kez daha darbe girişimine soyundular. Başta ABD emperyalizmi, ve onun kanlı örgütü CIA Venezuela’nın tekelci oligarkları el ele vererek ülkeyi içine soktukları ekonomik krizden de faydalanarak Maduro iktidarını devirmeye çalışıyorlar. Ulusal meclis başkanı Juan Guaido işbirlikçisinin kendi kendini “meşru devlet başkanı” ilan etmesiyle patlayıveren krizle beklendiği gibi tüm emperyalist güçler ve bölgesel gericilikler Guaido’ya her türlü desteği verdiler ve onu tanıdıklarını ilan ettiler. Emperyalistler tarafından kotarılmış bu senaryoda Venezuela burjuvazsinin temsilcisi Guaido’ya başrol verilmiş durumda.

Darbe girişimine destek olmak amacıyla Venezuela ulusal petrol şirketinin yurt dışındaki varlıklarını dondurmak, altın ticaretini engellemek, petrol satışı karşılığında aldığı gıda ve ilaçların engellenmesi gibi bir dini ekonomik saldırıyla Venezuela halkının iktidara isyan etmesi, bu darbeye katılması hedeflenmişti. Yaşananlar Maduro iktidarını sarssa, yeniden seçime gidilmesi baskısı karşısında geri adım atmasını getirse de, henüz onu devirmeyi başaramadılar. ABD emperyalizmi Venezuela’daki iktidara saldırarak dünya çapında zayıflayan hegamonyasını yeniden tesis için çalışmaktadır. Emperyalist kapitalizmin küresel boyutta içine düştüğü yapısal kriz onu tarihsel sonuna yaklaştırırken, yoğun bakımdaki bir hastanın ağrılarını dindirmek için nasıl yüksek dozda morfine ihtiyaç duyuluyorsa, emperyalist kapitalizmde öyle azami kara ve hegamonyaya ihtiyaç duyuyor. Bu ihtiyacı sınırlayan her türlü muhalif hareket yönetim ve ulusalcı iktidara da bu yüzden tahammül edemiyor. Şimdi sahnede Venezuela var.


Dünyanın en zengin petrol rezervlerinden birine sahip Venezuela’da bu servetin bir kısmının dahi yoksul halkın ihtiyaçlarına harcanması olacak şey değildir! Hem bölgeye hem işçi ve emekçilere kötü örnek olmakta; emperyalist ve yerli işbirlikçi sermaye tekellerini ciddi bir kardan mahrum bırakmaktadır. Bu durum öyle ya da böyle düzeltilmelidir. Juan Guaido denen halk düşmanı, işbirlikçi karakter emperyalist bir plan dahilinde kendini “başkan” ilan etmesiyle kan kokusu almış köpek balığı misali hızla siyasi tavır belirleyerek Guaido’yu destekleyen ABD ve AB emperyalistleri Venezuela’nın zenginliklerini yağmalamanın tatlı rüyasını görmektedirler. Bu emperyalist saldırganlık karşısında Bolivarcı iktidar, kendisini oraya-iktidara taşıyan Venezuela işçi sınıfı ve yoksul halkını silahlandırarak, bu darbeye katılan tüm güçleri etkisiz kılmak zorundadır.


Maduro hükümetinin verdiği tavizler ve uzlaşmacı tutum bu güçleri daha da cesaretlendirmekte, pre insan formundaki Trump’ın askeri müdahale tehditleri savurmasını da kolaylaştırmaktadır. Latin Amerika’da gelişen anti neoliberal sol iktidarların geriletilmesi için yeni bir fırsat ve labaratuar olarak görülmektedir Venezuela’daki politik sınıf mücadelesinin durumu.

Venezuela’nın neredeyse tek ekonomik kaynağı 300 milyar varillik devasa rezervleri ile petrol. (Dipnot) Ülkenin güç ve egemenlik ilişkileri de doğal olarak petrol üzerinden şekilleniyor. Chavez’i 1998 yılında iktidara taşıyan süreç petrol fiyatlarının 1970’lerden beri en düşük seviyede olması nedeniyle işçi ve emekçilerde oluşan toplumsal hoşnutsuzluk ve tepkilerdi. Chavez’in iktidarında ulusal petrol şirketinin kamulaştırılmasıyla birlikte petrol gelirlerinden toplumsal ihtiyaçlara ayrılan payın yükseltilmesi ve 2008’e kadar petrol fiyatlarının yüksek seyretmesi Bolivarcı ekonomik toplumsal programın hayata geçirilebilmesini sağlamıştı. Chavez’in ölümüne kadar da belli bir istikrarda süren petrol fiyatları, ülkenin ihracat gelirlerini %95 oranıyla petrole bağlı olması nedeniyle ekonomik göstergelerde bir sorun da yaşanmamıştı. Maduro’nun Chavez’in ardından iktidara gelmesi sürecinde ABD emperyalizminin yaptırımları ve S.Arabistan’ın açtığı petrol savaşları nedeniyle petrol fiyatının gerilemesi ihracat gelirlerinin dibe vurmasıyla sonuçlanmıştı.

Venezuela’da bugün ekonomi Chavez dönemine göre %35 daralmış, kişi başına düşen gelir %40 gerilemiştir. Petrolden elde edilen gelirin ise dış borçlara gitmesi nedeniyle emekçi kitlelerin en temel ihtiyaçlarını (gıda,ilaç gibi) karşılayacak ithalatta daraltılınca halktaki hoşnutsuzlukta artmıştı. Kitlelerde oluşan tepkiyi Bolivarcı Madura iktidarına yöneltmek için ABD emperyalizmi ve onun yerli işbirlikçileri, Colombia’nın paramiliter çeteleri eşgüdüm içinde harekete geçirildi. Uzun süredir devam eden sokak hareketlerini Venezuela’nın oligarkları, emperyalist petrol tekelleri ve ABD’nin pek demokrat CNN, FOX gibi medya tekelleri el ele yönetiyorlar. Maduro iktidarı ne kadar sıkışmış olursa olsun parasız sağlık, parasız eğitim, ulaşım kazanımları, kadın hakları ve demokratik haklar emekçi kitlelerin güçlü sahiplenişi içersindedir. İktidarın karşı karşıya olduğu tüm bu baskılara, ambargoya karşı dayanabilmesinin nedeni tam da burada, Venezuella işçi sınıfı ve yoksul halkın sahiplenme düzeyindedir.

Bolivarcı iktidarın “21.yy sosyalizmi” adıyla popülerleştirmeye çalıştığı politikaların yoksul halkta karşılık bulmasındadır. İçinde ciddi açmaz ve çelişkiler barındıran, “zenginden alıp yoksula verme” mottosunun içerili olduğu “21.yy sosyalizmi” nin kitleler nezdindeki kazanımlarıdır. Bu politik-siyasal yönelimle güç ve egemenlik ilişkilerini kökten bir değişime uğratmak yerine kapitalist sınırlar içersinde emekçiler lehine tadilatlarla yönetmeye çalışıldı. Zengini zengin yoksulu yoksul tutan kapitalizmle hesaplaşmaya girişmeyip zenginin yoksuldan aldığının bir kısmını geri vermesini sağlamaya çalışan bu politik yönelim bir yerde tıkanacaktı.

Kapitalizmin aşırılıklarını törpülemek elimizdeki politik güç şu an ne olursa olsun, bir süre sonra tıkanacak, sürdürülemez hale gelecekti zira.
Güdük bir anti-emperyalizm ve halkçı ulusalcılık barındıran Bolivarcı “21. yy sosyalizmi”, emperyalist tekeller aleyhine bir kaç düzenleme (onlara %30 vergi koymak gibi) ve “Boli burjuvazi” denen, petrol gelirlerinden daha çok pay isteyen ulusal burjuva kesimlerin çıkarlarının bir ifadesi, iktidar stratejisiydi. Kısmı demokratik reform ve anti neo liberal açılımlarına rağmen kapitalist üretim ve güç ve iktidar ilişkilerinin sosyalist devrim içersinden kökten bir değişime uğrama hedefinin olmayışı onun sol liberal karakteri gereğiydi. Bolivarcı politik çizgiye yakıştırılan anti emperyalizmde içinde bir anti kapitalizm barındırmadığı için eksik ve sorunluydu. Proletaryanın anti emperyalizmi değil, Venezuela burjuvazisinin bir kanadının anti emperyalizmiydi !..

Burjuva demokratik kimi sol liberal açılım, reform ve vaadlerle kurumlaştırdığı iktidarı ulusalcılığın çok ötesine de geçemedi. Emperyalizme binbir bağla bağlanmış olan Venezuela ekonomi politiği, kapitalist özel mülkiyet düzeni ve üretim, bölüşüm ve egemenlik ilişkileri küçük tadilatlar dışında olduğu gibi korundu. Elbetteki Bolivarcı burjuva kesimleri mali sermayenin tekelci oligarşik iktidarını sınırlayabilmek için mecburen dayanmak zorunda olduğu işçi ve emekçilerin gerçek çıkarlarının sözcüsü olabileceğini düşünmek saflık olur. Sol liberal “daha adil bölüşüm” temelli bir programa sahip olan “21. yy sosyalizmi” nin kapitalizmin temelindeki sınıfsal güç ve egemenlik ilişkilerini yıkmaya gücü yetmeyecektir.

Tekellerin egemenliğinin sınırlandırılması sınıfsal egemenlik ilişkilerin de, emekçiler lehine belli kazanımlar getirebilir ama kapitalist üretim ilişkileri sınıfsal karşıtlıklar, artı-değer sömürü düzeni ve özel mülkiyet yerli yerinde durdukça o kazanımların kalıcılığı da hep tehdit altında olacaktır. Halen bir parçası olunan emperyalist kapitalist düzenin egemenlik ilişkileri sonunda kurulmaya çalışılan düzeni – eğer ileriye doğru adım atılmazsa – kendi içine soğuracaktır. Maduro’nun kriz koşullarında düşen petrol fiyatlarından gelen gelirin işçi ve emekçilerin temel ihtiyaçlarına ayırmak yerine emperyalist kurum ve tekellere olan borçlarına yatırması sistemin egemenliğinin dışa vurumu olduğu gibi, “21.yy sosyalizmi”nin emperyalist-kapitalizmin karşısındaki sınırlarını da göstermektedir.

Venezuela’da yaşananlar emperyalist kapitalizmin yapısal kriz koşullarında sınırlı burjuva demokratik reform ve bölüşüm ilişkilerinin kısmi düzenlenmesine dahi tahammül edemediğinin açık göstergesidir. Emekçi kitlelerden yükselen talepleri tolere etme marjı gelip sınırlarına dayanmıştır. Venezuela’da kilise, burjuva oligarklar, CIA destekli kontra gruplar, gerici medya eliyle oluşturulmak istenen “toplumsal” itirazların, “sivil toplum muhalefeti”nin de ne kadar muhalif ve bağımsız olduğu da açıktır. Gelişmeler emperyalist müdahalenin henüz askeri boyut kazanmamış biçimleridir.

ezuela emekçilerinin önünde bu krizi aşmak için iki yol vardır. Birisi ileriye doğru giden, diğeri geriye-bugünü de arayacakları- yol. Ya son on beş yirmi yılda kazandıkları reform düzenlemelerinden kaybedecekler ya da ileriye doğru bir adım daha atıp burjuva iktidarı yıkıp, gerçek iktidarlarını “proletarya diktatörlüğünü” kuracaklardır. Çelişkilerin keskinlik düzeyi üçüncü bir yol bırakmamaktadır.

Chavez’le başlayıp devam eden Bolivarcı yönetim anlayışının emekçiler lehine yaptığı düzenlemeleri, emperyalist tekel ve yerli oligarkların mali hareket alanını belli ölçüde daraltması, ABD emperyalizmi karşısında kıta çapında sol, sosyal demokrat hareket ve iktidarları desteklemesi, halklar arası dayanışma ağları kurması, neoliberal kara düzen koşullarında önemsiz değildir. Fakat bunları “sosyalizm” olarak tanımlamak fazla iddialı bir yaklaşım olur. Üretimin toplumsal karakterine rağmen mülk edinmenin özel biçimi yani üretim araçlarının özel mülkiyeti orada durduğu sürece yapılanlar sosyalizmden etkilenmiş olsalar da “sosyalizm” değildir. İşçi sınıfı ve emekçi kesimlerin konsey ve meclislerde temelden örgütlenip ekonomik-siyasi yönetimi ele aladığı koşullardan, bürokrasinin parçalanıp atılmasından söz edemiyorsak; meta ekonomisi-ücret düzeni olduğu yerde duruyorsa zira…

Ekonomiyi salt petrol üzerine kurmak yerine emekçilerin insiyatifiyle emperyalist kapitalist ülkelere bağımlılığı ortadan kaldıracak, üretimin alt yapısını geliştirip çeşitlendirecek bir stratejik yönelime girememesinin neticesinde kaderini ne kadar antiemperyalist söylem tutturursa tuttursun uluslararası (yani emperyalist kapitalistler arası) piyasa ve güçlerin ellerine bırakılmıştır. Bugün yaşadığı tıkanmanın ve rejim krizinin temelindeki nedenlerden birisi Bolivarcı akımın, neoliberalizmin sınırlarını yoklamasına karşın kapitalizmi sorun etmemesi, gerçek bir devrim ve sosyalizm ufkunun olmamasıdır.


Venezuela deneyimi bizlere bir kez daha sosyalizmin, onun proletarya diktatörlüğünün nasıl yaşamsal bir ihtiyaç, zorunluluk olduğunu göstermektedir. Emperyalist kapitalist ekonomi politikten tam anlamıyla kopmadan yapılan reformlar günün sonunda hep buharlaşma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır. Reformları devrimin hazırlayıcısı ve proletaryanın okulu olarak görmenin dışında ona stratejik anlamlar yüklemek hep hayal kırıklığıyla sonuçlanacaktır. Bu böyle ama dünyanın bütün komünist ve devrimci hareketleri Venezuela’da işçi sınıfı ve emekçilerin mücadele kazanımlarının emperyalist ve kapitalistlerce hedefe çakılmasına karşı durmalıdır. Venezuela işçi sınıfı ve emekçileri kendi geleceğine dair söz hakkını ne kan emici ABD emperyalizmine, ve ne de Venezuela’nın işbirlikçi oligarklarına ve çetelerine bırakmayacaktır. Er ya da geç dünya devriminin bir parçası olarak Venezuela’da bugün kü kazanımların bugünkü özsavunması dünyasından komünizmin özgürlükler dünyasına yürüyecektir.

(Dipnot: yaşananlar bir çok yönüyle ’70’lerin Şili”sini-dünya farklı bir konjonktürde olsa da- anımsatmaktadır. Venezuela yerine Şili’yi, petrol yerine bakırı, Maduro yerine Allande’yi de (Madura bir Allande karakteri sergileyebilecek mi, göreceğiz) koyarak okuyabilirsiniz bu yazıyı. Allande’nin başkan seçilmesinin ardından ülkenin devasa bakır maden ve işletmelerini kamulaştırması emperyalist ve kapitalistlerce infialle karşılanmış (tıpkı Chavez’in Venezuela petrol şirketini kamulaştırdığındaki gibi), faşist Pinochet liderliğinde bir askeri darbeyle Allande hükümeti devrilmiş, başkan Allande ve binlerce Şili’li katledilmişti. Yer altı zenginliklerinin işlenmek üzere aktığı ABD emperyalizmi bu ‘ticaretten’ muazzam karlar elde etmektedir. Madeni çıkarıp satan ülke 1 dolar kazanıyorsa, onu işleyip bir meta haline getirenler yaklaşık onaltı katını kazanmaktadırlar. Devasa bir kar-soygun kaynağıdır bu. ABD’nin arka bahçesi olan Latin amerikaya olan kanlı merak ve ilgisinin temelinde işte bu maddı çıkarlar vardır. Latin Amerika ülkelerini kendi askeri okullarında CIA tedrisatından geçirerek ettiği askerlerin cunta yönetimleriyle ya da işbirlikçi burjuvalarıyla yönetmek, kukla hükümetler kurmak, desteklemek buradaki çıkarlarını korumanın temel halk düşmanı yöntemidir. Şimdi bunu bir kez daha Venezuela’da hayata geçirmek, devasa petrol rezervlerine kontrolu altına almak istiyor.

Ercan Akpınar
Tekirdağ 2 No lu F Tipi Hapishanesi

Yazı, 15 Ocak 2019’da yazılmış olmasına karşın, elimize yeni ulaştı.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*