Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Ve senarist öldü…

Ve senarist öldü…

Meral Okay’ın ölümü ardında çok konuşuldu çok tartışıldı. Bir okurumuzdan gelen ve süren tartışmalara katkısı olacağını düşündüğümüz aşağıdaki yazıyı sitemizde paylaşıyoruz.

——————————

Ve senarist öldü…

Kör ölür, badem gözlü olurdu eskiden. Şimdiyse her ölen badem gözlü oluyor. Belli ki “ölünün arkasından iyi konuşma” tavsiyesine uyuluyor. Veya yalnızca uyunuyor, olanlar ve olmayanlar unutuluyor.

Yaman Okay öldüğünde çocuktum daha. Birkaç filmden, daha çok da Bizimkiler dizisinden tanıyordum kendisini. Ama hemen hiçbir oyuncuyla kurmadığım bir bağ vardı aramda Yaman Abi’yle. Büyük ölçüde sebepsiz, belki de yalnızca o ağız dolusu gülümsemesinden ötürü seviyordum onu. Ölümüne üzüldüğümü hatırladığım az sayıdaki ünlüden biriydi. Öyle garip bir iz bırakmıştı bende.

Meral Okay neden sonra çıktı ortaya. Eşinin ölümünden seneler sonra görünür oldu televizyon dünyasında. Bu arada ne yapmaktaydı, asıl mesleği neydi, ne yer ne içerdi, bilmiyorum. İşin aslı arkasından gözyaşı dökenlerin çok büyük çoğunluğu da bilmiyor. Birkaç dizinin senaristi ve oyuncusu olarak tanıyoruz kendisini. Bir de tabi Yaman Okay’ın eşi olarak.

Gelgelelim, televizyon endüstrisi öylesine iğrenç bir durumda ki, kötü olmayan (veya kötü görünmeyen diyelim) herkesi gözümüzde büyütmeye korkunç bir meylimiz var. Sayısız örnek verebiliriz buna. Fakat isim verip konuyu bulandırmanın anlamı yok. Yalnız şurası açık ki, tüm gözeneklerinden iğrençlik akmayan hemen herkes “iyi” kabul ediliyor bu alemde.

Dahası da var. Örneğin tutuklu öğrenciler hakkında ağzının kıyısıyla birkaç laf eden “en büyük demokrasi savaşçısı”, dayanılmaz ve görmezden gelinmez bir noktaya ulaşan tersanelerdeki işçi cinayetlerine bir parça değinen “emekçinin dostu” ilan ediliyor. Reklamlarla ilgili rastgele birkaç söz eden, kapitalizm karşıtı bile olabiliyor. Ne gibi bok püsür saçmalıklar sayesinde solcu, hatta sosyalist “oluverenlere” değinmiyorum bile.

Merhum Meral Hanım da, ne vesileyle olduğu bilinmez, kadın hakları savunucusu, demokrat vb. sıfatlarla anılmaktaydı öteden beri. Peki gerçekten neydi bu vesile(ler)? Bir bilen varsa, gelsin anlatsın, tartışalım. Merhumu hayırla yad etmek için herkes kendince bir gerekçe buldu. Kimisi sırf Vakit denen müsvedde etrafında kümelenen marjinal it sürüsü tarafından hedef gösterildiği için bir gönül bağı kurdu onunla. Kimisi tee Asmalı Konak‘tan beri seviyordu zaten. Tek başına ayakta durabilen, ite kopuğa pabuç bırakmadan bildiğini söyleyip bildiği yola yürüyebilen bir kadın olmasıyla gözüne girdi kimilerinin. Peki gerçekte hangi taşı alıp nereye attı, kadın hakları, işçi hakları, insan hakları, halkların kardeşliği için ne yaptı? Televizyon sektöründe en ciddi ağırlığı olan isimlerden biriydi. Tam anlamıyla bir kurtlar vadisine dönen bu ortamda telef olan emekçiler için ne yaptı?

Kişiyi var eden, yaptıkları kadar yapmadıklarıdır da. Ama Meral Okay her iki cihetten de sınıfta kalıyor. Neresinden bakarsak bakalım…

Asmalı Konak
dizisinin senaryo grubunda yer alarak profesyonel anlamda sinema-tv dünyasına girmişti. Çağan Irmak‘ın yönetmenliğini ve Mahinur Ergun‘un senaristliğini üstlendiği bu yapımı hatırlayan var mı? Çok genç olanlarımız hariç muhtemelen hepimiz gayet iyi hatırlıyoruz. Milyonlarca insanın işi gücü bırakıp izlediği, aradan geçen onca senede hâlâ aşılamayan reyting rekorlarına sahip Asmalı Konak.

Öte yandan… Küçük bir Anadolu kentinde hüküm süren feodal kalıntılara methiyeler düzen, bir ağanın kabuğunu kırıp burjuva olma çabasını güzelleyen Asmalı Konak. Ağayı çalışanlarıyla, daha doğrusu tebasıyla barıştıran, yalan bir aile tablosuyla kafaları karıştıran, sınıf olgusunu, sınıf savaşını silikleştiren, kendince yok etmeye yeltenen Asmalı Konak. Ve nihayet, tecavüzü sıradanlaştıran, hatta meşrulaştıran Asmalı Konak.

Gelelim birkaç sene öncesinin iddialı yapımlarından “Bir Bulut Olsam” dizisine. Timur Savcı‘nın yapımcılığını, Meral Okay’ın senaristliğini üstlendiği bir projeydi bu. Tamamı Mardin‘de geçiyordu ve beş yılda bir tekrar moda olan “ağa dizileri” arasında hatırlanmaya değer yapımlardan biriydi. Narin karakterini canlandıran Melisa Sözen‘in hayat verdiği dış seslerle de hatırlayabilirsiniz bu diziyi. Şiir gibi güzel sözler söylerdi Narin. Kaçmak, kurtulmak, özgür olmak, yaşamak ve benzeri temalar işlenirdi bu kısımlarda. Kimilerine göre, şimdinin çok meşhur jönü Engin Altan Düzyatan’ın canlandırdığı “ilerici” doktor Serdar karakteri ve (elbette) Meral Okay’ın bizzat oynadığı İnci karakteri vasıtasıyla ağalık düzenine savaş açmıştı Bir Bulut Olsam. Oysa bu savaşta, kadınlar dışında kimse yara almıyordu. Daha doğrusu bu savaşın tek mağlubu Narin’di. Dizideki hemen tüm erkek karakterler sırayla tecavüz ediyordu Narin’e. Acaba bu bölüm Narin’e kim tecavüz edecek diye de izlemek mümkündü. O bölüm değilse ertesi bölüm yeni bir tecavüz garantiydi nasıl olsa.

Ve son olarak Muhteşem Yüzyıl. Burada, Muhteşem Yüzyıl’ın “tarihi gerçekler”e nasıl bir gözle baktığını, neyi doğru neyi yanlış anlattığını irdeleyecek değiliz. Yalnız şurası açık ki, dizinin öncesinde ve yayınlanmaya başladığı ilk haftalarda süregiden tartışmalar, büsbütün saçmalıktan başka bir şey değildir. Bu tartışmalara taraf olanlara bakarak bile bu söylenebilir. Nitekim bu saçmalıklar reyting değerleri düştüğü anda bıçak gibi kesilmiştir. Öyle ki dizinin son bölümlerinde tümden hareme kilitlenmesine dahi pek kimse sesini çıkarmamaktadır. Diğer yandan, birtakım gerici beyinsizlerin kendi ahmak gerekçeleriyle başta senarist Meral Okay olmak üzere diziyle ilgili pek çok kişiyi hedef göstermelerine de seyirci kalınamaz. Nitekim kalınmamıştır da. Meral Okay şahsında ciddi bir sahiplenme gerçekleşmiştir. Ve hatta o sahiplenme bugün haddini bir miktar aşıp Meral Okay’ın heykelini dikme girişimlerine doğru uzanmaktadır.

Özetleyecek olursak, Meral Okay televizyon sektöründeki kariyerinde, toplumsal fayda anlamında herhangi bir senaristten farklı bir şey yapmamıştır. İyi ve kötü işleri vardır. Fakat irdelemeye kalkarsak günahları sevaplarından çok çıkabilir bu noktada.

Değinilmesi gereken çok önemli bir başka konu daha var. Meral Okay televizyon ve özelde de dizi sektöründe ciddi anlamda ağırlığı olan bir isimdi. Yukarıda sözünü ettiğimiz dizilerin yapımcısı olan TIM’S firmasıyla da çok yakın bir bağı vardı. Yani bu sektörde bir şey söylediğinde herkesin dinleyeceği az sayıdaki insandan biriydi. Fakat bu ağırlığını bu sektörün emekçileri yararına kullanmadı. Dizi sürelerinin 90-100 dakikaları aştığı bugünlerde, dizi setlerinde haftada 6-7 gün, günde ortalama 18 saat çalışılıyor. Sendikalaşma oranı yerlerde sürünüyor, sigorta ve iş güvencesinin sözü bile edilmiyor. Aşırı çalışma saatlerinden ötürü ölüm ve yaralanmalar sektörün olağan gerçekleri sayılıyor. Tersanelerden daha iyi durumda olmayan bir çalışma ortamından söz ediyoruz. Bu sektörde çalışan emekçiler yavaş yavaş tükeniyor. Herkesin büyük aktivist olarak bildiği Meral Okay bu konuda ne yaptı? 90 dakikalık dizi yazmayı reddetti mi Meral Okay? Çok iyi ilişkisi olan Timur Savcı’ya baskı yapabildi mi en azından? Sektördeki ağırlığı falan bir kenara bırakalım. Bu sektörün çalışma koşullarına karşı sesini yükseltmeyen herkes kadar suçluydu Meral Okay. Ve eğer onu büyük bir aktivist olarak görmeye devam edeceksek, çok daha fazla suçluydu.

Nihayetinde bugün asıl irdelenmesi gereken, merhumun niye bu kadar göklere çıkarıldığı. Geçtiğimiz hafta pek çok dizi, Meral Okay’a ithaflarla yayınlandı. Jenerik müzikleri kendisiyle özdeşleştirilen bir şarkıyla değiştirildi. Dizi camiası “annesi”ni kaybetmişti sanki.

Geçtiğimiz kasım ayında sinemamızın gerçek ustalarından biri olan Lütfi Akad‘ı kaybettik. Lütfi Hoca, çektiği onlarca filmden önce, bizzat verdiği emeklerle sinemamızın kurucuları arasında olan az sayıdaki insandan biriydi. Lütfi Akad’ın ölümü nasıl oldu da Meral Okay’ın ölümü kadar olay yaratmadı, arkasından bu kadar ağlanmadı? Daha az kıymetli bir sinemacı mıydı acaba?

Meral Okay’ın dizi dünyasının Atatürk’ü ilan edilmesinin bir tek sebebi var: reyting. Ölümü, yarattığı rant ve reytingle anlamlandı.

Arkasından gözyaşı dökenler bir de bu açıdan baksınlar meseleye.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*