Anasayfa » GÜNDEM » Üst kurullar, üst strateji belgeleri, üst birikim

Üst kurullar, üst strateji belgeleri, üst birikim

Az yesinler 4-

Türkiye kapitalizminin yeniden yapılandırılmasının bazi çizgileri belirginlik kazanmaktadır. Bu çizgilerin bazılarını küresel mali oligarşi ve TÜSİAD’ın AKP’ye yönelik eleştiri ve deklarasyonlarında, bazılarını 2008 krizinde ortaya konulan Strateji Belgelerinde, bazılarını ise bizzat sonuna gelinen birikim döneminin içinden gelişmeye başlayan farklılaşma dinamiklerinden görebiliriz. Burada çok kaba bir çerçeve sunmaya çalışacağız.

Birincisi
, burjuva sınıf kesimleri arasında en temel güç, kontrol, iktidar mücadelesinin yaşandığı “üst kurullar” sorunudur.

Bağımsız Düzenleyici Kurullar da denen Üst Kurullar, 2001 krizinden itibaren küresel mali oligarşik direktifler doğrultusunda ortaya çıkmıştır. Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu, Ekonomik Koordinasyon Kurulu, Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurulu, Sermaye Piyasası Kurulu, Para Piyasası Kurulu, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu, Savunma Sanayi İcra Komitesi, RTÜK, HSYK ve sayısız başka üst kurul vardır. BİT, YÖK, TOKİ’nin de birer üst kurula dönüştürülmesi istenmektedir.

2001 krizinde de üst kurullar yolsuzluk ve krize çözüm diye sunuldu. Neoliberal söylem kalıbı, bugünkünün adeta tıpkıydı: “Politikacılar yolsuzluk ve popülist siyaset yapar. Kendi çıkarlarını gözetme ve oy kaygısıyla yapısal reformları zamanında veya yeterince cesur ve kapsamlı yapamazlar. Yolsuzlukla mücadele ve ekonomiyi düze çıkarmanın tek yolu ekonominin siyasetten arındırılmasıdır.” O dönem Ecevit hükümeti de hükümetin alanının daraldığı ve yetkilerinin üst kurullara devredildiğini söyleyerek direnmeye çalışmış, fakat eşekten düşmüşe döndürülmüş, üst kurul yasalarını 15 günde yıldırım hızıyla çıkarmak zorunda bırakılıp sonra indirilmişti. Doğrudan küresel ve “yerli” büyük sermaye örgütlerinin, tekel ve mali sermaye gruplarının temsilcisi ve uzmanlarının olduğu üst kurulların işlevi, devlet bürokrasini, aslen de genel oy ve temsiliyet dolayımını devre dışı bırakmak, siyaseti daha doğrudan piyasalaştırmak, daha uzun erimli sermaye birikim ve dönüşüm stratejilerine doğrudan, istikrarlı ve fiili biçimde gerçekleştirmektir. Üst kurullar parlamenter siyaseti büsbütün kabuklaştırmakla kalmaz, aynı zamanda sermayenin kısa dönemli çıkarları için uzun dönemli çıkarlarını tehlikeye atma eğilimine ve mali oligarşik yeniden yapılandırmaların siyasal çekişme ve istikrarsızlıklar nedeniyle kesintiye uğramasına karşı da bir nevi üst iktidar araçlarıdır. AKP Hükümeti, ilk dönemlerinde zaten Dünya Bankasından paraşütle indirilmiş Derviş’in “Güçlü -Neoliberal- Ekonomiye Geçiş” programını aynen devraldığı gibi, üst kurulları ve sayısız yeni üst kurul kurmayı da ihmal etmedi ve kendisinden özerk işlemelerini sağladı. Ancak AKP güçlendikçe, üst kurulları da kendine bağlamaya başladı. TÜSİAD başta bir iki mızırdanma dışında buna pek ses çıkarmadı. Ne de olsa AKP özlediği güçlü ve istikrarlı hükümetti ve istemlerini de gerçekleştiriyordu. Fakat yürütme, iç kabine ve giderek başkakanlık elinde aşırı güç merkezileşmesi, TOKİ ve Savunma Sanayi İcra Komitesi, giderek tüm üst kurulların resmen ya da fiilen Başbakana bağlanması, “Güçlü Hükümet” tutkunları için bile fazlaydı. Üst kurullar, burjuvazi içi iktidar, paylaşım ve yeniden yapılandırma mücadelesinin en kritik güç alanlarından biri olarak yeniden öne çıkmaya başladı. Burjuva güçler arasında ilk elde HSYK üzerinden kızışan çatışma, tüm üst kurullara doğru yayılıyor.

Bugün yeniden başa sarıyor gibiyiz. ABD, AB ve TÜSİAD’ın AKP’ye karşı açıklama ve deklarasyonlarının tamamının en temel isterlerinden biri, tüm üst kurulların hükümetten özerkleştirilmesidir. AKP ve Erdoğan elinde aşırı güç merkezileşmesine ve yolsuzluklara kitlelerin haklı tepkisi de yedeklenerek, üst kurulların yeniden etkinleşmeleri ve hükümetten özerkleşmeleri, yolsuzluğun ve “otoriterizminin” panzeri, hatta demokratikleşmenin ve demokratik özerkliğin aracıymış gibi sunuluyor. Hayır üst kurullar, mali oligarşik iktidar araçlarıdır, sermayenin mali oligarşik birikim ve egemenliğini yeniden ve bir üst düzeyden, tahkim ve dizayn etmenin araçlarıdır. İşçi sınıfı ve emekçilerin, hangi yaşam alanına AVM yapılıp hangi ormandan yol geçeceğine kadar büyük patron Erdoğan’ın karar verdiği bir yönetim biçimiyle, doğal gaz fiyatından eğitim sistemindeki dönüşüme kadar üst kurulların karar verdiği bir yönetim biçimi arasında bir tercih yapması söz konusu değildir. Bu kırk katırla kırk satır arasında tercih yapmak olur. Bununla birlikte genel eğilim, üst kurulların, yeniden kitlelerin dolaylı ve biçimsel etkisinden bile arındırılmış mali oligarşik azami egemenlik ve dizayn aracı haline getirilmesi doğrultusundadır, buna karşı da tutumuz net olmalıdır.

İkincisi, 2008 kriziyle küresel mali oligarşik yönergeler çerçevesinde ortaya konulan tüm şu stratejik dönüşüm belgeleridir: Türkiye Sanayi Stratejisi Belgesi, Bilim Teknoloji ve Yenilik Stratejisi Belgesi, Türkiye Eğitim Stratejisi Planı, Ulusal İstihdam Stratejisi Belgesi, vd. Tümü hem göreli hem de mutlak artıdeğer sömürüsü kapasitesini bir üst düzeye çıkarma stratejileri olarak özetlenebilir.

Bunlarla da doğrudan bağlantılı olarak üçüncüsü. Sermaye birikiminin sonuna gelmekte olduğumuz birikim döneminin bizzat içinde ortaya çıkmaya başlayan daha üst bir birikim düzeyine geçiş dinamikleri. Büyük sermaye grupları bir dizi alanda katma değerin daha ileri aşamalarına (tasarım, Ar-Ge, teknoloji üretimi, vb gibi) geçmeye, bunun ön adımlarını atmaya çalışmaktadır. Aynı şekilde, en yüksek açığın verildiği ithal sermaye malları ve ara malların dahilde işlenmesinden, dahilde üretilmesine doğru geçişin ilk ipuçları görülmeye başlanmıştır. Ne var ki bu salt ücretleri düşürerek ve daha ileri teknolojilere yatırım yaparak, gerçekleşecek bir şey değildir. a- Daha yüksek bir sermaye yoğunlaşması ve merkezileşmesini; b– Daha ileri teknolojili dış yatırımların çekilmesini, c- Daha nitelikli işgücü açığını kapatmak için eğitimde çok köklü yeniden dizaynları, d- Devlet teşvik, kaynak ve organizasyonlarının diğer alanlardan kısılarak buna yoğunlaştırılmasını, e- “İlkel birikim” yani soygun alanlarının genişletilmesini ve bunlardan daha fazla kan devşirmeyi, f- Kitlelerin de “iç tasarruf”a zorlanmasını, yani çoğunluğun kıt kanaat tüketimlerini ve yaşam olanaklarını kısmayı, kıdem tazminatı fonu vb gibi zorunlu tasarruf fonları ile küçük birikim ve hakedişlerine el koymayı…gerektirir. Fakat hepsinin ötesinde, asıl toplumsal emek (artıdeğer) üretkenliğinin gelişmesini engelleyen mevcut üretim ilişkilerinin baştan aşağıya yeniden yapılandırılmasını gerektirir. Üretim ve emek organizasyonunun, hem göreli hem de mutlak artıdeğeri bir üst düzeye yükseltecek biçimde baştan aşağıya yeniden yapılandırılması demektir.

Buradan burjuva güçler mücadelesinin de üretim ilişkilerindeki köklerini görmek mümkündür. Üretim ilişkilerinin baştan aşağıya yeniden örgütlenmesi demek, bir dönemin birikim ve soygun kalıbında kökleşmiş, daha üst bir birikim düzeyine geçiş yapacak sermaye yoğunluğu ve donanıma sahip olmadığı halde devlet-hükümete bağlı güçleriyle toplam artıdeğerden ve soygundan boylarından büyük pay almaya devam eden, daha ziyade “ilkel birikime” dayalı tekelci sermaye kesimlerinin tasfiyesi demektir. Sermaye yoğunluğu, göreli artıdeğer üretkenlik düzeyidir. Sermaye donanımı, sermayenin toplam döngüsünde en stratejik halkalar üzerindeki kontrol ve etki düzeyidir (Küresel birikim temeline geçiş düzeyi, küresel ortaklar ve ilişkilerin düzeyi, sanayi ve ekonominin en stratejik halkalarındaki -banka, borsa, medya, enerji, otomotiv vb gibi- kontrol düzeyi, vd.) Geriye devlet gücünü kullanma sorunu kalır ki, onun da kavgasını dibine kadar yapıyorlar zaten.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*