Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Üreten ve gereksinen olarak işçi sınıfı

Üreten ve gereksinen olarak işçi sınıfı

fft64_mf1431377Bir işçi olarak çalışma ve ev dışındaki yaşamınızda neler yaparsanız? Ulaşım için metroya, otobüse binersiniz, hipermarketten kırık dökük alış veriş yaparsınız, bazen bir kafede arkadaşlarınızla oturup birşeyler yiyip içer sohbet edersiniz, sağlık sorununuz olduğunda hastaneye gidersiniz, bunun gibi şeyler yaparsınız.

Bütün bunları yapabilmenizi sağlayanların kendiniz gibi işçiler olduğunu hiç düşünmezsiniz. Bindiğiniz otobüsün 8 saat sinir içinde çalışan bir şoförü olduğunu, alışveriş yaptığınız marketin veya mağazanın 10-12 saat çalışan işçilerini, arkadaşlarınızla oturduğunuz kafenin size servis yapan, bütün gün koşuşturmak ve ayakta durmaktan ayakları ağrıyan işçisini görmezsiniz bile. Ya da ödediğiniz fiyat karşılığında size trink diye hizmet vermesi gereken otomatlar gibi görürsünüz. Beklediğiniz hizmeti alamayınca suçlu olarak onları görür, kızarsınız. Otobüs aşırı dolduğunda, geç geldiğinde, bir durakta fazla beklediğinde şoföre bağırır, markette aradığınızı bulamadığınızda veya kasiyer kuyruğunda beklediğinizde market işçilerine söylenir, bazan kafede ısmarladığınız şeyi beğenmediğinizde servis yapan işçiye trip atar, geri gönderip yenisini ister, hastanede size ayıracak en fazla 30 saniyesi olan stajyer hemşirenin arkasından küfür edersiniz.

Emin olun, onlar da en çok size kızıyordur! Bazan patronlara kızdıklarından bile fazla. Siz onlara söylendiğinizde veya fazladan angarya iş çıkardığınızda, ses çıkarmasalar bile, onlar da sizin arkanızdan küfür ediyordur.

24102Yüzyüze hizmet işçileri en çok kime kızar?

Genç bir kafe işçisiyle konuşuyoruz… “Kafe işçisi” kavramı size tuhaf mı geliyor? Oturduğunuz kafede yemekleri, çayları, servisleri, temizliği kim yapıyor, bulaşıkları kim yıkıyor, o kafe sahibinin sermayesini kim büyütüyor sanıyorsunuz? Ortalama bir kafenin 5-6 işçisi vardır. Aslında daha fazla sayıda işçi çalıştırmaları gerekir, ama küçük patronlar bulaşık, çay, hatta sandviç yapmayı da asgari ücretle 10-12 saat çalıştırdıkları, bir dakika oturmalarına, bazen gün boyu yemek yemelerine bile izin vermedikleri servisçilere yaptırıp, karlarını artırırlar.

Patronuna kızıyor. İşe girerken yaptığı anlaşmada olmayan bulaşık yıkama, çay yapma gibi işlerin de kendisine yaptırıldığını, işten 7’de çıkması gerekirken 9’a kadar çalıştırıldığını anlatıyor. Ama patrondan çok kızdığı, düpedüz nefret ettiği müşteriler. Yüzüne bile bakmayan, bazan bağırarak veya parmak şıklatarak çağıran, bazan yaptığı servisi geri gönderip yenisini isteyen, bazan azarlayan, ağrıyan ayaklarını düşünmeyen, kendi ifadesiyle “kendisine patronuymuş gibi davranan” müşteriler. Üstelik çoğu da kendisi gibi ücretli emekçi olan işçi müşteriler. Sağlık, eğitim, market, mağaza, turizm, lokanta, çağrı merkezi gibi yüz yüze hizmet çalışması biçimlerinin hepsinde, aynı durum geçerli.

Peki, diye soruyoruz, sen kafede çalışmadan önce hiç kafeye gitmiyor muydun, o zaman sen nasıl davranıyordun, servis yapan işçilere? Bunu hiç düşünmemiş, epey bir şaşırıp duraksıyor. Sonra itiraf ediyor: “Ben de bugün kızdığım müşteriler gibi davranıyordum!”

İnsanlarla yüz yüze ilişki içinde yapılan hizmet işlerinde çalışan işçilerle -çoğu kendileri de başka işlerde çalışan işçiler olan- müşteriler arasındaki sürekli gerilim, hatta nefret ilişkisi, neoliberal kapitalizmin tipik bir görünümüdür. Yüzyüze işlerde çalışan işçiler, kendilerine patronlarıymış gibi davranan, ek iş çıkartan müşterilerden nefret eder. Ama kendileri de işten çıktığı anda – işçi olarak kazanabildiği üç kuruşu yine kapitalistler için harcarken- bir müşteriye dönüşür, kendileri de diğer işçilere patron edasıyla davranma moduna girer. Bunu yaparken, onların da kendileri gibi bir işçi olduğunu, çalışan işçilerin iş yükünü, sinir ve eziyetini artırdıklarını akıllarına bile getirmezler. Hatta işçi olarak yaşadıkları sömürü ve eziyetin hıncını, müşteri olarak bulunduğu yerdeki işçilerden çıkarmaya kalkan bile vardır.

call-center-oiÇalışan işçiye karşı müşteri-işçi

Günümüz kapitalizminde, üretenden çok tüketen, yani “müşteri makbuldür”. İşçi, çalıştığı işten çıkar çıkmaz “müşteri” haline gelir. Birşeyler satın aldığı yerlerde sanki orada çalışan işçilerin ücretini kendisi ödüyormuş gibi, patron havasına bürünür. Satın aldığı mal ve hizmetlerin fiyatında işçilerin ücretinin en düşük kalemi oluşturduğunu, asıl ödemeyi o işçileri sömüren patronun artı-değer realizasyonuna yaptığını aklına bile getirmez. Neoliberal kapitalizm, özellikle yüz yüze hizmet işlerinde, müşteri-işçinin de çalışan işçiyi değersizleştirip ezmesini teşvik eder. Sanayide çalışan işçinin bir patronu varken, yüz yüze hizmet işlerinde çalışan işçinin “yüzlerce patronu” varmış gibi olur.

Neoliberal kapitalizm, işçinin bastırıldığı üretim süreci ile kışkırtıldığı tüketim süreci modlarını bölüp karşı karşıya getirir. Bu ayrım meta emek-gücünün artı-değer metaları üretim süreci ile bu metaları tüketme sürecine (bu metalardaki artı-değeri yine patronlar için realize ederken, kendilerini de yine patronların sömürüsü için meta-emek gücü olarak yeniden üretme) denk düşer. Böylece işçilerin kendi arasındaki toplumsal üretim ve yeniden üretim, çalışma ve yaşam ilişkileri de tümüyle metalaştırılmış, birbirlerini de meta olarak yeniden üretmeye ve tüketmeye indirgenmiş olur.

Neoliberal kapitalizmin, bu çerçevede, kimi zaman çalıştırdığı işçileri müşteri-işçilere karşı acımasız davranmaya, kazıklamaya ve hile yapmaya zorlaması, kimi zaman çalıştırdığı işçiler üzerinde müşteri-işçiler yoluyla baskı kurması, onun azami kar ve egemenlik mekanizmalarından biridir. Çalışan işçiler ürettikleri mal ve hizmetlerde yapmaya zorlandıkları hileleri, insana ve doğaya zararlılığını, “müşteri kraldır” denilip nasıl kazıklandığını, çalışma koşullarının ağırlığı nedeniyle mal ve hizmet üretiminde ortaya çıkan sorunları, genellikle iyi bilirler. Ancak işten atılma korkusuyla seslerini çıkarmazlar. Hatta patronun zorlamasıyla, bazan bundan kendilerinin de nemalanacaklarını sanarak, müşterileri bizzat kazıklama taktikleri geliştirirler. Bunları ancak işten atılıp direnişe geçtiklerinde ortaya dökerler. Müşteri-işçiler de ödedikleri fiyata karşın bekledikleri gibi bir mal ve hizmet alamayınca, tepkiyi insanlık-dışı koşullarda çalıştırılan işçilere gösterirler. Hatta bazan işçilere köleleriymiş gibi davranmaktan, terslemekten, fazladan angarya çıkarmaktan zalimce bir zevk alırlar. Sömürdükleri çalışan işçilerle kazıkladıkları müşteri-işçiler arasındaki bu bitip tükenmez gerilim, çekişme ve sinir savaşının tek kazananı yine kapitalistlerdir.

Kapitalizmde aynı işçinin üreten ve gereksinen olarak varlığı, adeta iki ayrı ve karşıt çıkara bölünür. (Bu bölünme de, daha en baştan somut emek/soyut emek ayrım ve çelişkisinden doğar.) Çünkü üreten işçi, artı-değerli meta üreten meta-emek gücüne, gereksinen işçi ise tüketim metası satın alan meta emek-gücüne indirgenir. Yani yüzyüze hizmet ilişkilerinde bile, işçilerin kendi aralarındaki toplumsal ilişkiler bir sermaye-piyasa ilişkisi biçimini alır. Böylece işçi sınıfının üreten ve gereksinen olarak kendi kendisiyle ilişkisi bile, araya durmaksızın yer değiştiren sermaye-piyasa dolayımı girmesiyle adeta iki ayrı ve rakip çıkara bölünür. Öyleki yüz yüze hizmet ilişkilerinde çalışan işçiye, kendisini patron değil de sanki müşteriler sömürüyor gibi görünür. Müşteri-işçiye ise, kendisini mal-hizmet satın aldığı işyerindeki patron değil de, sanki “yeterince hızlı ve iyi çalışmayan, tembel” işçiler aldatıyormuş gibi görünür.

05_04_13 sağlık grevİşçiler arası ilişkiler de meta-para ilişkisine indirgenince…

Kapitalizmde insanlar arası ilişkinin insanlarla metalar arası ilişkiye indirgenmesinden kaynaklanan tipik bir meta fetişizmi hikayesi! İşçi sınıfı içindeki egemen burjuva ideolojisinin gücü de bundan kaynaklanır. Çalışırken sömürülmekten ve ezilmekten pestili çıkan işçinin, yapabildiği 3-5 kuruşluk meta tüketimi ve bunun “keyfini” çıkarmak, yaşamının biricik amacı haline gelir. Çünkü neoliberal kapitalizm meta tüketimini de biricik eğlenme/toplumsallaşma biçimiymiş gibi sunar. İşçi, çalışırken bir meta üreten metaya indirgendiği gibi, çalışma-dışında da meta-tüketen metaya indirgenir. Birbiriyle doğrudan değil metalar yoluyla “toplumsallaştığını” sanır, kendilerini ve birbirlerini de insan değil meta olarak yeniden köleleştirmiş olur.

Neoliberal kapitalizm çalışan işçiyi durmaksızın bastırırken, gereksinmelerini piyasalaştırdığı müşteri-işçiyi ise tüketmeye kışkırttır. Müşteri-işçi o üç-beş kuruşluk meta-tüketim sürecinde kendini “egemen” gibi hissedip, satın aldığı mal-hizmetleri üreten (kendisi gibi) işçileri de satın aldığını sanacak kadar keyfileşebilir.

Hizmet işlerinde çalışan işçiler açısından ise, çalışma koşullarının soluksuzlaşması, performans sistemlerine bağlanması, hizmet verdiklerinin artık her birine belli bir insani zaman ayırabildikleri bireyler olmaktan çıkıp yüzlerine bile bakacak zamanları olmadan en standart teknik işlemlere ve üstelik piyasalaştırılmış müşteri niceliğine indirgenmiş olması, onları da hem kendi emeklerine hem de hizmet verdiklerinin gerçek gereksinmelerine had safhada yabancılaştırır ve bir noktadan sonra adeta robotlaştırır. Sağlık, eğitim gibi en insani olması gereken alanlarda bile, toplumsal çalışma bırakalım kendini toplumsal olarak gerçekleştirme olanağını, bir işkenceye dönüştükçe ve gereksinenlerle ilişki de bir piyasa, performans ve yüksek gerilim ilişkisi haline geldikçe, hizmet işçisi de toplumsal gereksinmelere kayıtsızlaşır, ücret ilişkisine doğru geri çekilir.

İşçi kapitalizmin temelini oluşturan ücretli kölelik ilişkisi ve aşırı çalışma temposu nedeniyle, çoğunlukla yalnızca kendi ücret ve çalışma koşullarını düşünür, neyi kimin gereksinmeleri için nasıl ürettiğine veya kime nasıl hizmet verdiğine, giderek kayıtsızlaşır. Çalışma-dışı zamanında bu kez de müşteri olarak diğer işçilerin karşısına çıkarken, yalnızca kendi çıkarını düşünür, satın aldığı mal ve hizmetleri üreten işçilerin çalışma/sömürülme koşullarına tamamen kayıtsızdır. Birbirini üreten ve gereksinen olarak bütünleyen ve özgürleştiren değil, meta-para ilişkisi olarak köleleştirenlere dönüşürler. Birbirini kendi özel-meta çıkarlarının engeli, hatta düşman olarak görmeye başlarlar.

Aynı durum tüm işçi sınıfı açısından düşünüldüğünde, farklı işbölümleri içinde olan işçilerin birbirinin karşısına durmaksızın meta-üretici ve meta-tüketici, meta-satıcısı ve meta-alıcısı olarak çıktığı, bir de bu açıdan durmaksızın bölündüğü ve birbiriyle rekabet ettiğini görmek zor olmaz. İşçi sınıfının üreten ve gereksinen olarak iç çelişkisi, eğitim, sağlık, ulaşım, market, mağaza, çağrı merkezi, turizm, yeme-içme gibi yüzyüze ilişkilerle yürütülen alanlarda daha da keskinleşir. Neoliberal kapitalizmin körüklediği tarzda, bu gibi alanlarda çalışan işçileri kendi metalaştırılmış gereksinimlerinin karşılanmasında engel olarak görme ve şiddete başvurma (sağlıkçıların, öğretmenlerin dövülmesi, öldürülmesi, vd) bunun bir sonucudur.

İşçi sınıfının üreten-gereksinen birliği nasıl sağlanır?

Çalışan işçiler sermaye ve (çoğunluğu aslında ta kendileri olan) müşterileştirilmiş işçilerin baskısı altında kısılıp kalmışlardır. Çalışan işçilerin işyerlerinde, işkollarında örgütlenmeleri, patronlara olduğu kadar müşterilerin keyfiliklerine karşı da tavır koyabilmeleri (özsavunma mücadelesi) açısından önemli bir ilerleme olur. Ancak kişinin toplumsal gereksinmelere dönük üretim/hizmeti ancak kendi özel çıkarlarını karşılamak için yaptığı; dolayısıyla işçilerin durmaksızın meta-üreten ve satan ile meta-tüketen ve satın alan diye bölündüğü ve birbirine karşıt çıkarlarla konumlandığı kapitalist meta üretim ve egemenlik toplumunda, bu tek başına çözüm oluşturmaz.

Başta kritik toplumsal yeniden üretim ve gereksinim alanları olmak üzere, çalışan işçilerin yalnızca kendi çalışma sorunları için örgütlenmekle kalmamaları, toplumsal gereksinimlere de doğrudan hitap etmeleri, kendi direnişlerini bu temelden toplumsallaştırabilmeleri gerekir. İşçilerin yalnız çalışma koşullarını değil, emeklerinin toplumsal yararlığınına karşın kapitalizm tarafından kendilerine dayatılan meta-üretim ilişkileri tarzının toplumsal zararlarını sergileme, toplumsallaşmış ve siyasallaşmış sınıf bilincinin temel bir öğesi olabilmelidir. Gereksinenler olarak işçiler ise, meta-gereksinen değil insan-gereksinen olmalıdır. Gereksindikleri ürün ve hizmetleri üreten çalışan işçilerle dayanışma içinde olmalıdır. Onlara değil onların patronlarına baskı yapmalıdır. Tüm toplumsal gereksinme (yeniden üretim) alanlarında, işçilerin üretenler ve gereksinenler olarak sınıf birliği ve birlikte mücadelesi sağlanabilmelidir.

İşçi sınıfı üreten ve gereksinen olarak bir ve aynı toplumsallaşmış sınıf olduğunu dayanışma ve mücadele içinde kavrayabilir. Üreten ve gereksinen olarak işçileri bölen ve birbirine karşıt çıkarlarla konumlandıran aralarındaki sermaye-piyasa duvarlarını birlikte yıkabilir. Üreten ve gereksinen olarak işçiler arasındaki ayrım ve çelişki, ancak üretimin de gereksinmelerin de doğrudan toplumsallaşarak birbiriyle kaynaştığı bir toplumda ortadan kalkar. Böyle bir toplumda, kimlerin neye ne kadar nasıl gereksinme duydukları ve bunun için kimlerin ne kadar nasıl çalışacağına, herkes öncelikle birbirinin çalışma sorunları ve gereksinimleri bilerek ve dikkate alarak, örgütlü ve bilinçli olarak birlikte karar verilir. Toplumsallaşan yetenek, ilişki ve gereksinmelerin kölece sermayeleştirilmesine ve metalaştırılmasına son verilir. İnsanların kendilerini ve birbirlerini toplumsal yetenek, ilişki ve gereksinmeleriyle geliştirerek gerçekleştirmesi yerine, metaları gerçekleştirmesinden başka bir şey olmayan “sermaye, meta, iş, işçi, müşteri” gibi tüm kapitalist ilişki biçimlerine son verilir.

Bu tür gelişkin bir toplumda insanlar arası ilişkinin temeli, artık meta, işbölümü köleliliği vb olamaz. İnsanların birbirlerinin çalışma ve gereksinme sorunlarını yakından izleyip değerlendirebileceği açık ve pratik bilgi sistemleriyle birlikte, herkesin aynı zamanda üreten, gereksinen, yöneten olarak bulunduğu konseyler ve komünler olarak örgütlenmiş toplumda, temel, insanların birbiriyle kurduğu özgür elbirliğidir.

Sosyalist devrimci demokrasi, üreten-gereksinen-yöneten birliğidir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*