Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Umut Hikayeleri-1/ Mücadelenin içinde kalabilmek

Umut Hikayeleri-1/ Mücadelenin içinde kalabilmek

Mesaiden çıkalı iki saat olmuş, akşam yemeği yenmiş, çay demlenmiş, ilk rutinler eksiksiz gerçekleştikten sonra plansız bir akşam, kendiliğindenliğine seni de takmış götürmeye başlamış. Film mi izleseydim, elimde eskiyen kitaba mı el atsaydım, yoksa internette dönüp dolaşsa mıydım… yoksaların arasında bu akşamım da haybeye geçecek derken odanın sessizliğini tren düdüklerinin gürültüsünde kaybettim. İnsan bazen kendine ait olmayan bir nostaljiye yapışabiliyor. Kara trenden haber bekleyenler gibi sabırsız, iştahlı, buruk bir beklenti içinde son 3 ayımda telefonumdaki tüm ezgiler tren düdüğüne ayarlı. Hele ki bu mesaj bu saatlerde geldiyse biliyorsun ki ne bir bankanın artık sana diş geçiremeyeği bir kredinin reklamıdır gelen, ne de bilmem ne aboneliğinden üç beş kuruş daha fazlayla üç beş kuruş daha fazlasını hak etmeyen ek bir hizmetin reklamıdır bu, gelen mutlaka bir tanıştan, bir arkadaştan, bir dosttan belki kısacık bir merhabadır sana can simidi olan belki kısacık bir merhabadır içinde yardım çığlığı barındıran. Trenden ilk inen pişmanlık oldu. “Boşuna geçmiş bunca yıllar.” Sonra pişmanlığa boğulmamışlık indi trenden “Ama bundan sonra farklı olacak.” Ve en sona umut “göreceksin yapacağım.”Tamam diyorum odam tren garına döndü, atla ilk dolmuşa ben yeniden çay demleyene kadar gel buraya.

İç hesaplaşmasını arkadaşın iç hesaplaşmam bildim, olur ya size de değer bir kısmı diye aradan çıkardım kendimi, bu hesaplaşmayı paylaşmak istedim.

“Elimde kumanda, aramadığım bir şeyi bulmaya uğraşıyordum. Kanalın birinde olimpiyat oyunları, maraton koşusu. Boks maçı falan olsaydı, yahut güreş, 100 metre falan bakardım. Spiker mesafenin üçte biri koşuldu dedi, ve kronometre 40. dakikalarda. Kısa bir an ekrana yansıyan ardışık yüzler, yüzler hayat adına ne varsa boşluğa dökülmüş gibi jestsiz mimiksiz.100 metre olsaydı aksiyon olurdu, gerideki öndekini geçmeye çabalardı, hareket olurdu diye düşündüm. Hatta bir adım daha ileri götürdüm kızdım bu ifadesiz suratların sahiplerine.Onları koşularında bıraktım elimde kumanda dolaşmaya devam ettim. Telefon reklamı yapan bir kanalda takılıp kalmışım farkında bile değilim.Anladım ki onları koşularında bırakamamışım. Hiç ver,al getir götürle başlayıp biten bir işte çalıştın mı? Ben çalıştım. Elimin kendine yettiği anlarda kafamı kaldırıp diğerlerinin yüzüne bakardım. Onların yüzünde de kendiminkine…Kaçtığım, kızdığım kendi bakışlarımdı, hayatımın makinalaşmış anlarıydı.

Telefon reklamından bir tuşla uzaklaşayım dedim de şansa karşıma bin türlü ifadenin bir surata sığıştığı bir Kemal Sunal filmi geldi.Kemal Sunalın elinde bir buğu sigarayı sansürlüyor. Sigara sansürlü ya 5 yaşındaki çocuk bile biliyor sansürlenenin sigara olduğunu. Ama biliyorsun ki buğu tutmaz bazı sahneler ve komple çıkarırlar çocukların geleceğini olumsuz etkilemesin diye. Mesela Kibar Feyzo söylemez 1 Mayıs marşını, yürümez kızılbayrakların yanında. Kemal Sunalın ağzından küfür duyulmalı, argo duyulmalı ama “sömürü devam etmez” repliği duyulmamalı. Boş ifadeler olmalı çocukların geleceğinde. Boş ifadelere ihtiyaç duyar ver,al getir götürle başlayıp biten mesailer. Yine bir telefon reklamı ve yine elimde kumanda çıkıyorum yolculuğuma. İnsiyatifimi yitirmişcesine aynı durakta indim, kaçtığım yere geri geldim. Yarışın yarısından çoğu bitmiş gibi. Öndeki grup küçülmüş ama grup olarak kalmayı başarmış. Temposunu kaybeden gruptan uzaklaşıyor, uzaklaşanın yüzüne acı yayılıyor. On dakika içinde kimse hızını arttırıp da koptuğu gruba yaklaşamadı. Buna rağmen gruptan kopan kimse de yarışı bırakıp mücadeleden ayrılmadı; yeni tempolarıyla belki biraz daha geride belki de yarışı kazanamayacaklarını da bilmelerine rağmen acı yayılan yüzlerini acısından arındırıp aynı ifadesiz tavırla koşmaya devam ettiler. O andan başlayarak o ifadesizlik bir şey ifade etmeye başladı bana. Kızdığım suratlardan utanmaya başlamıştım. Kendi düşüşlerimi düşündüm. Birbiriyle kesişen tek noktaları pes edişlerim olan düşüşler. 5 dakika geç kaldığım için hiç girmediğim derslerden, üçüncü gününde bıraktığım spor kondisyon faaliyetlerine, sözlük karıştırmaya yüksünüp de yarım bıraktığım kitaplardan, değiştirmek istediğim bir dünyada kendi değişimlerime olan direncimle yüzleşemeyişime, yarım kalmış bir aşktan hiçbir ders almadan bir başka yarım kalmış aşka yelken açışıma kadar pes edişlerim vardı bu düşüşlerde. Tempom yavaşlasa da yarışın içinde kaldığım bir şeyler bulup teselli etmeye çalıştım kendimi. Olmadı, yüzündeki acıyı silip ifadesiz suratlarla yeni bir tempoda mücadelesine devam edenlerin aksine benim suratımda hep acı kalmıştı. Kaç dakika geçti bu hesaplaşmalar içinde bilmiyorum ama yarışın sonuna gelinmişti. En önde koşanın gözleri bitiş çizgisinde, yaklaştıkça hızlanıyor, hızlandıkça suratındaki bir kasılma tebessümleşiyor boş ifade silinip gidiyordu. Arkada koşanın gözü sürekli daha da arkada. Belki motivasyonunu bitiş çizgisinden, ilerisinden geleceğinden almadığından hızı azalıyor, kalan zamanda geçilmeyeceğini anlayınca o da benzer bir tebessüm koyuyor yüzüne. Ezberim bundan sonra bozuldu. Bitişe yaklaşan herkes gülümsüyor, gülümseyen yüzler çizgiyi geçince birbirini tebrik ediyor sarılıyor kucaklaşıyor.Ellinci sırada geçen tribünlere koşuyor mesela. Metalaşmış kısmı dereceye girmekse, metalaşmamış kısmı ellinci de olsa iki saat koştuktan sonra dahi koşusuna devam edebilmek, mücadelenin içinde kalabilmek, o boş gibi duran ifadeyi tebessümle taçlandırabilmek.

Koşuculara bir özür borcum var, enstanteneye sığmayan hedefe kilitlenmişliklerini fark edemeyişimden kaynaklı. Aynı özür borcundan bir tane de içine doğduğum, içinde olduğum sınıfıma işçi sınıfına karşı var. Ver, al getir götür arasında biriktirdikleri öfkeyle matlaşmış ifadelerini tebessümle taçlandırabilecekleri o biricik hedefe komünizme hayallerinde yer açamadığım için. Anlıyorum ki benim maratonum bitmedi sürüyor hala, yenilen her grevle, kırılan her direnişle, öldürülen her çocukla düşsede tempo, yeni bir grevle yeni bir direnişle , vaat ettikleri barbarlığa karşı yeni bir yaşam ufkuyla karşılarına dikilebilmekten geçiyor yüzlerdeki acıyı tebessüme tedavül edebilmek. Haydi düşse de tempon, kalk ayağa, yönün belli olsun atacağın ilk adımınla…

Dedim ya; en son umut indi trenden.

Zafer YÜKSEL

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*