Anasayfa » BASINDAN » Ucuz işçi pazarlama bürosu

Ucuz işçi pazarlama bürosu

(Cem Şimşek-Evrensel)
Özel istihdam büroları yeniden emekçilerin gündemine geliyor. Tabii, bu hayırlı bir geliş değil. 2009 yılında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün gerekli önlemlerin alınmadığı gerekçesiyle veto ettiği düzenleme 2012 yılında Meclis gündemine yeniden girdi. Ancak, Gül gerekçesinde özel istihdam bürolarını tamamen reddetmiyor. Düzenlemeyle birlikte alınması gereken önlemler alınmadığı gerekçesiyle veto ediyor.

Özel istihdam büroları Türkiye iş hukukunda yeni bir kavram değil. 2003 yılında çıkarılan Türkiye İş Kurumu Kanununun 17. maddesinde tanımlandı. Daha sonra faaliyetlerini düzenlemek üzere Özel İstihdam Büroları Yönetmeliği çıkarıldı. 2012 yılı itibarıyla İş-Kur tarafından izin verilmiş ve faaliyetlerini sürdüren 313 özel istihdam bürosu bulunuyor.
Avrupa ülkelerinde giderek yaygınlaşan ve ILO tarafından da kabul edilen özel istihdam büroları emekçilerin temel hak ve özgürlüklerini ortadan kaldırdığı gibi ücretlerini de önemli oranda düşürüyor. ILO, özel istihdam bürolarıyla ilgili bazı önlemleri ifade etse de, böyle bir çalışma biçimine karşı çıkmıyor. Türkiye’de gündeme gelen düzenlemede ise göstermelik bu önlemler bile dikkate alınmamış. Gül’ün itirazı da bu noktada.

Özel istihdam büroları, emekçiler tarafından önümüzdeki günlerde epeyce tartışılacak gibi gözüküyor. Bu tartışmalarda ön açıcı olması amacıyla, Güvencesizler Hareketinden Politik Ekonomi Doktoru Gaye Yılmaz ile özel istihdam bürolarını konuştuk.

Özel istihdam bürolarının, işsizlere iş sağlamak, başka bir deyişle işçi ile işvereni buluşturma görevini yerine getireceği ifade ediliyor. Bildiğimiz kadarıyla bu işi İŞKUR yapıyordu. En azından mevzuatta böyleydi. İŞKUR tasfiye mi ediliyor?

Kurumu tasfiye etmiyorlar. Kurumu bir merci haline getiriyorlar. Özel istihdam bürolarının faaliyette bulunabilmeleri için önce kurumdan gidip izin almaları gerekiyor. Kurum bildiğimiz işlevini kaybediyor. Yani iş bulma görevinden vazgeçmiş oluyor. Artık İŞKUR üzerinden bulunmayacak işler, özel istihdam bürolarından bulunacak. ABD örneği var. Bir öğretim üyesi, üniversitede kendisine ve arkadaşlarına yapılanı şöyle anlatıyor: Bir gün bize geldiler. Hepiniz istifa edeceksiniz dediler. Karşılığında da özel istihdam bürosuna kaydolacaksınız. Sonra biz sizi oradan kiralayacağız. İşinizi yapmaya devam edeceksiniz. Ama biz sizi oradan kiralık olarak çalıştıracağız. Karşı çıktık diyorlar. Ben 20 yıldır çalışıyorum. Karşı çıkarsanız biz sizi çıkartacağız. Eğer özel istihdam bürosuna gitseniz de sizi almayacağız. Yani işinizi kaybedeceksiniz. Mecburen, kabul ettik. Ertesi gün işe geldiğimizde 20 yıldır sahip olduğumuz hakların üçte biri yok olmuştu. Ücretimiz eski ücretimizin yüzde 60’ına düşmüştü, sosyal haklarımız ortadan kalkmıştı. Bir çok hakkımız da üçte bir düzeyinde azaltılmıştı. Dolayısıyla bu bürolar işçiyle işverenleri buluşturacağız diye ortaya çıksalar da, bunların asıl hedefleri işçileri kiralamak.

Özel istihdam bürosu olmasa işveren işçiyi işe almayacak mı? Bu durumda, örneğin bir fabrika patronu, işçiyle değil özel istihdam bürosuyla mı anlaşacak?
Özel istihdam bürosuyla işçi arasında imzalanacak. Ama büro kapitalist ile kendisi bir sözleşme yapacak. Ama işçinin bütün haklarını; ücret de dahil özel istihdam bürosundan talep etmesi gerekir.
Özel istihdam bürosu reklamı. Şirketimiz uluslararası piyasalara sunduğu hizmetlere bir yenisini ekledi. Artık sadece makine, malzeme ve ekipmanları değil insanları da kiralıyoruz. Bir diğer reklamda, ödeme için master, viza kartın yanı sıra ödeme çekleriniz de kabul edilir. Kiraladığımız işçinin performansından memnun kalmazsanız, kiralamanın ilk saatinde bizi arayın ve kiralama sözleşmesini iptal edin. Bu ilk iş saati size fatura edilmeyecektir. Hakkında tekrarlayan şikayet bulunan işçilerin firmamızla ilişiği bitirilir. Bu bildiğimiz meta-mal pazarlayan şirketlerin söylemi.

İşveren sadece işçiye ücret ödeyecekken, neden bir de özel istihdam bürosuna para verecek?Ya da özel istihdam bürosu işçinin alması gereken ücrete ortak olup mu kâr edecek? Nasıl olacak?
Şimdi, bunlar normal gibi algılanıyor. Çok anormal bir durum. Şöyle anormal bir durum: İlk defa karşılığı ödenen emek, emekçinin bir iş günü için çalıştığı emeğin bir bölümünün karşılığı ödenir, biz ona ücret deriz. Bir kısmının karşılığı ödenmez, ona kapitalist el koyar, ona da artı-değer deriz. Karşılığı ödenen bölüme bir kapitalist daha giriyor. Karşılığı ödenmeyen emekte bir küçülme yok. Yani ikinci bir kapitalist devreye giriyor. İşçinin ücretini ikinci kapitalistle paylaşması isteniyor. Bu sonuçta bütün işçi sınıfını tehdit eden bir durum. Şimdilik beşte biri diye rakamlara bakmamak lazım. Diğer ülke örnekleri son derece önemli bizim için, son derece çarpıcı. Kapitalist sınıfın nasıl kâr ettiği ortadayken bu oranlarda, ilk çıktığında çok büyük tepki almamak için belli yüzdelerle sınırlamalar yapılıyor. Ama Avrupa’da bile bu sınırlamalara uyulmadığı, belirlenen oranların çok üstünde uygulandığı bilinen bir durum.

Özel istihdam bürolarıyla ilgili düzenlemede ‘Toplam işçi sayısının beşte birini aşamayacak’ gibi sınırlamalar da konuşuluyor. Bunların bir faydası olmaz mı?
Bir masa iki sandalye olan özel istihdam büroları göreceğiz. Yani işçiye karşı yüklenimlerini yerine getirmeden kilit vurup kaçıp gitmiş olacak bunları göreceğiz. Bunları yaşayacağız hep birlikte. Devlet diyor ki, gerekli önlemleri alacağım. Şu kadar bir blokaj yapacaklar. Onlardan gerekli sorumlulukları yerine getirmelerini isteyeceğim. Türkiye’de denetimler bile yapılmıyor. Kim takip edecek, nasıl yapılacak? Nasıl garanti edilecek binlerce işçinin hakları? Hakikaten binlercesini portföyüne alacak. Ve rekabetini ancak şöyle yapacak. Ne kadar hızlı kiralayabilirse o kadar rekabet edecek diğer bürolarla. Bu nasıl olacak? Daha ucuza vermeli ki, hızını arttırabilsin. Elindeki işçiyi hızla başka yere verebilsin. Bu da işçilerin kayıpları haline gelecek.

Peki, önümüzdeki süreçte özel istihdam büroları yaşam bulursa, emekçileri ve sendikaları neler bekliyor?
Bir kiralık işçi bürosunun örgütlenmesinden söz ediyorsak eğer, çünkü ancak orada, işçi bürosunun sahibine karşı örgütlenebilir bu işçiler, orası meslek tanımaz, orada meslek fetişizmi çoktur, orası nitelik tanımaz, orası eğitim tanımaz, işkolu, sektör, hiçbir şey yoktur orada. Çünkü orada aynı anda hem öğretim üyesini, hem maden işçisini, hem tıp doktorunu, hem öğretmeni bulursunuz. Her türlü meslekten insan bir arada kiralanmaktadır. Dolayısıyla, onların örgütlenmesi kaçınılmaz bir şekilde bir sınıf örgütlenmesi ve toplu örgütlenmeye girmek zorunda. Peki, bu kurtarır mı? Kesinlikle kurtarmaz. Diyelim ki, bir sendika kuruldu ve özel istihdam bürosundaki işçileri örgütledi. Bu nasıl bir örgütlenme olacak diye baktığımızda, tek hedefi olmalı bu örgütün. Özel istihdam bürosunun kendisini ortadan kaldırmak. (İstanbul/EVRENSEL)

VETO GEREKÇESİ

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, 2009 yılındaki düzenlemeyi veto gerekçesinde şunlar ifade edilmişti: “Mezkur 7/A maddesinin ikinci fıkrasında ‘Özel istihdam büroları devredeceği işçi ile iş sözleşmesini, işçinin devredileceği işverenle geçici iş ilişkisi sözleşmesini yazılı olarak yapmak zorundadır. Bu sözleşmelerde yer alması gereken hususlar Türkiye İş Kurumu’nca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir’ hükmüne yer verilerek, maddede yer almayan hususların anılan kurumca düzenlenmesine imkan sağlanmış ise de, mesleki anlamda geçici iş ilişkisi müessesesinin yapısı sebebiyle işçinin korunmasına yönelik kurallara kanunda yer verilmesi, uygulamaya ilişkin ayrıntı ve teknik hususların ise yönetmeliğe bırakılması gerekmektedir. Aksi taktirde, yapılan düzenleme gerçek amacının dışında sonuçlar doğurabilecek ve madde kapsamındaki işçilerin emeğinin istismarı, insan onuruna yakışmayan durumların doğması gibi kanunun amaçlamadığı olumsuz uygulamalara ve çalışma barışının bozulmasına yol açılabilecektir.”

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*