Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Ücretli kölelik düzenine HAYIR! Yaşasın sosyalist işçi konseyleri demokrasisi

Ücretli kölelik düzenine HAYIR! Yaşasın sosyalist işçi konseyleri demokrasisi

Tekelci burjuvazi 18 maddeden oluşan anayasa değişikliğini meclisten geçirdikten hemen sonra biçimsel ve temsili bir oylama ile 16 Nisan’da referanduma götürüyor.

Toplumun onayına sunulan bu maddelerin hiçbirinde işçi sınıfı, kent ve kır yoksulları, göçmenler, öğrenciler, kadınlar, ezilen ırk, cins, mezhep vd. olmadığı gibi aynı zamanda bu kesimlere dışsal ve yabancıdır. Biz sınıf düşmanlarımıza karşı Hayır demekle yetinmemeli, kitleleri beklentiye sokarak daha fazla köleleşmesine ön ayak olmamalı, böylesine karmaşık bir dönemde atılacak ufacık bir adımın önem ve sorumluluğuyla hareket etmeliyiz.

Türk tipi faşist başkanlık biçimi oylamasının, OHAL koşullarında monolitik bir hale girmesiyle Evet’li Hayır’lı referandum dayatması tek başına kendinde bir şey değil, Türkiye tekelci burjuvazisi açısından kritik olarak dünyadaki tarihsel gelişim açısından neoliberal kapitalizmin küresel boyutta yaşadığı ekonomik ve toplumsal rejim krizlerinin bir yansıması ve zorunluluğudur. Çip ve yazılım üretimiyle birlikte gelişen dijital sanayi devrimi, üretimin yapısındaki değişimle birlikte üretkenlik artışı sağlarken, tekeller arasındaki güç dengelerinden, sınıfsal ilişki biçimlerine, kültürel, sosyal sarsıntılarla değişmeye zorlanmaktadır. Sanayinin hacmi küreselleşmiş, artı-değer sömürüsü dev çaplı büyümüş olmasına karşın bir sınıra dayanmıştır, birikim ve istikrar dönemi çok sürmeden buna denk düşen alt yapı ve üst yapı krizine dönüşmekten kurtulamamıştır. İçinde bulunduğumuz durum toplumsal üretici güçler-üretim ilişkileri, altyapı-üstyapı bağdaşmazlığı, uzlaşmaz sınıf karşıtlığının bunalım, belirsizlik ve tıkanmalarıyla yapısallaşmış ve bu karşıtlıkların şiddetli buhranlarıyla sarsılmaktadır. Ekonomik ve siyasal rejim krizleri, yeni üretim biçimlerine ve toplumsal ilişkilere sığmayan, sistemin eskisi gibi yönetilemez hale gelmesini sağlamış olmasıdır. Rejimlerin yönetişimi tarzı, hızlı düşün anında harekete geç, dinamik karar süreçlerini işlet, kuvvet yetki dengesizliklerini düzenle, odak dağılmalarının önüne geç ve tekçiliğe, merkezileşmeye ve buna denk düşen bürokratik siyasi hukuki düzenlemelere başvur şeklinde kendisini güvenceye almaya çalışıyor. Eğer Türkiye bölgesel kapitalist çatışma içerisinde rol oynayan bir ülke ise, o zaman kriz süreçlerini yönetebilmesi beklenir, iç ve dış gerginlik ve başkanlık için çok daha acil ve zorunlu kalmaları da bundandır. Burjuva anayasasının temelini oluşturan özel mülkiyet ve sermayenin güvenliği tamamsa gerisi zaten teferruattır!

Başkanlık biçimini zorunlu hale getiren şu birkaç önemli noktaya değinmemiz gerekiyor:

1- Teknolojinin çip ve enformasyona dayalı dijital endüstrinin gelişimi, küresel neoliberalizmin, merkezileşmiş azami üretim-meta, azami kar-artıdeğer sömürüsü olanaklarını başarıyla genişletebilmiş olmasına karşın, daha üst düzeyden artı-değer sömürüsüne gidememekle birlikte bir sınıra varmış olması; Tıpkı Marx’ın katı olan her şey buharlaşıyor diye başladığı, kapitalizm bir müddet sonra yer altı güçlerini kontrol edemez hale gelir dediği büyücüsüne dönmüş durumudur.

2- Son 5 yılda Gezi ve Metal Fırtına, 6-7 Ekim olayları olmak üzere Soma katliamı eylemleri, kadın ve LGBTİ eylemleri; 15 Temmuz öncesi 1 Kasım itibariyle Kürt halkının şehirlerinin yıkılması, çocuklarının, gençlerinin öldürülmesi, kadınlara yönelik taciz ve tecavüz saldırıları… Kürt belediyelerinin ele geçirilmesi, burjuvazi içerisindeki dalaşmaların ve ordunun yarılması, kendisini rejim kriziyle ortaya saçması, başarısız darbe girişiminin geriye doğru büyük enkaz bırakması ve HDP milletvekillerinin, akademisyenlerin, gazeteci, aydın ve yazarların tutuklanması, devletin itibar ve hegemonyasının sarsılması ve boşluğa düşmesi vd.

3- Ortadoğu’daki belirsiz kargaşada, Türkiye’nin bölgede doğrudan çatışma ortamına inmiş hegemonik bir rol kazanmaya, pay kapmaya yönelmesi.

4- Emperyalist kapitalizmin yapısal kriz dolayımıyla dünya çapında kapsamlı savaş ve savunma yöntemlerine yönelmesi, yer yer sermayenin kendi içerisinde yoğunlaşan çelişkilerini dahi zor yolla çözmeye yönelmesi, küresel çatışma ve savaş, ayaklanma olasılıkların artmış olması.

Burjuva parlamentarizmine de başkanlığa da HAYIR!

Sermayenin ulusal birikim temelinden küresel entegrasyona zorlanması, öyle olmazsa böyle kanırttırarak dedikleri yeni bir siyasal ve toplumsal yeniden yapılandırma sürecinden geçiyoruz. Neoliberalizmin çökme eğilimi ve burjuva demokrasisinin başarısızlığıyla birlikte hızlıca başkanlık rejiminin Batı tarzı olmasa da Ortadoğu’daki islami muhafazakar sentezli gelenekçi Osmanlı karmasıyla birlikte faşist tipte hayata geçiriliyor.

Başkanlık sistemine geçişin temel mantığı; kapitalizmin krizleri ve kötü yaşam koşullarıyla birlikte bağlantılı olarak yakıcılaşan “ kendini koruma” aciliyetinden kaynaklı sınıf mücadelesi ve kitlesel ayaklanmalara karşı hazırlıklı hale gelmek ve sadece şirketleri işçi sınıfının elinden korumak şeklinde olmayıp, bunun yanında kendi iç çelişkileri ve çatırtıları nedeniyle de bu geçişi kendince zorunlu görmektedir. Neoliberal burjuva demokrasisinin başarısızlığı ve tutunamamasıyla birlikte hızlıca u dönüşü yapmasına sebep olan yüzeysel gelişme budur. Neoliberal devletin faşist tipte kurumsallaşma çabası da bu yüzdendir.

Kapitalizmin şiddetlenerek artan çelişkileri karşısında, sermayenin ve devletin uluslararasılaştırılmasının burjuva devletin önceki biçiminden farklı olarak bölgesel ve küresel çatışma ortamı içinde olmasının hassasiyetleriyle, burjuvazinin kendi iç çelişkilerinin olabildiğince kontrol edilebilmesiyle zorunluluk haline gelmiştir. Bir sermaye kesiminin sadece bir parti ya da parti grubunu temsil etmekten öte, tüm sermaye kuruluşları arasındaki, TÜSİAD,MÜSİAD, TUSKON vd. güç birliğinin öne çıkmasıdır. İç siyasetin dış siyaset tarafından doğrudan belirlenmesidir. Böylelikle siyasal partilerde aynı tekelci şirketlerin güçlerinin desteği ile burjuva siyaset söyleminin tekleşmesidir. Bunlarda zaten küresel mali oligarşinin bağdaşığı olan şirketlerdir ki TÜSİAD’ın “denge denetim mekanizmaları için başkanlık önemlidir” demesinin altında yatan sebepte budur.

Evet veya Hayır farklı burjuva klikler arasındaki güç kapışmasıymış gibi görünse de, daha çok bir zamanlar burjuva demokrasisi ile yapılmak istenilen, sermayenin sağlamlaştırılması temelinde burjuva güçler arasındaki ortak mutabakattır. Böylelikle kitleler, içine düşürüldükleri kumpasın farkında olmadan birbirinden farklıymış gibi görünen burjuva partilerin ve siyasetçilerinin hazırladıkları anayasanın onaylayıcısı, katılımcısı ve destekçisi olmaktan kurtulamazlar. Bunun için sokak röportajlarında ne için “Evet” veya ne için “Hayır” denildiğine baktığımızda, anayasa referandumunun birey-devlet temeli dışında bir anlatımı olmadığını görüyoruz.

İşçilerin iş saatleri uzuyor, işsizlikte aynı keza, esnek modern çalışmayla iş yerleri hızlıca geçicileşiyor ve işten atılmalar, borçlar artıyor; iş cinayetleri, katliam ve tutuklamalarla işçi sınıfının üzerindeki baskı ve kölelik şiddetleniyorken, sol bu referandumda HDP’de bulamadığını CHP üzerinden bulmaya, başkanlık sistemini Saray’ın korkusu ve Erdoğan’ın padişahlığı üzerinden anlatmakla yetiniyor. Oysa küçük burjuva ittifaklar ve muhalefet üzerinden eriyekleşerek değil bir sınıf olarak yok sayılan işçi sınıfının devrimci demokrasisi ve perspektifi ile proletaryanın en geniş ve ileri kesimlerine değin sınıf temelinde örgütlülükle ancak gerçek çözüme ulaşılabilmek mümkündür.

Grev, eylem ve toplantı yasakları, etnik ve cinsel kimliklere yönelik saldırılar, basın ve düşünce özgürlüğüne yönelik baskı ve saldırılar alabildiğine artarken, her şey referanduma sığdırılmaya çalışılıyor ki neredeyse tek serbest olan şey referandum “Evet” dışındaki diğer tutumlarsa devlet şiddetine ve sokaktaki şovenistlere, Osmanlıcı cetelere görünmemek kaydıyla serbest! Bu düzenin baskı, dayatma, gericilik, yasak ve sömürüden başka vereceği hiç bir şey kalmamıştır.

Sandıktan çıkan hiç bir sonuç, kölece çalışma ve yaşam koşullarını değiştiremez. Evet’çi ya da Hayır’cı da olsa gelecek kaygısı olan işçilerin, Kürtlerin, gençlerin, LGBT bireylerin keza 8 Mart’la birlikte dünya ve Türkiye genelindeki kadınların güçlü çıkış yaptığı bu dönemde, kadınların kendi yaşamlarındaki sorunları ifade edebilme olanaklarını ancak kendileri sokakta aşabildiklerini gösteriyor, ama diğer yandan referandumun kendi doğası gereği kararsız ve ümitsizlerdir, kendi his ve tepkilerine ucundan dokunmayan bu anayasadan zaten kaygı duyuyorlarken, ne parlamenterizm ne de başkanlık onlar için hiçbir şeyi değiştirmeyeceği açıktır. Ancak sosyalist işçi anayasası, burjuva anayasası gibi üstten ve soyut değildir: O sokaklara, meydanlara, fabrika ve işyerlerine özgüdür; farklı cins ve ulusların, bilimsel, sanatsal, ekolojik tüm zenginliğinin, insanlığın özgürlüşmesinin ve komünizme doğru gelişmenin temel anayasasıdır. Bu yüzden irademizi başkanlığa ve sömürücü egemen sınıf diktatörlüğüne teslim etmeye HAYIR diyoruz!

Sandıktan çıkan Hayır sonucunun elbette bir anlamı vardır, ancak Hayır olarak çıkacak sonuç sandıkla sınırlandığında dön dolaş farklı biçimlerde bunun önümüze geleceği de aşikardır. AKP, MHP’nin başta olmak üzere devlet destelikli ırkçı, cihatçı sokak çetelerinin yaptıklarına bakılırsa, Hayır’ a tahammülsüzlerdir ki bu Hayır’ı terörize etmenin altında yatan büyük bir sıkışmışlık vardır. Sokakta Hayır kampanyası yürüten kurum ve örgütlere karşı bu saldırganlık başka bir şekilde açıklanamaz. Yalnız şu açık ki sokaklar boş kaldığı zaman kazanan yine finans baronları, bölgesel savaş ve silah tüccarları, tekeller, plaza, rezidans, banka, borsa patronları olacaktır. O zaman şöyle diyebiliriz: Bizim Hayır’ımız sokakta sınıf mücadelesinde!

Hayır’ı aşalım, sermayenin bütünsel ilişkilerine karşı sosyalist işçi demokrasisi

Hayır’larımızı büyüterek aşacak, kapitalist sistemin temelden sorgulanmasına ve örgütlenmesine değin genişleteceğiz. Devrimci Proletarya açısından Hayır taktiği “yetmez ama…” şekliyle değil Hayır’ın aşılarak ve ayrım çizgileriyle, liberal halkçılık ve burjuvazinin gündemine yedeklenmiş reformist kesimlerle ortak çalışma yürütülmeyeceğidir. Parlamenterist beklentilerle ve bizzat reformist tasfiyeci politika ve formülasyonlarla sınırlarımızı çekiyoruz, mücadele edeceğiz. Sınıf devrimcileri gerçek değişimin, işçi sınıfının özlem ve taleplerini boğan, özel mülkiyet ve sermayeye dayanan, kitleleri dıştalayan bu anayasadan bir beklentisiyle olmayacağını, bunun sosyalist devrimci temelde yıkılmasından ve ancak yeni bir yaşam için özgürleşmeye başlamasından geçtiğinin bilir.

Bu anayasal düzenlemeler son olmayacaktır, referandum sonrası işsizlik ve yoksulluğun derinliği artacaktır, yeni bir sınıf hareketi dalgasının tohumlarıda aynı şekilde… Bu yüzden anayasanın işçileri sömürenler tarafından belirlenmesine HAYIR!

Evet’ci ve Hayırcı, Boykotcu kadın, Kürt, çocuk, öğrenci işçilerle neoliberal kölecilik yasalarının, burjuva anayasasının ihtiyaç ve özlemlerimizi sınırlandıran ve yok sayan tutumuna karşı, sokak ve mahalle toplantı, söyleşi, etkinlik çalışmalarıyla ancak burjuvaziyi yıkarak gerçekleştireceğimiz öz mücadele ve inisiyatiflerine, burjuva anayasasına göre değil kendi irademize göre, kendi talep ve ihtiyaçlarımızı fabrika, işyeri, ofis ve sokaklardan başlayarak mücadeleye!

Burjuvazinin başkanlık ve parlamenter biçimine, güvencesiz, kölece ve belirsizliğe doğru gidişe dur de, sıkı bir örgütlenmeye referandumun her üç sonucu karşısında hazırlan!

İşsizliğe, yoksulluğa, krizlere, faşizme ve sermaye diktatörlüğüne HAYIR!
Kapitalizmin çürümüş dikiş tutmaz yamalarına HAYIR!
Ücretli Köleliğe, kölece çalışmaya ve yaşamaya HAYIR!

Banka, borsa, plaza, devlet diktatörlüğüne hayır!
Yaşasın sosyalist işçi konseyler demokrasisi, yaşasın Komünizm!

2 yorum

  1. devlet diktatörlüğü nedir

    • “banka borsa plaza devlet diktatörlüğü” diyoruz. kapitalizmde ister burjuva demokrasisi olsun ister faşizm, devlet diktatörlük aygıtıdır. sosyalist devrim ve proletarya diktatörlüğünde ise, “devlet olmayan devlet”, yani sosyalist proletaryanın konseyler itibarıyla burjuvazi ve karşı devrim üzerinde diktatörlüğü vardır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*