Anasayfa » DÜNYA » Ücret için Ölmek!…

Ücret için Ölmek!…

ABD’de işçiler en uzun, en aşırı, en düzensiz saatler boyunca çalışıyor, ücretli hastalık izni, tatil veya ailevi izin yapamıyor, sağlık sigortasına servet ödemek zorunda bıkarılıyor, buna karşın giderek daha sağlıksız ve stresli hale geliyor. Stanford İşletme Okulunda Organizasyon Davranışı profesörü Jeffrey Pfeffer, buna dair, çok sayıda işyeri araştırması içeren, “Ücret için Ölmek” (Dying for a Paycheck) başlıklı bir kitap yazdı. (Kitabın kapak spotu şöyle: Ücret için Ölmek: Modern İşletme Çalışanın Sağlığını ve Şirket Performansını Nasıl Tahrip Ediyor ve Buna Dair Neler Yapılabilir.) Kitap, mavi ve beyaz yaka tüm işçilerin çalışma koşullarının artık ölümcül bir düzeye geldiğini, ve ABD’de işyerindeki çalışma koşulları nedeniyle yılda en az 120 bin işçinin öldüğünü ortaya koyuyor.

Kitaptaki veriler gerçekten çok çarpıcı. Ancak Pfeffer, kapitalizmin emek ve insan yıkıcılığından çok, bir işletme profesörü olarak, daha ziyade bunun sermaye ve devlet bütçesine getirdiği “sağlık maliyetleri”, “kayıp iş saatleri”, “üretkenlik düşüşleri”ni sorun ediniyor, işçilerin uğradığı sağlık yıkımıyla şirketlerin bundan kaynaklanan “maliyet artışı”nı aynı kefeye koyuyor, bu durumu değiştirmek için yine kapitalistlere ve hükümetlere sesleniyor.

Mevcut kapitalist çalışma koşullarının geldiği noktanın dehşetini sergilemekle birlikte “çözüm noktasında” yine patronlara ve hükümetlere, “bakın bu durum size de artık daha fazla kar getirmiyor” filan diye seslenen, her şeyi karlılık cinsinden ölçmeye indirgeyen kitabın yazarıyla yapılan sorgulayıcı bir röportajın çevirisini yayınlıyoruz.

(Serbest çeviri: Devrimci Proletarya)

Yeni kitabınızda, işyerinin tüm beyaz yakalı işçiler, mavi yakalı işçiler, düşük ücretli işçiler, hatta yöneticiler için “şoke edici biçimde insanlık-dışı” hale geldiğini belirtiyorsunuz. Biraz açar mısınız?

Çalışma arkadaşlarım ve ben 10 farklı işyerinde ekonomik-güvencesizlik, iş-aile çelişkisi, uzun çalışma saatleri, iş üzerinde denetim yoksunluğu gibi sağlıkla-ilgili sorunların etkisini araştırdık. Bunun ABD’de yılda 120 bin fazladan ölüme yol açtığını, işyerinin 5. ölüm nedeni olduğunu ve yılda 190 milyar dolar fazladan sağlık maliyeti getirdiğini gördük. İş-aile çelişkisi ve uzun çalışma saatleri gibi işyeri pratiklerinin çoğu, kanserojen olarak bilinen sigara dumanına maruz kalmadan daha büyük sağlık tahribatına yol açıyor. Kitabın başlığını bilinçli olarak seçtim. Resmen insanları öldürüyoruz. Bunun çılgınlık olduğunu düşünüyorum.

Sağlık bakım maliyetleri yükselirken, İşyerlerinin dünya çapında gözlenen sağlık krizinin bir kaynağı olduğunu gördük. Buradaki ironi, kuşkusuz, insanları çalışırken fiziksel ve zihinsel olarak hasta eden şeylerin çoğunun şirketlere veya ekonomik sistemlere bir faydası olmamasıdır. Ekonomist dergisi bir eksende üretkenliği diğerinde çalışma saatlerinin olduğu bir grafik yayınladı. Ülkenin çalışma saatleri arttıkça üretkenliğin düştüğü bu lineer negatif ilişki açıkça görülüyor.

Sanayi düzeyinde yapılan araştırmalar da aynı şeyi gösteriyor. Yani tüm bu çılgın saatler boyunca üretken olmak için çalışmak zorunda olduğunuz fikri hiç doğru değil. Ampirik olarak tamamen yanlış. Aynısı işten çıkarmalar için geçerli. Şirketlere fayda getirmiyor. İş kontrolü ve mikro-yönetim şirketlere fayda getirmiyor. Yani insanların acı çektiği ve şirketlerin de yarar sağlamadığı bir kayıp-kayıp durumu yarattık. Bunlar çok kötü.

Neden hem işçileri cezalandıran hem de şirketlerin para kaybına yol açan çalışma sistemleri geliştirdik? Belirttiğiniz şey irrasyonal görünüyor?

Doğru söylüyorsunuz. Şirketler sağlık taleplerinin yükseldiğini biliyor. Ama ikinci cümleleri, “Bunun için ne yapacaksınız? Sizin sağlığınız benim sorumluluğum değil.” Dünyanın en zehirli ortamını yaratıp bunun sorumluluğunu üstlenmiyoruz.

İngiltere’de hükümet çalışma pratikleri ve sağlığa diğer ülkeler gibi bakıyor ve çevresel kirlenmeyi kontrol etmeye çalışıyor. Pisliğinizi hava ve suya boşaltır ve sonra başkaları bunu temizlemenin bedelini öderse, siz maliyetleri dışsallaştırmış olursunuz. İngiltere’de hükümet kayıp çalışma zamanını ve stresin maliyetini ölçüp sormaya başladı: “Sizin işgücünüze davranış biçiminizin yarattığı sağlık felaketini temizleme bedelini neden biz ödeyelim ki?” Sağlık ve Güvenlik İdaresi, ki ABD’deki İstahdam Güvenliği ve sağlığı İdaresinin eşdeğeridir, en son 2016-17’de, işyeri stres, endişe ve depresyona dayalı olarak 12.5 milyon işgününün kaybedildiğini kaydetti. Yani bu ekonomik olarak belirgin. Diğer hükümetler de buna bakmaya başladılar, ve er ya da geç, onların şirketlere, “Bu maliyetleri topluma yıkamazsınız” diyeceklerini düşünüyorum.

İşçilerin işe gelmeme, yönetime güvenmeme, tükenme sendromu yüzdelerinin çok yükseldiği araştırmalara işaret ediyorsunuz, bunlardan biri işçilerin yüzde 7’sinin işyeri stresi nedeniyle hastanelik olduğunu gösteriyor. Çalışma koşullarımız nasıl bu kadar kötü hale geldi?

Tedricen daha kötüye gidiyor. 40,50, 60 yıl önce, işten çıkarmalar ekonomik krizlere verilen bir tepkiydi. Şimdiyse, 3G Capital’in Heinz ve Kraft arasında birleşme mühendisliği çerçevesinde işgücünün yüzde 20’sini işten atmasında görüldüğü gibi, ekonomik yaşamın rutin bir parçası haline geldi. Ama işten atılanların intihar oranlarının 2 kat, kalp krizi oranlarının yüzde 40 arttığına dair kanıtlar gösteren bir araştırma var. Bu araştırmalar, istihdam azaltmanın ekonomik performansı olumlu etkilemediğini de gösteriyor.

Emek maliyetlerinden tasarruf için istihdama tek bir kişi eklemek istemeyen yöneticilerinin esneklik ve “tam zamanında” işgücü uygulamasında bir artış olduğunu da görüyoruz. Ama bu tarz uygulamalar işçiler için oldukça streslidir, çünkü çalışma saatlerinizin ne olacağını ve dolayısıyla haftadan haftaya ücretinizin ne olacağını bilemez hale gelirsiniz. Hatta ne zaman çalışacağınızı bile bilmezsiniz, aileniz için plan yapmanız bile zorlaşır.

Çalışma saatleri, teknolojiyle, hep “bağlantıda” olmanız gerektiği fikriyle birlikte, giderek artıyor. Bilirsiniz, insanların çoğu e-maillerini birkaç saatte bir kontrol etmesi – bir araştırmaya göre yüzde 81’in böyle yaptığı görülüyor- komiktir, bunlar acil-çıkış fizikçileri değil. Sürekli bakmanızı gerektirecek bir şey yoktur aslında. Ama insanlar bunun gerektiğini ve böyle yapmalarının beklendiğini düşünüyor. ABD’de insanlar tatil yapmıyor. İşçilerin yüzde 25’inin ücretli izin kullanmıyor olması inanılmaz. İşçiler hasta halde çalışıyor. 40, 50 yıl önce CEO’lar kendilerini çalışanların ve müşterilerin ve hisse sahiplerinin ve toplumun çıkarlarını dengeleyenler olarak görürdü. Ama şimdi her şey hisse sahiplerinin çıkarına tabi.

Ama dürüst olmak gerekirse, tarih boyunca çalışma koşullarına bakınca, hep yukardakiler dışındaki herkes için kötü olmuştur. Kömür madencilerini ve kararmış ciğerlerini düşünün. Orta çağdaki serfleri. Siz bunun, sinik biçimde, çalışmanın tek yolu olduğunu söyleyebilir misiniz?

Köleliği kaldırdık, çocuk işçiliğini kaldırdık, bunlar ekonomik olarak karlı olduğu halde. İstihdam Güvenliği ve Sağlığı İdaresi, yıllar boyunca, çalışmanın fiziksel koşullarını daha güvenli hale getirdi, böylece inşaat sitelerinde veya petrol kuyularında çok fazla insan ölmüyor. Çalışmanın fiziksel koşullarını önemli ölçüde düzelttik. Ama çalışmanın psikolojik koşullarını düzeltmedik. İnsanlar aşırı sağlık bakımı maliyetlerinden yakındığı zaman, ilk işyerlerinden başlamak gerekir, çünkü işyerinde ne olduğuna odaklanmazsanız, sağlık harcamaları kayıplarını anlayamayız.

Kitabınızda 5 öneri getiriyorsunuz: Sağlığı ve iyi-olma halini ölçme, bu toksik çalışma pratiklerinden “sosyal-kirlenme” dediğiniz şeyle, yönetimin kararlarının gerçek maliyetini yansıtan, işten çıkarmaların işverenin karları ile işçinin sağlığı arasında gerçek durumuyla yüzleşme, ve patronların ve siyasi liderlerin insan sürdürülebilirliğine öncelik vermesinde ısrar.

Değişimin belli bir zaman alacağını düşünüyorum. Bir tür sosyal hareket, veya dava gerekebilir. Ama kalite hareketinden ve yönetimden genel olarak edindiğimiz ders, ölçmediğimiz şeyin daha iyi yapılamayacağıdır. Bu yüzden şirketler işyeri pratiğinin çalışanlar üzerindeki etkilerini ölçmeliler. Eğer özel-sigortalı bir işverenseniz, danışmanınıza gidip çalışanların anti-depresan, uyku hapı, ADHD, ilaç kullanımı, tıbbi taleplerine ilişkin veri sorun. Benim bazı çalışma arkadaşlarımın yıllar önce otomativ sanayinde üretkenliğe CEO’ların etkileri üzerine yaptığı araştırmada olduğu gibi, CEO’ların ilaç kullanımı üzerindeki etkilerini de ölçebilirsiniz. Bizim bunları ölçmemiz ve insanları hesaplanır hale getirmemiz gerekir.

Aynı zamanda insanların işlerini daha dikkatli seçmeye başlayıp, “bunu yalnızca kısa bir süre için yapacağım” veya “ben gencim, bu beni etkilemez”, veya “buna dayanabilirim, ben güçlüyüm” türü realizasyon biçimlerine son vereceklerine inanıyorum. Son 40 yılda, insan kaynakları departmanlarının el kitaplarında kendi sağlığınızdan sorumlu olduğunuz yazar. Öyleyse kendi iyi-olma halinizin sorumluluğunu almanız gerekir.

Ama bunu bireysel işçilerden beklemek saçma değil mi? Sistemi değiştirmek böyle mi olacak?

Olabilir. Bunu onlardan istemenin zor olduğunu anlıyorum, ama çoğu işletmenin, çoğunlukla bu yönde sorumluluklarını yerine getirmediği çok açık.

Eğitimli ve belli olanaklara sahip işçiler, çalışma biçimlerini değiştirme ya da toksik çalışma koşullarına sahip işten çıkma şansına daha fazla sahip olabilirler. Ya buna sahip olmayan işçiler?

Onların durumu daha kötü. Son iki yılda, ABD’de ortalama ömür beklentisi düştü ve sağlık eşitsizlikleri yükseliyor. Daha az eğitimli olanların sağlık sigortasına erişimi de daha az. İş kontrolü olanağına daha az sahipler ve stresi artıran ekonomik-güvencesizliğe daha fazla maruz kalıyorlar. Bu korkunç sağlık orantısızlığının nedenlerinden biri bu. Bunu düzeltmenin tek yolu, “Artık yeter, bu kabul edilemez, altına düşmeyeceğimiz bir düzey olmalı” diyecek bir politika. Şimdiden, ABD’de en yüksek ve en düşük ömür beklentisi arasında 20 yıl fark olan kesimler var. Yirmi yıl!

Kitabınızı, toplumsal değerler açısından bunların nasıl olabildiğine dair bir vaazla bitiriyorsunuz. Başka deyişle, çalışma (iş) ne içindir? Ve bunu yaşamımızın geri kalanını mahvetmesinden nasıl kurtulabiliriz, aileler için zaman, sağlık, serbest zaman gibi?

Bir arkadaşım, Nuria Chinchilla, Barcelona’da işletme profesörüdür, “Herkesin yaşamını değerli kılmaktan bahsettiği bir ülkede yaşıyorsunuz. Ama tüm dikkat ettiğiniz yaşama nasıl başlanacağı ve bitirileceği, ortasında ne olduğu yok.” diyor. Bu tamamen doğru. Günün sonunda, insan yaşamını değerli kılmamız gerekir, yalnız çevreyi değil ama insanın sürdürülebilirliğini değerli kılmamız gerekir. Daha fazla işverenin, iyi olma hallerini liderlerinin eline bırakan çalıştırdıklarının yaşamlarına duyarlılığı olması gerekir, ve bu sorumluluğu ciddi biçimde almaları gerekir. En kötüsü bunu kimsenin umursamamasıdır. Buna duyarlık göstermeye başladığımız gün, bir şeyler yapabiliriz. O zamana kadar, hiçbir şey değişmez.

Kaynak: https://slate.com/human-interest/2018/04/is-your-work-killing-you.html

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*