Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » TÜSİAD, demokrasi, hukuk, diyalog, çözüm filan: Biz bu filmi görmüştük!

TÜSİAD, demokrasi, hukuk, diyalog, çözüm filan: Biz bu filmi görmüştük!

TÜSİAD’ın son dönemki açıklamaları ve TÜSİAD başkınının Diyarbakır’da yapılan TÜRKONFED 39. Girişim ve İş Dünyası Konseyi toplantısındaki konuşması, orta sınıf reformist sol basında, “TÜSİAD Kürt sorununda çözüm istiyor”, “TÜSİAD Diyarbakır’dan sesini yükseltti” gibi başlıklarla servis edildi.

Örneğin, Sendika.org’un, “Sermaye sesini Diyarbakır’dan yükseltti: AKP zorlama da işimize bakalım” başlıklı haberinin ilk 3 paragrafı şöyle:

“TÜRKONFED’in çağrısıyla TÜSİAD Başkanı Erol Bilecik’in de katılımıyla Diyarbakır’da düzenlenen toplantıda iktidarın siyasi çatışma atmosferi nedeniyle ertelenmiş “reformlara” yoğunlaşması ve bunun için de OHAL, Kürt sorununda savaş ve Atatürk’e hakaret gibi gerilim ortamını derinleştiren konularda geri adım atması yönünde mesajlar verildi.

Referandum öncesinde AKP karşısında tavır almaktan kaçınan ve sonuç her ne çıkarsa çıksın sermayenin uzun süredir beklediği düzenlemelerin hayata geçirilmesi kaydıyla iktidara destek sunacaklarını beyan eden TÜSİAD, referandum sonrası sesini Diyarbakır’da yükseltti.

16 Nisan’da sandıktan çıkan sonuç, uluslar arası alanda gelen eleştiriler ve Trump yönetiminin Suriye’de AKP’yi zora sokan kararı ile birlikte AKP’nin mevcut çizgisiyle sermayenin beklediği istikrarın sağlanamayacağının görülmesi üzerine, sermaye örgütlerinin temsilcileri eleştiri orucunu bozdu.”

Pek çok yanlış ve eksik bir arada: Birincisi, TÜSİAD bunları ilk kez söylüyormuş gibi bir izlenim yaratmak yanlış. TÜSİAD’ın Diyarbakır’da söyledikleri, referandum öncesinde ve sonrasında hemen her açıklamasında terennüm ettiklerinden (neoliberal reform, mutabakat, demokrasi, hukuk, yargının bağımsızlığı vb…) farklı bir şey içermiyor.

İkincisi, “TÜSİAD, referandum sonrası sesini Diyarbakır’dan yükseltti” izlenimi de yanlış. Diyarbakır toplantısında, AKP genel başkan yardımcısı, Gümrük ve Ticaret bakanı, bölge milletvekilleri, Diyarbakır valisi ve belediye başkanı, CHP ve HDP’li milletvekilleri, TÜSİAD, Limak Holding (ona da konuşma yaptırıldı), Türk ve Kürt burjuvazinden çok sayıda temsilci, gayet samimi birlikte oturma ve sohbet etme pozlarından, toplantının birlikte organize edildiğini ve kimin neyi ne kadar söyleyeceğinin rol dağıtımının da önceden bilindiği ve ayarlandığını çıkarmak zor değil.

Kürt burjuvazisi ve neoliberal reformizminin önde gelen isimlerinden, daha önce TÜSİAD yönetim kurulu üyeliği de yapmış Tarkan Kadaoğlu, meseleye yeterli açıklığı getiriyor:

“Konseyimizi kentimizde yapmaya karar verdiğimizde iş ve medyadaki değerli dostlarım, neden bu dönemde Diyarbakır’da toplantı gerçekleştiriyorsunuz diye sormuşlardı. Bölgenin sorunlarını yakından tanıyan, bilen ve bizzat yaşayan Cizre doğumlu bir iş insanı olarak herkese şunu söyledim, bölgenin normalleşmesinin ancak siyaset kanallarına şans tanınarak gerçekleşebileceğini söyledim. Diyarbakır’ın ekonomik ve sosyal hayatına yapılacak katkı bölgedeki iklimi değiştirecektir. Diyarbakır başta olmak üzere bölgeden başlayacak bir ekonomik gelişme ülkemizin kalkınma hamlesinin de lokomotifi olabilir. İşte bu duygu ve düşüncelerle Türk iş dünyası Diyarbakır’da ortak aklın ve ortak gelecek vizyonu ile bir araya getirmek istedik.”

TÜSİAD, “OHAL FETÖ, DEAŞ, PKK’nin ekmeğine yağ sürüyor, PKK silah bıraksın, OHAL kaldırılsın, (ABD ekseninden-bn) diyalog filan olsun, daha fazla katma değer (sömürü-bn) ve yabancı yatırım çekmek için mutabakat ve istikrar ortamı yaratılsın” diyor.

AKP’li Gümrük ve Ticaret bakanı ise, “Diyarbakır’a 376 yatırımcı buraya yatırım yapmak için müracaat etti. İnşallah kısa zamanda Kalkınma Bakanlığı’mız kalkınma bankamız bunları neticelendirir ve bunlar yatırıma dönüştürülür. Biz milletin iradesinin üzerine ipotek konmasını istemiyoruz. Eğer Diyarbakır’a birileri yön verecekse buna terör örgütleri değil, burada yaşayan insanlarımız milletimiz (burjuvazi-bn)yön vermeli” diyor.

Tüm mesele bundan ibaret. Yani 10 yıldır olduğu gibi, Kürt hareketi üzerinde yeniden Kürt burjuvazisi ve liberallerinin hegemonya kurmasını sağlayarak, PKK hegemonyasını tasfiye etme çabasından ibaret.

Kürt ulusal direniş hareketi, ve yalnızca Kürt hareketi değil, Hayır’cı mücadele birikimi ve muhalefet de, faşizm ve neoliberal burjuva mutabakat kıskacına alınarak, TÜSİAD “vizyonu” olarak, aslında tümüyle sermayenin azami birikimi için mutabakata, yani neoliberal sermayeye teslim olmaya bağlanmış “özgürlük, demokrasi, çoğulculuk, hukuk, özgür medya ve internet ortamı” vb ucu koklatılarak, bir beklenti mühendisliği yapılıyor.

TÜSİAD’ın yaptığı bir şey varsa, o da referandum sonrası AKP ve Erdoğan’ın hem hayır karşısında, hem de dış politika hem de kendi içindeki klikler çatışmasıyla artan sıkışmasını, Türkiye ve Kürt muhalefetini de liberal vaat ve beklenti söylemlerine yedekleyerek, kendi güç, pay ve sömürüsünü artıracak biçimde değerlendirmekten ibarettir.

Tabii ABD ve AB gibi daha büyük güçler de var işin arka planında. Erdoğan’ın ABD ziyaretinden sonra yapacağı açıklama ve çizilecek programa bir zemin de oluşturuluyormuş gibi görünüyor.

Biz bu filmi görmüştük!

Bu bayat filmin, reformist solda şimdiden beklenti yaratması, “TÜSİAD sesini yükseltti, eleştiri dozunu yükseltti, TÜSİAD Kürt sorununda çözüm istiyor, diyalog istedi, TÜSİAD’ın Atatürk hassasiyeti, Özgürlük zamanı, Özgür medya şart, Hürriyet yazarları YPG ile işbirliği yapılsın dedi…” gibi başlık ve arabaşlıklarla verilmesi ise, orta sınıf reformist solun yaşadıklarından hiçbir şey öğrenemediğini gösteriyor. Utanç verici!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*