Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Turnikesiz yaşam, özgür bir dünya! – 3

Turnikesiz yaşam, özgür bir dünya! – 3

Küresel tekelci neoliberal üretim ve dolaşım organizasyonu, ulaşımın genel sermaye birikimi içindeki önemini artırdı. Dahası ulaşımı dev çaplı bir azami kar alanı haline getirdi. Buna karşılık, ulaşımın işçilerin ve kent yoksullarının ağırlaşan çalışma, yaşam ve yönetilme koşullarının da ayrılmaz ve daha bir göze batan bileşeni haline gelmesine yol açtı. Ulaşım ihtiyacı, günde binilen ortalama taşıt sayısı, yolda geçirilen zaman, ulaşıma ödenen meblağlar bir bütün olarak yükselmiştir. Tüm bu nedenlerle, dünya çapında ulaşım mücadeleleri işçilerin ve kent yoksullarının çalışma, yaşam ve yönetilme koşullarına karşı – tümünü kesen- mücadelenin önem kazanan bir halkası geldi. Ulaşım eskiden yerel mücadelelerinin konusu iken, yığınsal, ülke çapında yürütülen sınıfsal-toplumsal militan hareket ve mücadelelerin bir cephesi haline geldi.

Ulaşım mücadeleri büyüyor, rejimleri sarsıyor

Venezüella’da rejimi değiştiren isyan ve ayaklanma dalgalanmaları, kitle ulaşım yetersizliği ve pahalılığından patladı.

Güney Afrika’da siyah işçilerin ihtiyaçlarına yer vermeyen ırkçı ve özel ulaşım sistemine karşı parasız ve eşit ulaşım mücadelesi, Apartheid rejiminin sarsılmasında önemli bir yer tuttu.

Occupy Wall Street hareketi sırasında, ABD’de sendika bürokrasilerinden bağımsız hareket eden metro işçisi komitelerinin desteğiyle, metrolardan parasız fiili geçiş günleri düzenlendi.

Brezilya’nın Gezi’sinin önünü açan “Parasız Geçiş/Ulaşım Hareketi” (Movimento Passe Livre), patlatan da yine son ulaşım zamları oldu. 2006′da kurulan MPL, her yıl ulaşım zamlarına karşı daha kitleselleşen eylemler düzenliyor, davalar açıyor, başlıca mücadele biçimi olarak da kitle ulaşım araçlarına parasız fiili kitlesel giriş eylemleri organize ediyordu. Başlıca sloganı: “Turnikesiz bir hayat, özgür bir dünya!” 2011′de bu sloganla kitlesel gösteriler yapıldı, 2012′de MPL’nin başını çektiği “Otobüs-metro İsyanı” olarak adlandırılan yığınsal eylem dalgaları gerçekleştirildi. Tepki yalnız ulaşım zamlarına değil, özellikle belediyelerin çalıştığı taşeron otobüs firmalarının parasız ulaşım hakkına sahip yoksullara, yaşlılara kötü müamelesinden, yoksul mahallelerine sefer yapmaması ve durakları es geçmesinden, daha çok iş çıkarmak için otobüslerin aşırı hızlı kullanılması nedeniyle yol açtığı yaya ve yolcu ölüm ve yaralanmalarından kaynaklanıyordu. Öyleki bir kadın işçi, neden eylemlere katıldığını şöyle anlatıyordu: “Her gün bizim mahallenin durağında durması için şöföre yalvarmak zorunda kalıyordum.” 2013 Martı’nda yine bir ulaşım zammına karşı yığınsal çatışmalı sokak gösterileri oldu. Mahkemenin zammı geri çekmesine karşın Mayıs sonunda hükümetin aynı zammı yine dayatmaya kalkışması üzerine bu kez gösteriler “bilet fiyatlarını indirmezseniz bütün şehri durdururuz” sloganıyla muazzam yaygınlaştı ve diğer sınıfsal-toplumsal öfke birikimi ve taleplerle kaynaşıp milyonlara genişledi.

Avrupa’da da Fransa, İspanya, İtalya başta olmak üzere parasız, turnikesiz ulaşım hareketleri, bir tür parasız geçiş sosyal sigorta fonu da oluşturuyorlar. Bu gayrı-resmi sosyal sigortaya ayda 10-20 euro ödeyenin, parasız geçmeye çalışırken yakalandığında 200 euroluk cezası, kolektif fon/sigorta tarafından ödeniyor.

Dünya çapında ulaşım-taşımacılık işçilerinin eylem ve örgütlenmesi, sınıf mücadelesinin yüksek gerilim hatlarından birini ortaya koyuyor. Şehir içi ulaşım işçileri ise taşeronlaştırma, özelleştirme gibi uygulamalarla zayıflatılmasına karşın, metro, otobüs, taksi sürücülerinin grev ve blokajları daha sık yaşanıyor. Yunanistan’da metro işçilerinin grev yasağına karşın sayısız fiili grevi, ve her grevleri zorla bastırılmasına karşın militan mücadeleleri, Çin’de metro, otobüs, taksi sürücülerinin eylem dalgaları yalnızca birkaç örnek.

Dünya çapında yaygınlaşan ve yığınsallaşan ulaşım hareket ve mücadelelerinde, “seyahat özgürlüğü” kavramı pek itibar görmüyor. Bunun nedeni “seyahat özgürlüğü”nün burjuva liberal insan hakları beyannamesinde özel mülkiyet ile tanımlı olması, neoliberal rejimlerde ise düpedüz parası olanın ve sermayenin “seyahat özgürlüğü” olarak tanımlanması, ve dahası GATTS hükümleri vb gereğince, kamu ve kitle taşımacılığını “seyahat özgürlüğü”ne engel sayıp ulaşımın otoyollaştırılması ve özelleştirilmesini “seyahat özgürlüğü”nün gereği olarak koşullaması! Bunun yerine parasız, biletsiz, turnikesiz ulaşım hakkı/özgürlüğü gibi kavramlar, doğrudan bağıntılı olduğu çalışma hakkı, eğitim ve sağlık hakkı, sosyal siyasal kültürel yaşama aktif ve kendi isterleri çerçevesinde katılım hakkı, şehir hakkı gibi istemler bütünlüğüyle birlikte kullanılıyor. Bizim sosyalist sınıf ekseninden “zamanda mekanda özgürlük” sloganımızın da ulaşım sorun ve mücadeleleriyle doğrudan bağıntısına dikkat edilmelidir.

Türkiye’de ulaşım mücadeleleri henüz yığınsal ve kurumsal bir hareket kazanmış olmasa da, parasız fiili geçiş eylemleri, ulaşım zamlarına karşı eylem ve davalar, üniversite öğrencilerin ulaşım eylemleri, otoyol-köprüye karşı eylemler, trafik cinayetlerine karşı üst geçit eylemleri, protest bisiklet grupları ve eylemleri.. nin toplamda bir damar yaratmaya başladığı söylenebilir.

Ne var ki tüm ulaşım yaklaşımlarını raylı sistemler üzerine kuranların, şimdi AKP yerel seçim kampanyasına raylı sistemler/metro üzerinden başlayınca ne yapacağını bilemez hale gelmesi ironiktir! Şunlar önem kazanmaktadır:

Ulaşım hakkı, istemler

Raylı toplu taşımacılık sistemlerinin karayolu ve otomobile yama gibi yapılması değil, kesinkes ulaşımın temeli haline gelmesi (ki bu da bir zihniyet ve sistem sorunudur!). Karayolu, otoyol vb yapımının asgariye indirilmesi ve özel kitleler tarafından denetlenecek özel şartlara bağlanması (doğaya, emekçi yerleşimlerine zarar vermeme gibi.) Fosil yakıt ve otomobil patronlarına çevre kirletme düzeyiyle artan oranlı vergiler konulması, otomobillerin üzerine “otomobil sağlığa ve doğaya zararlıdır” yazılması. Tüm ulaşım sisteminde ve semtlerde bisiklet ve yayalara öncelik verecek düzenlemelerin yapılmasının zorunlu tutulması. Toplu taşımacılık sistemlerinin ücretli kölelerin sermayeye ve kar realizasyonuna köleliğini pekiştiren değil, asıl işçiler, işçi yerleşimleri arasındaki bağlarını geliştiren biçimde tasarlanması. Raylı sistemlerin ve toplu taşımacılığın kesinkes -tüm işçiler, işsizler, emekçi kadınlar, kent yoksulları, engelliler, yaşlılar, çocuklar, öğrenciler için- parasız olması. Tüm işçiler için, işe geliş gidiş sürelerinin de çalışma süresi sayılması. Ulaşım sisteminde iki kat ezilen kesimlerin, kadınların, kürtlerin, engellilerin özgül istem ve ihtiyaçlarının tüm çevreleyen koşulları ile birlikte gözetilmesi. Kent çapında ve yerel ulaşım sistemlerinin yapımı, türü, biçimi, güzargahı, istasyon ve durakların yerleri, kullanımı dahil ilgili kent işçileri ve yoksullarının bilgilendirilme, söz, karar hakkı. Her türlü toplu taşımacılık faaliyeti ve işçiliğinden özelleştirme ve taşeronlaştırma kaldırılmalı. Ulaşım işçilerine sosyal güvence ve sendika, belli ulaşım sistemlerini düzenli olarak kullanan yolcuların örgütlenmesi ve söz ve karar hakkına sahip olması. Yolcuların ve yayaların sağlık ve can güvenliği için her türlü önlemin alınması, aksi halde belediye yöneticileri ve hükümetin birinci dereceden sorumlu olması. Kitle ulaşım sistemleri çerçevesinde yolcuların kimliğine, diline, yaşam tarzına kesinlikle müdahale edilmemesi. Ulaşım sistemlerinden özel güvenlik, turnike, mobeselerin kaldırılması. Valilik, polis ya da her hangi bir makamın, kitle eylemlerini veya toplantılarını engellemek için ulaşım sistemlerini durdurma yetki veya keyfiliklerinin kaldırılması. Metropollerde ortalama bir işçinin günde en az 1.5-2 saatini yolda geçirmesi, ulaşımın basitçe bir “taşımacılık işi” olmakla kalmadığını, toplumsal-bireysel yaşamın ayrılmaz bir bileşeni haline geldiğini gösterir; bu nedenle ulaşım sistemlerindeki her türlü eziyet ve sıkışıklığın kaldırılmakla kalmaması, bu sürenin milyonlarca işçi, öğrenci açısından olabildiğince yararlı, keyifli geçirilmesine yönelik etkinlik ve faaliyetlerin yaygınlaştırılması: Yolcular arası (birbirini tanımayanlar dahil) sohbet ve forumlar, kitap ve gazete okuma, metro müzisyen ve şarkıcıları, tiyatrocuları, internet… Yanısıra reklam panoları ve mobeseler yerine kent, ulaşım ve diğer konularda bilgilendirme, sanat pano ve yayınları…

Yukarıdaki istemlerin bazıları abartılı gelebilir. Ancak geleneksel dar talep ve mücadele biçimlerinin ötesine geçen iki ilkeye dayanır: Birincisi, “Movimento Passe Livre” ve Gezi gibi sınıfsal-toplumsal hareketlerden öğrendiğimiz gibi, salt protesto ve bir yerlerden istemeye değil, doğrudan eylem ve fiili mücadele ve uygulama biçimlerine dayanmasıdır. İkincisi de, parasız toplu ulaşım, raylı sistem istemenin ötesinde, yeni bir toplumsallaşma biçiminin, yeni bir yaşam ihtiyacının ipuçlarını taşır. Örneğin kitle taşıma sistemlerinin, metroların, istasyonların hele ki yolcuların hemen tamamının işçi, öğrenci olduğu iş gidiş geliş saatlerinde, dayanışma paylaşım, forum, etkinlik, söz, karar, örgütlenme için müşterek alanlara çevrilmesi bunlar arasındadır.

Günümüzde ulaşım sorununda parasız, turnikesiz raylı hızlı toplu taşıma sistemleri talebi öne çıkmaktadır. Otoyola, otomobile değil raylı sistemlere bütçe, parasız güvenli toplu taşımacılık istem ve mücadelelerine özel bir önem vermeliyiz. Fakat kapitalizmde işçiler için toplu taşımacılığın, parasız olsa dahi, sermayenin sömürüsüne emekgücü, piyasaya tüketici taşıma mantalitesinin değişmeyeceğini de görmeliyiz. Bu yüzden ulaşım hakkını yalnızca ve basitçe, ulaşım sistemlerine bireysel ya da toplu erişim hakkından ibaret göremeyiz. Kimin için, hangi sınıf için ulaşım, diye sormalıyız. İşçinin ulaşıp ulaşabileceği işyeri ve emekgücünü meta olarak yeniden üretme mekanları olarak ev ve AVM vb olduktan sonra, bunun işçiler için değil sermaye için ulaşım olduğu çok açıktır. Günümüzde şehir içi, ulasal, küresel bölgesel çok modlu entegre ulaşım sistemleri tüm dünyayı insanın ayakları altına sermekle birlikte, kapitalizmde yalnızca tüm dünyayı ve emekgücünü sermayenin ayaklarının altında daha fazla tahrip olanağı vermekten başka bir işe yaramamaktadır. Bu yüzden ulaşım/hareket özgürlüğü zamanda mekanda özgürlüğün çok temel bir halkasını oluşturur, ve tümü sermaye egemenliğinin yıkılmasına bağlanır. Ulaşım hakkı da, kimin için, neye nasıl ulaşım? Sorusunu da kapsar hale gelir. Yaşamı her gün birlikte üretenlerin yeni ve özgür bir yaşamı da kurmak için birbirlerine ulaşma hakkı ise, o zaman işçiler için ulaşım hakkı, sermayeyi yıkarak kendileri için yeni ve daha yüksek bir ulaşım sistemini kurma hakkını da içerir.

Söze Brecht’in “Okumuş bir işçi soruyor” şiiriyle başlamıştık. Yine Brecht’in sosyalist Moskova metrosunun yapılış ve açılışı ile ilgili şiiri ile bitirelim.

Moskovalı İşçilerin 1935′te Metroya Sahip Oluşları

Duyduk ki: Seksen bin işçi yapmış metroyu, birçoğu günlük işlerinden sonra,
çoğunlukla geceleri sabahlara dek.
O yıl boyunca hep delikanlıların ve kızların güle oynaya
tünellerden çıktıkları görülürmüş
harca batmış ter içindeki iş giysilerini göstererek gururla.
Aşılmış bütün engeller-
yeraltı suları, çok katlı yapıların basıncı,
dayanıksız büyük toprak yığınları-.
Süslemek için kaçınılmamış hiçbir çabadan,
en iyi mermer getirilmiş uzaklardan, en güzel ağaçlar
işlenmiş özene bezene.
Güzelim vagonlar adeta çıt çıkarmadan
kaymaya başlamışlar
gün gibi aydınlık tünellerde:
Titiz müşteriler için her şeyin en iyisi.

Şimdi, demiryolu en üstün planlara uyularak yapıldıktan
sonra
sahipleri geldi onu görmeye ve binmeye.
O insanlardı onlar, onu yapanlardı.
Binlercesi oradaydı, dolaşıyorlar
ve inceliyorlardı dev istasyonları.
Trenlerle büyük kalabalıklar geçiyordu bu ara,
yüzleri istasyonlara dönük-
erkekler, kadınlar, çocuklar ve kır sakallılar-
sevinçten pırıl pırıldı yüzleri, tiyatrodaymışlar gibi,
çünkü farklı yapılmıştı istasyonların hepsi,
hepsi başka taştan, başka biçimde;
ışık da her seferinde geliyordu başka kaynaktan.
Sevinçli bir itiş kakışla arkaya itiliyordu her trene binen,
çünkü istasyonlar en iyi
görülebiliyordu önceki yerlerden.
Çocuklar yukarı kaldırılıyordu her istasyonda.
Yolcular her fırsatta dışarı taşıp
sevinçli bir titizlikle inceliyorlardı bitirilen işi,
sütunları elliyorlar ve parlaklıklarına bakıyorlardı,
ayak burunlarını sürtüyorlardı taş döşemeye
anlamak için taşların düzgünce yerlerine oturup
oturmadığını

Sonra vagonlara doluşup yeniden
duvar kaplamalarını inceleyip parmaklarını sürüyorlardı
camlara.
Erkekler ve kadınlar işaret ediyorlardı durmadan-
doğru olup olmadığında biraz duraksayarak-
çalıştıkları yerleri:
Ellerinin izini taşıyordu taşlar.
Her yüz görülebiliyordu açıkça,
çünkü çok ışık vardı,
lamba çoktu, gördüğüm herhangi bir demiryolundan
çok daha fazla.
Tüneller de apaydınlıktı,
karanlıkta kalmamıştı emeğin bir karışı bile.
Ve tek bir yıl içinde yapılmıştı tüm bunlar,
ve dünyada başka hiçbir demiryolu yapımında
bu kadar çok işçi çalışmamıştı.
Ve dünyada başka hiçbir demiryolunun bu kadar çok
sahibi olmamıştı
Çünkü bu yapı harikası, bunca kentte bunca zamandır
kendinden önceki hiçbir yapının görmediği şeyi gördü:
Yapının işçileriydi yapının sahipleri.

Emeğin tüm meyvalarının emek dökenlere düştüğü
nerede görülmüştü?
Bir yapıdan, onu yapanların kovulmadıkları
nerede görülmüştü?
Onları vagonlarımıza giderken gördüğümüzde,
kendi eserleri olan vagonlarda,
hemen anımsadık:
Klasik yazarların bir vakitler hop oturup hop kalkarak
önceden gördükleri o büyük tablo buydu.

Bertolt Brecht

1935′te sosyalist işçilerin, komsomolun, gönüllü emek seferberliği ile yapılan, her istasyonunda onu yapan kolektif emeğe, komsomola dair anıtlar, levhalar, sanat eserleri olan Moskova metrosunun, halen dünyanın en güzel, en estetik, en kullanışlı metrosu olduğu söylenir. Çünkü o, onu yapanlarındı! Bunun yanında, İBB’nin 10 yıldır halen kağnı hızıyla ilerleyen, insandan çok patates çuvalı taşımak için yapılmışa benzeyen, ve asıl onu yapanların -çoğu Kürt taşeron işçiler- çoğunun kullanamayacağı ya da ancak ateş pahasına bir köşesine büzülerek binebileceği, daha geçtiğimiz aylarda metroya parasız binmeye çalıştığı için 17 yaşındaki işçi bir çocuğu önce 5, sonra 30 özel güvenlik görevlisi ve sivil polisin kan revan içinde bırakıp hastanelik ettiği İstanbul metrosuna, ancak kapitalizmin ve Erdoğan ve Topbaş gibilerin anıtsal cüceliği adına bir levha dikilebilir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*