Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Turnikeleri Açın, Plaza İşçileri Geçecek!

Turnikeleri Açın, Plaza İşçileri Geçecek!

Plaza Eylem Platformu, beyaz yakalı işçileri, hemen banka önünde direniş çadırına değil ama “Bu sistemde kafayı serin tutarak birbirimizin kafasını ezmeden de başarılı olabiliriz” diyerek örgütlü mücadeleye çağırıyor.


Anne bizim de işçi olarak sorunlarımız var.
– Aa kızım sen işçi misin, bankacısın.

“İlkokuldan beri işçi değil, bankacı, mühendis olalım diye okuyoruz. Ama bazılarımız toplu iş sözleşme hakkı olan sendikalı mavi yakalı işçiden bile daha güvencesiz koşullarda çalışıyor.”
Plaza Eylem Platformu (PEP) üyeleri, hem kendilerini hem de toplumun onları nasıl gördüğünü böyle anlatıyor.

Taksim‘de haftada bir yaptıkları toplantı öncesinde PEP üyesi beş kişi ile buluştuk. İsimlerini İnsan Kaynakları’nın kulağına gitmesin diye gizli tutuyoruz. Yoksa hemen kapının önüne bir ambulans çağrılıp, işten çıkarılabilirler. Çünkü söylediklerine gore bir ambulans modası başlamış; işten çıkarmalarda sinir krizi geçirenlere anında müdahale için kapıda bekliyor. Yani aslında içeride kalanlara “sus, işini yap, sonun böyle olur” mesajı verildiğini söylüyorlar.

PEP, üç sene önce IBM‘deki işten çıkarmalarda örgütlenen sigortacı, bankacı ve araştırma şirketi işçilerinden oluşuyor ama kapıları tüm plaza işçilerine açık.

Peki PEP nasıl bir ihtiyaçtan doğdu ve neler yapıyorlar.
PEP, plazalarda çalışan beyaz yakalı işçilerin, rekabet, mobbing, stres, performans baskısı, güvencesiz / esnek çalışma gibi ortak sorunları etrafında birlikte mücadele etmek için oluşturulmuş bir platform.

İçlerinden biri hemen araya girip, en sinir olduğu şeyi anlatıyor:
“En sinir olduğum insanların gelip, madem sistemi eleştiriyorsun o zaman neden bankada çalışıyorsun demesi. Hepimiz üniversite bitiridik ama kendi işimizi kuracak paramız yok. Sigortalı bir işte çalışıp para kazanmak zorundayız. Böyle olunca sisteme yaltaklık mı ediyoruz?”

“Devrimci” dil beyaz yakalıyı ürkütüyor.

PEP’liler ilk adımın çalışan/personel değil, işçi olduğunu kabul etmekle başladığını ancak bunun beyaz yakalılar için hiç de kolay olmadığını söylüyor.

Bu yüzden en başlarda şirket tarzına uygun “happy hours” tarzı geceler düzenlemişler. Bildirilerinde asla sendikaların kullandığı “devrimci” dili kullanmıyorlar; çünkü bu herkesi ürkütüyor. Şimdi yeni insanlarla sosyal medya üzerinden tanışıyorlar.
Aslında PEP’liler hayatlarının hiçbir döneminde örgütlü mücadele yürütmemiş. Şimdi Maslak’ta plazaların arasında bildiri dağıtmanın yanında, meslektaşlarına psikolojik, hukuki destek sağlıyor ve deneyim atölyeleri yapıyorlar.
Amaç, “Ben mi deliriyorum yoksa sistem mi” diyenlere bu sorunların kişinin kendisi ya da patronundan değil, sistemden kaynaklı olduğunu göstermek.

“Gizlilik” konulu atölye ile başlamışlar çünkü beyaz yakalıların, yaşam koşullarını, siyasi kimliğini, maaşını gizlemek zorunda bırakıldığını bunun da içe kapanmaya ve güvensizliğe neden olduğunu söylüyorlar. Bununla baş etmenin yolu önce arkadaşlarına güvenmek ve kolektif biçimde hareket etmek.
“Madem sistem böyle, biz kübik masalarda, her an izlenerek, davranışlarımızın bile performans ölçümüne girdiği, işten atılma korkusu altında, rekabet için başkasını ezmemizin beklendiği bir sistemde çalışmak zorundayız, o zaman nasıl birbirimizin üstüne basmadan insanca çalışabiliriz, bunu düşünelim. Birçok arkadaş gibi antidepresan kullanmak zorunda değiliz.”

“Mavi yakalılarla yan yana duruyoruz”

PEP’liler, sendikaların pek de etkili olmadığı bankalarda toplu işten çıkarmaların yaşanacağı önümüzdeki günlerde banka önlerinde direniş çadırları kurmanın şimdilik olanaksız olduğunu biliyor ama bir departmanda iki PEP’linin olmasının bile çok şeyi değiştirebildiğini söylüyorlar.

“Bir arkadaşımızı çıkaracaklardı; normalde böyle durumlarda herkes kabuğuna çekilir ve ‘aman ortam gergin ben susayım’ der. Biz yöneticiyle haftalarca bu arkadaşı çıkarmaması için konuştuk; hatta o giderse biz de gideriz dedik. Zor oldu ama başardık.”
Bu arada tüm mavi yakalı işçi direnişlerine desteğe gidip, “Sizinle yan yana durmak için buradayız. Çünkü kafa gücü, kol gücü ayrımı da sistemin yarattığı suni bir ayrıştırmadır” diyor; iki senedir 1 Mayıs’ta yürüyorlar.

Haklarını bilmediklerini söyledikleri meslektaşlarına sesleniyorlar: “İşten çıkarılırken sakın şirkete dava açmama garantisi veren sözleşmeleri imzalamayın. Haklarınızı öğrenin.”

Son olarak ekliyorlar; “Sanılmasın ki biz dayanışma içindeyiz diye, işlerinde başarısız insanlarız, hayır. Sadece kafayı serin tutarak, başkasının kafasını ezmeden işimizi yapmaya çalışıyoruz.”

Nilay VARDAR
nilay@bianet.org

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*