Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Türkiye-İsrail geriliminin bir yüzü: Güney Kıbrıs açıklarındaki enerji kaynakları

Türkiye-İsrail geriliminin bir yüzü: Güney Kıbrıs açıklarındaki enerji kaynakları

Türkiye burjuvazisi ve hükümetinin İsrail’le kontrollü gerilim politikasının nedenlerinden biri de Doğu Akdeniz ve Kıbrıs çevresinde deniz altında bulunan zengin petrol ve doğal gaz yatakları oluşturuyor. En son Kıbrıs Cumhuriyeti (Güney Kıbrıs) geçen yıl mayıs ayında, deniz altında 100 milyar metreküplük bir doğal gaz yatağı bulunduğunu ve çıkarmak için “Münhasır Ekonomik Bölge” anlaşmaları çerçevesinde İsrail ile 2 milyar dolarlık bir yatırım sözleşmesi sürecinde olduğunu ilan etmişti.

“Münhasır Ekonomik Bölgeler” ülkeler arasındaki anlaşmalara bağlı olarak yapılıyor. Güney Kıbrıs İsrail ile doğal gaz, petrol çıkarma anlaşmalarına yönelirken KKTC’nin uluslararası olarak tanınmaması ve bu nedenle Türkiye’nin “Münhasır Ekonomik Bölge” anlaşmaları ve Kıbrıs çevresinde zengin doğal gaz ve petrol kaynaklarının paylaşımının dışında kalması, Türkiye burjuvazisini geren nedenlerden biri.

İsrail ise Türkiye devleti arasındaki gerilimin başgösterdiği son dönemlerde Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile ilişkilerini derinleştirmeye ve Güney Kıbrıs’ın çevresindeki doğal gaz ve petrol yatakları çerçevesinde “Münhasır Ekonomik Bölge” anlaşmaları yapmaya yönelmişti. Bu Doğu Akdeniz ve Kıbrıs çevresinde keşfedilen enerji kaynakları çevresinde gerilimi fiilen tırmandırmış, Yunanistan ve Güney Kıbrıs basınında “Türkiye’nin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin enerji kaynakları konusunda İsrail’le yapacağı anlaşmaları ve yatırımları savaş nedeni sayacağı gibi açık ve örtük tehditlerde bulunduğu” yolunda haberler yer almıştı.

Türkiye burjuvazisi ve hükümetinin İsrail ile diplomatik-siyasi kontrollü gerilim politikasını yeniden tırmandırmasının, Güney Kıbrıs’ın İsrail ile doğal gaz anlaşmasını resmileştirdiği günlere denk gelmesi raslantı olmasa gerek. Nitekim Türkiye burjuva medyasının manşetlerinde de İsrail’e karşı gerilim sorunu Doğu Akdeniz ve Kıbrıs çevresindeki enerji kaynakları ve İsrail-Güney Kıbrıs anlaşmaları, “Münhasır Ekonomik Bölge” ve paylaşım anlaşmaları konusuyla birlikte ele alınıyor.

Doğu Akdeniz’de MEB Paylaşımı: Güney Kıbrıs-İsrail Örneği
BİLGESAM, Ahmet Cemal ERTÜRK
10 Mayıs 2011

Doğu Akdeniz Bölgesi yapısı itibarı ile birçok ülkenin kıyı şeridini içinde barındıran bir bölgedir. Kıyı devletlerinin çokluğu bölgenin ekonomik hareketliliğini artıran bir unsur olmasına rağmen, bölge ülkeleri arasında zaman zaman ortaya çıkan uyuşmazlıklara da neden olmaktadır. Son dönemde gündeme gelen yetki alanı uyuşmazlıkları da bunlardan bir tanesidir.

Kıbrıs adasının çevresinde bulunan zengin petrol ve doğalgaz yatakları, bölge ülkelerini bu çevrenin zenginliklerinden yararlanmak amacıyla kaynakları paylaşmaya itmiştir. Özellikle yakın zamanda başta Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) olmak üzere pek çok ülke Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) anlaşmaları imzalamış ve bu kapsamda ülkeler arasında stratejik birliktelikler başlamıştır. Türkiye ise bu stratejik ortaklıkların dışında bırakılmıştır.

Bu çalışmada; bölgede imzalanan veya görüşmeleri devam eden Münhasır Ekonomik Bölge antlaşmaları hakkında detaylı bilgi verilecektir. GKRY-İsrail arasında imzalanan antlaşma yapısı ve boyutu itibarı ile daha detaylı olarak incelenecektir. Ayrıca, Münhasır Ekonomik Bölge kavramının tanımı ve imza edilen antlaşmaların bölge ülkelerince nasıl değerlendirildiği özetlenecektir.

Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) nedir?

MEB, 1982 yılında imzalanan Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 55’ten 60’a kadar olan maddelerinde açıklanmıştır. Bu maddelere göre özetleyecek olursak MEB; 200 deniz mili boyunca ülkelere canlı ve cansız doğal kaynakların araştırılması ve işletilmesi, denize ilişkin genel araştırma yapma hakkı, deniz üzerine tesis inşa etme, denizaltı kabloları ve petrol boruları döşeme serbestliği tanıyan hukuki bir kavramdır. (1) “Kıta Sahanlığı” daha jeopolitik bir anlam taşırken, Münhasır Ekonomik Bölge kavramı daha çok ekonomik ve hukuksal bir anlama sahiptir.

Münhasır Ekonomik Bölge kavramının ortaya çıkmasındaki en büyük neden kıta sahanlığı kavramının bazı devletlerin ihtiyacını karşılayamaz hale gelmesidir. Münhasır Ekonomik Bölge kavramının kıta sahanlığı kavramından daha geniş bir uygulama alanı vardır. Bu nedenle ülkeler genelde kıta sahanlığı yerine MEB kavramının üzerine yoğunlaşmaktadır. (2)

Münhasır Ekonomik Bölge’nin uygulamasında en sık karşılaşılan sorun coğrafi kısıtlamalardır. Zira dünya düz bir şekle sahip olmadığından, ülkelere ait olan 200 mil sınırı birbiri ile çakışmaktadır. Özellikle Doğu Akdeniz bölgesi içerisinde bu tür sorunlar yaşanmaktadır. Örnek verecek olursak; Türkiye ile Mısır’ın, Suriye ile Lübnan’ın MEB’leri iç içe geçmiştir. (3) Bu sorunlar genel olarak ülkelerin birbirleri arasında imzaladığı Münhasır Ekonomik Bölge Antlaşmaları ile düzenlenip çözümlenmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti, 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni (BMDHS) imzalamamış ve taraf olmamıştır. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti Münhasır Ekonomik Bölge kavramına da taraf değildir. (4)

Yetki Alanı Uyuşmazlıklarının Nedenleri

Yukarıda belirtilmiş olduğu üzere, Doğu Akdeniz Bölgesi’nde yaşanan yetki alanı uyuşmazlıklarının ana nedeni Münhasır Ekonomik Bölgelerin iç içe geçmiş olması ve Akdeniz’in kapalı bir deniz olması yüzünden MEB sınırları arasında taşmalar meydana gelmesidir.

Bu ana neden haricinde birkaç hukuksal ve bölgesel özelliği de uyuşmazlık sebeplerine ekleyebiliriz. Bunlar; uluslararası hukuk kurallarının geçirdiği değişim, bölgenin karmaşık siyasi coğrafyası, bölge ülkeleri arasında çatışan menfaatler ve bölgede bulunan petrolün ve doğal gazın paylaşılması sorunudur. (5)

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) durumu ise yine farklı bir uyuşmazlık nedenidir. KKTC uluslararası arenadaki tanınırlığı tartışılmakta olduğu için Münhasır Ekonomik Bölge konularındaki hakları da doğal olarak tartışma konusudur. Buna rağmen Türkiye Dışişleri Bakanlığı GKRY’nin adadaki tek otorite olmadığını ve bu şekilde davranarak KKTC’nin haklarını hiçe saydığını ifade etmiştir. (6)

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi-İsrail MEB Antlaşması

GKRY ve İsrail arasında 17 Aralık 2010 günü imzalanan MEB Antlaşması bölge ülkeleri arasında imzalanan bütün deniz antlaşmaları ele alındığında Türkiye için özel önem arz etmektedir. Dış siyasette bu iki ülke ile yaşanan sorunlar, Türkiye’nin bu birlikteliğe daha fazla önem vermesine yol açmıştır.

Öncelikle antlaşma iki ülke arasındaki deniz sınırını belirlemiştir. Bunun haricinde iki ülkenin deniz sınırlarını kapsayan bölgede enerji kaynaklarını araştırmanın önünü açmış, deyim yerindeyse bir ekonomik bölge oluşturulmuştur. (7) Antlaşma, Doğu Akdeniz bölgesindeki jeopolitik ve jeoekonomik dengelerin yeniden düzenlenmesi konusunda da önem taşımaktadır. (8)

Ayrıca, GKRY ile yapılan deniz bölgelerine ilişkin MEB antlaşmasının Rum Yönetimi’ni bölgede söz sahibi yaptığı iddia edilmektedir. (9) GKRY-İsrail ilişkileri de antlaşma ile birlikte daha da ilerlemiştir. GKRY’de bulunan İsrail Elçiliği antlaşmanın hemen sonrasında yaptığı açıklamada; yapılan MEB antlaşmasının iki ülke arasındaki ilişkileri kuvvetlendireceğini belirtmiştir. (10) İleriye giden GKRY-İsrail ilişkilerinin aksine, hali hazırda diken üstünde yürüyen Türkiye-İsrail ilişkilerinde var olan çatlağın ise daha da derinleştiği söylenmektedir. (11)

GKRY-İsrail arasında imzalanan MEB antlaşması kısa süre içerisinde iki ülkeyi de bölgedeki petrol ve doğal gazı arama konusunda harekete geçirmiştir. İsrail’in MEB’i içerisindeki “Leviathan” adı verilen deniz parseli üzerinde, İsrail’e ait iki adet sondaj makinesi doğalgaz arama çalışmalarına başlamıştır. Ayrıca, doğal gazın yanı sıra petrolün de bu parsel üzerinde var olup olamayacağı da araştırılmaktadır. (12)

GKRY-İsrail MEB Antlaşmasının Yankıları

GKRY-İsrail arasında yapılan MEB antlaşması ile paylaştırılan bölge Türkiye için jeopolitik önem arz etmektedir. Bölgede çok büyük doğal gaz yataklarının olduğu iddia edilmektedir. Bu yatakların bulunması halinde Avrupa Birliği’nin (AB) enerji güvenliği ile ilgili politikalarının Akdeniz’deki MEB alanlarına kayacağı düşünülmektedir. AB politikalarının bu bölgeye yoğunlaşma ihtimali ve bölgenin zengin doğal gaz kaynaklarına sahip olduğu düşüncesi bölgeyi cazip kılan diğer özelliklerdir. Buna ek olarak, antlaşmanın Türkiye’nin stratejik önemini erozyona uğratabilme tehlikesi de vardır. (13)

Bu bağlamda, Türkiye yapılan bu antlaşmaya Dışişleri Bakanlığı vasıtası ile tepki göstermiştir. Dışişleri Bakanlığı’nın yaptığı açıklamada; antlaşmanın endişe verici olduğunu ve imzalanırsa KKTC’nin haklarını ihlal edeceği ve müzakereleri olumsuz yönde etkileyeceği söylenmiştir. Bakanlık, Türkiye’nin antlaşmaya dâhil olan sınırlarda bir hak iddiası olmadığını fakat olaya Kıbrıs sorunu ekseninde yaklaştığını belirtmiştir. Buna ek olarak, antlaşmanın Kıbrıs Türklerinin varlığını yok saymaya çalıştığı, GKRY’nin adanın tek hâkimi olduğunu kanıtlamaya yönelik olan hamlelerinden biri olduğu anlatılmıştır. (14) Ayrıca, İsrail Ankara Büyükelçisi Gaby Levi anlaşma üzerine Dışişleri Bakanlığı tarafından uyarılmıştır. (15)

KKTC cephesi de olaya Türkiye’ye benzer bir tutum ile yaklaşmıştır. Antlaşmanın kabul edilmemesinin yanı sıra, dönemin Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafları uyarmış ve imza edilmesi halinde bölgede tehlikeli durumları meydana getirebileceği söylenmiştir. Bu tarz antlaşmaların, aynı zamanda Kıbrıs sorununun çözümüne zarar verdiği belirtilmiştir. Son olarak, Birleşmiş Milletler’den Kıbrıs’ta yeni bir oluşum ortaya çıkıncaya kadar GKRY’ne bu biçimde antlaşmalar yapmaması için ısrar etmesi istenmiştir. (16)

Antlaşmayı imzalayan taraflar ise Türkiye ve KKTC’den gelen bu eleştirilere sert tepki göstermişlerdir. GKRY yönetimi kendi ülkelerinin ulusal egemenliğinin başka ülkeleri ilgilendirmediğini ve egemenlik haklarının kendilerine sunduğu avantajları en iyi şekilde kullanacaklarını açıklamışlardır. İsrail ise Türkiye’nin itirazlarını reddetmiş ve Ankara’nın sözleşmede söz sahibi olamayacağının altını çizmiştir. (17)

Bölgede İmzalanan Diğer MEB Antlaşmaları

Doğu Akdeniz bölgesinde GKRY-İsrail arasında imzalanan MEB antlaşması haricinde imza edilen, onay bekleyen veya taslak halinde olan diğer antlaşmalarda da GKRY taraflardan biri olarak dikkat çekmektedir. Bölgenin tam ortasında yer alması ve petrol/doğal gaz yataklarına yakınlığı GKRY’nin imzalanan antlaşmalarda sürekli taraf olmasını açıklamaktadır.

GKRY’nin taraf olduğu bu antlaşmalardan bir tanesi Mısır ile yapılmış olan MEB antlaşmasıdır. Mısır Türkiye ile birlikte Akdeniz’de kıyı şeridi en uzun olan ülkelerden biridir. GKRY ve Mısır arasındaki MEB antlaşması 17 Şubat 2003’te imzalanmıştır. 2004 yılında ise Birleşmiş Milletler tarafından tescil edilmiştir. (18)

Bir diğer antlaşma ise Lübnan ile imza edilmiştir. GKRY ve Lübnan arasında varılan bu ortaklığın resmiyet kazandığı tarih ise 17 Ocak 2007’dir. Antlaşma 4 yıl önce imzalanmış olsa da Lübnan tarafından halen onaylanmamıştır. MEB Antlaşması’nın halen onaylanmamış olmasında Türkiye’nin Lübnan’a antlaşmanın imzalanması nedeniyle gösterdiği tepkinin önemli olduğu söylenmektedir. (19)

İmzalanan antlaşmalar dışında hali hazırda imzalanmamış fakat gündemde olan MEB Antlaşmaları da bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi gelecekte imzalanabilecek GKRY-Suriye MEB Antlaşmasıdır. GKRY, İsrail ile yaptığı antlaşmanın hemen sonrasında Suriye ile de aynı biçimde bir antlaşmanın imza edilebileceğinin sinyallerini vermiştir. (20)

Sonuç

Doğu Akdeniz bölgesi ülkeleri son dönemde hem bölgede ortaya çıkan petrol ve doğal gaz konusunda, hem de hali hazırda var olan hukuksal anlaşmazlıklar nedeniyle bir yetki alanı uyuşmazlığı sorunu ile karşı karşıya kalmışlardır. GKRY’nin başını çektiği birkaç bölge ülkesi ise bu sorunları kendi aralarında imzaladıkları MEB Antlaşmaları ile çözüme kavuşturmuşlardır.

Bu ülkeler kendi aralarında paylaşımlarını yaparken, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin (BMDHS) tarafı olmayan Türkiye’yi dışarıda bırakmışlardır. Ayrıca, uluslararası tanınırlık sorunu ile boğuşan KKTC’yi de yok saymışlardır. Yapılan bu düzenlemelere Türkiye ve KKTC’nin tepkisi sert olmuştur ve antlaşmaları tanımadıklarını açıklamışlardır. Türkiye’nin BMDHS’ne taraf olmadığından, bu bağlamda herhangi bir MEB antlaşmasına da taraf olamayacaktır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*