Anasayfa » DÜNYA » Tükenişe uygun başkanlar dönemi…

Tükenişe uygun başkanlar dönemi…

erdogan-dan-trump-a-davet-once-bize-gel-208777-5ABD başkanlık seçimlerini beklentilerin aksine Trump kazandı. Emperyalist kapitalist sistem açısından çok daha kaotik ve çalkantılı bir döneme girileceğinin işareti olarak okunan bu seçimin ardından geleceğe dönük kaygılar tüm kesimler tarafından dile getirilmeye başlandı. Belirsizlik ve kaos içersinde geleceğini öngöremeyen emekçi kitleler başta olmak üzere, burjuva demokrasilerinden hala umut besleyen kesimler için hayal kırıklığı yaratan bu sonuç ardından kapitalizme dönük eleştirilerin hem artacağını hem de şirazesinden kayarak tıpkı Türkiye’de olduğu gibi kişi eleştirisine dönüşeceğini söyleyebiliriz. Biz soruna üretici güçlerle üretim ilişkileri arasındaki çelişkiden doğarak büyüyen sınıfsal ilişki, karşıtlık ve mücadeleler zemininden ve kişilerin bu zemin üzerinde aldıkları pozisyonları inceleyerek yaklaşmaya çalışacağız.

2008 küresel ekonomik krizi kapitalist üretim ilişkilerinin artık tarihsel ve doğal sınırlarına gelip dayandığını çok açık bier şekilde ilan ediyor artık. 1929 büyük bunalımının ardından kapitalizm tarihinin en uzun süreli ve sonuçları en ağır şekilde ekonomiden, siyasete politikadan toplumsal olan her alana yansıdığı 2008 krizinin etkimeleri bir türlü aşılamıyor. Atılan onca adım, düzenleme ne kapitalizmin azami kar arayışına, ne de azalan kar oranları eğilimine çare üretebiliyor. Olup olabilen şey durgunluk içinde adım adım gerileme ve yeni ve bu defa daha yıkıcı bir küresel ekonomik krizin taşlarını döşemekten öteye gidemiyor.

Üretici güçlerin geldiği gelişmişlik düzeyi yeni bir toplumu çağırır, özel mülkiyet ve buradan türeyen kapitalist meta değer ilişkilerinin tümünün vadesinin geldiğini ilan edip komünizmi bir ihtiyaç olarak ortaya çıkartırken; burjuvazi bu gidişi, bu ihtiyacın işçi sınıfında ete kemiğe bürünmemesi için siyasal gericiliğinin dozunu gün gün yükseltmek, burjuva demokratik kurum ve ilişkileri daha fazla aşındırırken kendi çelişkisinin baskısını yükseltmekte, bastırmaya çalıştığı ihtiyacı büyütmekte, açığa çıkarmaktadır. Krizin toplumsal görüngüsünde büyüyen ihtiyaç ve beklentiler ile bunların burjuva neoliberal demokratik rejimlerce karşılanamamasının getirdiği gerilim hali göze çarpmaktadır. Ne işçi ve emekçilerin büyüyen beklentilerine ne de kapitalizmin içinde debelendiği yapısal krizine çare olabilen mevcut kapitalist birikim rejimi ve onların neoliberal demokratik kurum ve ilişkileri aşılması gereken bir kriz dinamiği olarak durmaktadır. Dünyanın çeşitli noktalarında süren, çeşitli düzey ve biçimlerdeki çatışmalar artık sistemin tıkanması ve kendini üretememesi nedeniyledir.

İşte böylesi bir kriz sürecinde tarihte daha önce de örneğini çokça gördüğümüz üzere sermaye sınıfının politik yönelimlerinde aşırı sağcı, faşizan eğilimler yükselmeye başladı. Kitlelerdeki kapitalist üretim ilişkilerine dönük tepkileri manipüle edip, şovenizm gibi ulusal önyargıları kışkırtan, sorunun kaynağını kimi “dış” güçlere atfederek aradan sıyrılmaya, kapitalizmi aklamaya dönük çabalara ve bu niteliği kişiliğinde de ortaya koyan siyasi lider, parti vs leri de politik arenaya yığıldılar.

Dünyada şimdilerde böyle bir furya var. ABD’den Filipinlere, Macaristan’dan Rusya’ya oradan Türkiye’ye kadar…

Son olarak ABD başkanlık seçimlerini kazanan Trump kişiliğinde kendini ortaya koyan bu politik süreç gelişimini sürdürecek, bir süre daha kitlelerle “umut” olarak görünebilecektir. Trump gibi mali oligarşinin bir üyesi olan multimilyarder bir burjuvayı oylarıyla Amerikan işçi sınıfı (kimileri ısrarla “orta sınıf” diye tanımlasa da resmedilen şey bizatihi işçi sınıfıdır) neden iktidara taşımıştır? Sanırız en içerden ve dolaysız açıklamayı demokratların başkanlık adaylığını Clinton’a karşı kaybeden sol liberal Sanders yapmıştır. Şöyle diyor: “İnsanlar zenginler daha zenginleşirken düşük maaşlarla uzun saatler çalışmaktan, iyi para ödeyen işlerin Çin’e ve diğer ucuz işgücü ülkelerine kaçmasını izlemekten, milyarderlerin gelir vergisi ödememelerinden ve çocuklarının yüksek eğitim giderlerini karşılayamamaktan yorgunlar.” İşçi sınıfının çalışma ve yaşam koşullarının hızla bozulması karşısında Trump gibi bir burjuva demogoğun azami kara ulaşma sorununa çözüm önermeye çalışırken ağlarına takılıyorlar. Trump’ın mülteci ve yabancı işçi karşıtı söylemlerini, Çin’den gelecek ürünlere yüzde 35 vergi konulmasını kendi sorunlarına çare olarak görüyorlar. Yanılıyorlar. Bu yanılgıları Trump’ın iktidarı döneminde kendileri için hiç bir şeyin yolunda gidemediğini gördükçe hayal kırıklığına uğrayacaklar. Kapitalist üretim ilişkilerinin bizatihi sorunun kendisi olduğunu anladıkça da kendi kaderini kendi ellerine alacaklar.

Obama’nın Başkan seçilmesiyle nasıl şaşkın beklentilerin aksine dünya üzerinde barış, demokrasi ve özgürlük rüzgarları esmeyip siyasal gericilik ve çatışmalar büyüdüyse; Trump ABD’ye Başkan oldu diye de tüm dünyada faşizm alıp başını gidecek diye enseyi karartmaya gerek yok. Kişileri tarihsel gelişimin önüne koyanlar, bu siyasal karakterlere atfedilen özelliklere bakarak gelişmeleri değerlendiriyorlar.

Trump’ın seçimi kazanmasının ardından, Başkanlık sürecinde hangi politikaları hayata geçireceği hararetli bir şekilde tartışılıyor. Kampanya dönemindeki söylemiyle, Başkanlığı kazandıktan sonraki söylemleri arasında farklılık aramayıp buradan gelecek projeksiyonu uygulamaya çok meraklı var. Bu tipler burjuva tarihi anlayışı gereği olayları kişiler ve onların tercihleri üzerinden açıklamaya büyük dikkat gösterirler. Ama o kişilerin neden şunu değilde bunu yaptığını, ona bu tercihi yaptıran şeyin ne olduğuna bakmaz, maddi üretici güçlerin ve bunların üzerinden yükselen üretim ilişkilerinin çelişkilerinden oluşan maddi hayatın gerçekleriyle çok da ilgilenmez, bilimi tek yanlı bir sakatlığa kurban ederler.

Gözünü iktidar ve aşırı güç bürümesiyle karartmış kimi liderlerin tercihlerinin tarihe yön veren ana etken olarak görülmesi şeklinde tarifleyebileceğimiz bu burjuva bakış açısının doğruluğu elbetteki çok tartışmalı. Siyasi politik karakterlerin teorik ve politik yönelimlerini en başta sınıfsal aidiyetlerini ve bu aidiyetlerinin de bir parçası olduğu toplumun üzerinde yükseldiği sınıfsal çelişki ve çatışmalar belirler. Elbetteki, bireylerin tercih ve yönelimleri önemli ve yönlendirici olabilir ama bunlar da sonuçta bahsettiğimiz toplumsal-sınıfsal çelişki ve uzlaşmazlıkların o konjonktürde dile gelmiş halidir. Liderlerin bilincini ve tercihlerini belirleyen şey de son tahlilde işte bu çatışmalı-çelişkili toplumsal-siyasal koşullardır.

Trump başkanlığında ABD’nin iç ve dış ekonomik, politik, siyasal, toplumsal tercih ve yönelimleri keskin dönüşler izlemeyecek ABD’nin emperyalist mali oligarşisinin isterleri doğrultusunda çalışacaktır kuşkusuz. ABD’nin geleneklerinde başkan seçildikten sonra göreve başlamasına kadar geçecek üç aylık süreçte devlet ve mali oligarşik tekellerin eğitiminden geçerek başkanlığa hazırlanacak, gerekli olgunluğa eriştirelecek, neden şu yolda değil de bu yolda ilerlemesi gerektiği anlatılacak, ikna edilecektir.

Emperyalist kapitalizmin üzerinde yükseldiği, ABD’nin belirleyicisi olduğu, daha çok onun çıkarlarını koruyup kollayan bir mali oligark olarak emperyalist yönelimleri için kendine de zemin sunmuş DTÖ, NAFTA, IMF, DB gibi kurumları seçim atmosferinin etkisiyle popülist söylemlerine konu eden tutum ve vaatlerini gözden geçirecektir. 2008 küresel ekonomik kriz karşısında kaldıkları çaresizlikle yıpranıp, eski etkinliğini yitirmiş bu küresel emperyalist kurumların yeni durum üzerinden yeniden içeriklendirerek azami kar arayışına, azalan kar oranları eğilimine karşı çözüm üretebilecek yeni bir niteliğe kavuşturulması olabilir ancak. O bir emperyalist köpek balığı olarak “Amerika’yı yeniden yaratacağım” derken hem dışarıda zayıflayan hegamonik etkinliğini yeniden tesis etmek hem de içeride toplumu kutuplaştırarak burjuva demokrasisinin yönetim yeteneğini ve çekim etkisini kaybetmesinden doğan boşluğu gidermek istiyor.

Daha kampanya döneminde ne kadar kadın göçmen, müslüman; yani ezilen düşmanı olduğunu mali oligarşik sömürücü karakterini uygun kaba ve maço, küstah söylemlerle dile getiren Trump başkan seçildikten sonra şöyle konuşmuş: “Bütün dinlerden, ırklardan ve farklı geçmişlerden gelen, kadın ve erkek bütün Amerikan vatandaşlarının başkanı olacağım. Bugüne kadar unutulan bütün vatandaşlarımızın hiçbiri artık ihmal edilmeyecek.”

Trump’ın “başkanı olacağım” dediği kesimler olsa olsa, kapitalist kriz koşullarında azami karı sekteye uğramış, üretici güçleri geliştirememesinin de etkisiyle azalan kar oranları eğilimiyle başetmeye çalışan emperyalist burjuvazi ve sistemin ayakta durması için gerekli olan orta sınıflardır. Çünkü bu mali oligarşik dolar milyarderi köpek balıklarının “vatandaş” tanımına olsa olsa bunlar girer.

Dünya burjuvazisinin başkanı seçiliyormuşcasına tüm dünyada dikkatleri üzerine çeken ABD başkanlık seçiminin ardından, tüm dünyada yükselen siyasal gericiliğin, yok ve yok sayılan demokratik hak ve özgürlüklerin daha fazla kısıtlanacağı bir döneme giriyoruz. Emperyalist kapitalizm burjuva demokrasilerine bir ayar daha çekmek için Trump’ı seçmiştir. Dönüş pek mümkün değildir ve artık daha fazla nettir. 21. yüzyıl bir ayaklanmalar ve devrimler dönemi olarak uzlaşmaz iki karşıt sınıfı, emek ve sermayeyi, proletarya ile burjuvazi dolayımsız olarak daha fazla karşı karşıya getirecektir. İki sınıfın da esneme marjları yavaş yavaş tükenmekte ya barbarlık ya komünizm ikilemini kaçışı olmayan bir çelişki olarak göz önüne taşımaktadır.

Dünya burjuvazisinin Trump türü ucube liderler üretmeye emperyalist kapitalizm yönetme yeteniğini kaybettiği için devam edecektir. O bir tükeniş içerisindedir çünkü. Her tükeniş çürümeyle birlikte var olur; siyasal çürümelerin sonucu da Trump gibi liderlerdir. Yarın bu tükenişin zemininden yeni bir şafağın doğuşunu da kaçınılmaz bir şekilde hep birlikte izleyeceğiz!..

11 Kasım 2016

Ercan Akpınar Tekirdağ 2 No.lu F Tipi

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*