Anasayfa » GÜNDEM » Toplumsal-siyasal sarsıntılar artacak: 8 Mart Gece Yürüyüşü ve sonrası üzerine…

Toplumsal-siyasal sarsıntılar artacak: 8 Mart Gece Yürüyüşü ve sonrası üzerine…

İstanbul Taksim ve İstiklal Caddesinde kadınların 8 Mart’ta gerçekleştirdikleri görkemli gece yürüyüşünün ardçı sarsıntıları sürüyor.

8 Mart Gece Yürüyüşünde, Taksim meydanında ve İstiklal Caddesinde polisin kapatmış olmasına, engellemelerine, tehditlerine karşın onbinlerce kadın vardı. Polisin engel, baskı, tehditlerine karşın kadınların bu alan ve caddedeki kitleselliği, coşkusu ve protestoları giderek arttı. Polisin biber gazlı ve plastik mermili saldırısı başladığında da önemli bir direnç sergilendi, gösteri ve protestolar ara sokaklar ve civar yerlerde bir süre daha sürdü.

Öncelikle, burjuva-faşist devlet baskı, yasak ve engellemelerine karşın bu gösterinin oldukça büyük bir kitlesellikle, onbinlerle yapılmış olması önemlidir. Bu baskı ve yasaklar olmasaydı, belki yüzbinler olacaktı, ama baskı ve yasaklara karşın oldukça büyük bir kitlesellik ve coşkuyla yapılmış olması daha önemlidir. Faşist devlet, uzunca bir süredir Taksim’de ve İstiklal’de kitlesel gösteri ve yürüyüşleri yasaklamış durumdayken, Cumartesi annelerine bile saldırırken, böylesine bir kitlesellik ve coşkuyla bu yasakların fiilen etkisizleştirilmiş, Taksim ve İstiklal’de fiili kitlesel yürüyüşün yapılmış olması, başlıbaşlıban önemlidir. Taksim, kapitalist devlet iktidarının hep korkulu rüyası olmuş, burayı mutlak olarak gaspedip kendi iktidar sembolü haline getirmeye çalışıp dursa da, bunu hiçbir zaman uzun süreli olarak başaramadığı ve başaramayacağı bir alan olmuştur. Öyle ya, Gezi de, önce yasaklayıp sonra AVM/Kışla dikmeye kalkıştıkları Taksim’den patlamıştı.

8 Mart Gece Yürüyüşünde de, yeni bir Gezi’nin, öyle ya, her taşın altında – ve Sarı Yelek satışlarında bile!- gördükleri yeni bir Gezi’nin ayak seslerini duymuş olmasınlar sakın?

İkincisi, kadın hareketinin tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de artık belirgin olarak kendini hissettiren yükseliş eğilimidir. Dünyanın bir çok ülkesinde bu yılki 8 Mart eylemlerinde, geçen yılkine göre kitlesellikte 1.5-2 katlık yükselişler dikkat çekti. Bu, Türkiye’de de böyle. Kadınlar otobüste şortlu kadına taciz davasından Şule Çet davasına kadar artık daha fazla seslerini çıkarıyorlar, tepki ve protestolarını gösteriyorlar, kendilerini ve basınçlarını daha belirgin olarak hissettiriyorlar.

Ama daha fazlası var; Dünya’daki ve Türkiye’deki sosyo-ekonomik ve siyasal kriz ve kitlelerde büyüyen hoşnutsuzluk dinamikleri. Geçen yıl İran’dan başlayan isyan ve direniş hareketleri, dünya çapında birçok ülkeyi dolaştıktan sonra Fransa’da Sarı Yelekliler ile yeni bir düzeye çıkmıştı. Bu yıl ise, Sudan, Haiti’yle açılış yapıldı, en son birkaç hafta önce Cezayir’de 10 milyonluk kitlelerle doruğuna çıktı. Bunun Türkiye’de olma olasılığı ise sadece bir zaman meselesi. Ve düdüklü tencere biraz hava kaçırmaya başlamayagörsün, arkasından ne geleceği hiç belli olmaz. Kitlelerde bastırıldıkça büyüyen öyle bir sınıfsal-toplumsal ihtiyaçlar, özlemler, istemler birikimi var ki, ucu açılsa… Üstelik, dünya isyan ve direnişler tarihi de, bu hareketlerin azımsanmayacak bir kesiminde ilk başlangıç işaretinin kadınlardan geldiğini gösterir. Çünkü emekçi kadınlar kapitalizmde de iki kat ezilenler olduğu gibi, kapitalizmin krizinden de daha ağır ve keskin biçimde etkilenenlerdir. Bir de bunun üzerine, aşırı muhafazakar, gerici, dinci, ataerkil, faşist bir iktidarı ve bunun toplumda yarattığı fazladan ataerkil yozlaşma ve çürümeyi eklerseniz…

Üçüncüsü, AKP’nin kendi toplumsal tabanındaki işçi, emekçilerin krizle, artan işsizlik, pahalılık, düşen ücretler, korkunç çalışma ve yaşam koşullarından hoşnutsuzluğu giderek artıyor. Dahası, AKP tabanında önemli bir yeri olan kadınların da, bunların üstüne, kadınların maruz kaldığı çifte köleliğe, şiddete, aşağılanmaya, eziyete karşı hoşnutsuzluğu artıyor. Son dönemlerde, halen Erdoğan’a toz kondurmasalar da, AKP’ye dönük eleştirilere artık pek ses çıkarmayan, eskiden koyu AKP’li olan çok sayıda işçi, emekçi kadın gördük. Seçim yoklamaları da AKP için iyi gitmiyor, başta Ankara, İstanbul, Adana gibi büyük iller olmak üzere hissedilir bir oy kaybı ve belli taban kaymaları var görünüyor. Bizim yerel seçimlerden bir beklentimiz yok, AKP-Erdoğan’ın seçimlerle gideceğini veya geriletilebileceğini düşünmüyoruz, çünkü CHP’si filanın da milliyetçi-muhafazakarlıkta onunla yarışma dışında bir farkı yok. Ancak iktidar partisi veya ittifaklarının kendi tabanlarından belirgin oy kaybı, kitlelerin ruh halindeki bir değişime işaret eder. Bunun başka burjuva partileri veya reformistler tarafından yine düzene mi bağlanacağı yoksa gerçek, aktif sınıfsal-toplumsal-cinsel-ulusal mücadelelere mi yöneleceği ise, seçimler değil örgütlenme, bilinçlenme, mücadele sorunudur.

Tüm bu nedenlerle burjuva-faşist devlet iktidarı, 8 Mart Gece Yürüyüşünün hemen ardından bir provokasyon hareketi başlattı. Türkiye gazetesinden bir satırı yüz dolarlık faşist kukla, kadınlara iğrenç hakaretler eşliğinde, “ezanı ıslıkladılar” diye topu havaya dikti; pası alan Erdoğan provakatif gürlemelerinden birini yaptı, ertesi gün tüm AKP medyası bire bin katan iğrenç kusmuklarla körükledi… İstiklal Caddesi’nde o akşam bir güruh şeriatçı-faşist Mis Sokakta bulunanlara “ezana uzanan eller kırılsın” sloganıyla saldırmaya kalkıştı, vb.

Tıpkı Gezi’de yaptıkları gibi. Ama Marx’ın ünlü sözleri bilinir: “Tarihte her şey iki kez yaşanır. Ama birincisi trajedi, ikincisi komedi olarak!”

Türkiye gazetesinde provokasyonu başlatan kukla, ilginç biçimde bu konudaki yalanını bir gün sonra geri aldı, kadınlardan ve okurlardan özür diledi! Aynı şekilde AKP medyasındaki bazı gazeteciler de, orada “ezanı ıslıklamak” gibi bir şey yaşanmadığına tanıklık ettiler. Yani “ezanı ıslıkladılar” balonu, Gezi’deki gibi uzun bir döneme yayılmadan, birkaç gün içinde sönüverdi.

Bu önemsiz sayılmaz, çünkü özellikle “yanlış bilgilendirdiği” için yazdıklarını geri çeken o Türkiye gazetesi kuklası, Erdoğan’ın yalancılığını da açığa çıkarmış oldu, ve hem o yazdıklarının hem de sonra geri almasının faturasını ödeyeceğini bilerek bunu yapmak zorunda kaldı.

Neden o kuklalardan bazıları sözlerini geri aldılar? Belki, o gazetelerde çalışan ve kendi çevrelerindeki kadınlardan çok ciddi bir tepki aldıkları için… Belki bunun yolaçabileceği Sivas tarzı bir katliamın kanlı teşhir direğine çakılacak tetikçileri olmaktan korktukları için… Belki de -daha büyük olasılıkla- burjuvazinin ve iktidarın içinde, krizin de derinleştirdiği şu veya bu düzeydeki klikler, çatlaklar vb nedeniyle.

Hangisi doğru olursa olsun, veya başka bir neden olsun, bu Erdoğan-AKP’nin artık kendi sahası ya da diasporası saydığı bir takım alanlarda bile eskisi gibi rahat hareket edemediğini, kaldırdığı taşı ayağına düşürdüğünü gösteriyor.

Daha önemlisi: Bu toplumda, her türlü baskı, yalan, provokasyon, kara çalma şampiyonluğuna karşın, iki hareketin, işçi sınıfının ve kadın hareketinin belli ve genişleyen bir meşruluğa sahip olduğunu gösteriyor.

Kuşkusuz tehlike henüz geçmiş değil. Birincisi AKP-Erdoğan ve tabii sermaye sıkıştıkça, ikincisi kitle hareketleri güç ve moral kazanarak geliştikçe; ortalığı kana boğmaya hazır çok fazla dinci-faşist çete, kontra, tetikçi, güruh vb var. Gezi’nin, 6-7 Ekim’in, Rojava direnişinin ve 7 Haziran’ın ardından neler yaptıklarını biliyoruz. Ama Mis Sokak’a saldıran güruh vakasının gösterdiği bir şey daha varsa, meselenin liberal-reformist solcuların sandığı gibi seçimlerle filan çözülemeyeceği, sınıfsal-toplumsal-cinsel-ulusal güç mücadelelerinin esas olduğudur.

Uyanık ve dikkatli olalım. Ekonomik, toplumsal, siyasal, kriz her açıdan derinleşiyor ve derinleşecek, sarsıntılar artacak. 8 Mart ve sonrası, bu sarsıntıların daha fazlasının önümüzdeki süreçte gelebileceğine işaret ediyor. Onlara 8 Mart’ta bir çizik attık, havladılar, şimdilik ısıramadılar ama yarın ne yapacaklarının bir güvencesi yok. Onları sıkıştırmaya devam edeceğiz, ama daha örgütlü, daha sınıf bilinçli, daha güçlü, daha dayanışmacı biçimlerle, daha büyük sarsıntılara hazırlanarak.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*