Anasayfa » DİRENİŞ ÇADIRI » TOGO direnişi sürüyor

TOGO direnişi sürüyor

”Sendikalı,sigortalı 8 saat iş günü” Bu slogan Togo işçilerinin 61 gündür yürüttükleri mücadelelerinde temel sloganlardan biri.

200 yıldan fazladır dünya işçi sınıfı benzer slogan ve talebler için mücadele ediyor.

200 sene sonra da 8 saat iş günü ve sendika istiyor olmak başlanılan yere mi döndük sorusunu akıllara getirebilir. Hatta 100 binlerle sesimizi duyururken yüzlere ulaşamamak başlanılan noktanın bile gerisinde olduğumuzu düşündürebilir.

Sınıf mücadelesinin inişleri ve çıkışları en tekil direnişlere bile kendi rengini veriyor. İşçi sınıfı var olduğundan bu yana sendikalar ve sendikal mücadele üzerine çok şey yazılmıştır. Bunlardan bir kaçını Togo direnişi üzerinden yeniden hatırlamaya çalışalım. Togo işçisi Ergin ”Togo‘ya 14 yaşında girdim 16 yıldır çalışıyorum” diyor. Togo‘nun kuruluş tarihi 1937. Çocuk emeğini sömürerek palazlanma dönemini çoktan kapatmış olması gerekirdi diye düşünüyorsun ama yanılıyorsun. Kurulduktan 60 yıl sonra bile 14 yaşında bir çocuk emeği ile var olmaya çalışıyorsa insanın aklına marksist literatürdeki asgari ücret tanımı geliyor. ”Asgari ücret işçinin hayatta kalabileceği ve yeni işçi nesilleri üretebileceği ücretin adıdır”

4+4+4 ile çocuk emeği ucuz iş gücü olarak kullanılmak isteniyor diyenlere kapitalizmin ”Siz bizi yeterince tanımamışsınız” demesi gibi şuan yaşadıklarımız. Hatta Ostim’de izbe bir atolyede yağ ve pasın içinde bir tamirci çırağı betimlemesine inat nanik yaparcasına ben sadece ara sokaklarda gözlerden uzaklarda değil tüm bakanlar kuruluna ayakkabı satan bir marka değerinin vitrininde bile çalıştırırım o çocukları demesi gibi…

Togo işçisi Fikret ”1995‘de girdim işe. 850 TL ücret alıyorum oysa ki patron herkese 1500 TL ücret verdiğini söylüyor, yalan söylüyor.” Doğru olan şu ki Togo patronunun canı, etraf yarı fiyatına çalıştırabileceği işçilerle doluyken 2 katı para ödüyormuş gibi yanıyor. Şimdi söylenen Togo’nun fason üretim yapmaktan, Çin’den ayakkabı getirmeye kadar farklı şeylere yöneldiği. Aslında bu süreç işçiler sendikalaştığı için kafası atan patronun üretimi durdurması değil. İşçi maaliyetini mümkün olan en alt düzeye çekebilmenin hesabının lokavtımsı bir karşılığı gibi. Çin uzak peki yakında ne var.

Kars’da ki “ucube” heykel sürecinde ne kadar gönlü geniş olduğunu anlatan Erdoğan ”Türkiye’de 200 bin’e yakın kaçak Ermeni işçi çalışıyor biz bunları geri gönderiyor muyuz” diyordu.

Şereflikoçhisar gibi şehirden uzak ama kapitalizmin tam göbeğinde çiflik misali yerlerde çalışan Romen işçileri de biliyoruz.
Yakındaki Çin böyle birşey olabilir mi? Asgari ücretin bile gözlerde bu kadar büyümesi, Buralardan kaynaklı olabilir mi? Marx ”Çalışan 950 kişinin ücretini çalışmayan 50 kişi belirler” diyor. Ucuz iş gücü olarak çocuk emeği, ucuz iş ügücü olarak kadın emeği, ucuz iş gücü olarak göçmen işçi emeği ve bölgesel asgari ücret gibi saldırılarla üstüne bir de kaymak çekilmek istenen ucuz iş gücü olarak Kürt işçi emeği. Yunanistan’da işden çıkarılan pilotların Türkiye’deki firmalarda çalışması ile ne kadar bağlantılı yukarıda anlattıklarımız.
Gelişimin yönü geçmişten bu yana kazandıklarımızın yerel sınırlar içerisinde değil dünya ölçeğinde kaybedilmesi doğrultusunda. Marx‘ın sözüne ilave edilecek bir şey varsa artık o çalışmayan 50 işçinin bırakalım Türkiye’yi dünyanın kırları denilen Nepal’de olması bile bizim çalışma ve yaşam koşullarımız ile bire bir ilintili hale gelmekte olduğudur.

Togo işçisi Abdullah ”Burada 7 yıldır çalışıyorum her yıl 30-40 TL zam verdiler Togo‘da kölelik koşullarında çalışıyoruz karşı çıkınca beğenmıyorsan çık git diyorlar. Ankara direnişimize sahip çıksın. ”Evet beğenmiyoruz. Her direniş bize kapitalizmin vites büyütmek için yaşamlarımızı küçültüğünü göstermiyor mu?. Ama çıkıp gitmesi gereken kim? O ayakkabının altında ezilmesi gereken kim? Artık kuracağımız cümleler o ayakkabının altında ezilmeyeceğizden o ayakkabı ile bize kölelik koşullarında çalışmayı bile nimet olarak sunan burjuvaziyi tekmeliyeceğize dönüşmemeli mi?.

Bunu burda ve Yunanistan’da bunu Romanya’da ve Çin’de sömürü ilişkilerinin olduğu her yerde yapmamalı mıyız?

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*