Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » TMMOB açıklaması: İstanbul depremi ve beklenen tehlikeler

TMMOB açıklaması: İstanbul depremi ve beklenen tehlikeler

TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu’nun dün İstanbul’da yaşanan depremin ardından bugün yaptığı basın açıklaması:

“Dün gerçekleşen deprem, yaklaşık 15 milyon insanın yaşadığı İstanbul’un yanı sıra Kocaeli, Sakarya, Düzce, Bursa, Yalova, Bilecik gibi illerden de hissedilmiş olup herhangi bir can kaybına yol açmamıştır” diyen Akçelik, “İlk belirlemelere göre bazı binalarda çatlaklar oluşmuş, Avcılar Hacı Ahmet Tükenmez Camii minaresi yıkılmış, Bahçelievler’de bitişik 2 bina tedbir amaçlı tahliye edilmiştir” dedi.

“DEPREM OLACAK MI, OLMAYACAK MI TARTIŞMASI BİTMELİ”

“24 Eylül ve 26 Eylül’de gerçekleşen depremler, Kumburgaz Baseni dediğimiz Silivri-Avcılar arasından geçen 34 km uzunluğundaki fayın kuzeyinde, artçıların dağılımı KB-GD doğrultusunda seyretmektedir” diyen Akçelik, “Depremlerin odak mekanizma çözümleri ise küçük bir ters atım bileşeni olan sağ yönlü doğrultu atımlı faylanmaya işaret etmekte, gerilimi KB ve GD Yönüne doğru artırmaktadır. Son iki deprem Kumburgaz fay segmentinin uç noktasında olması, son yapılan çalışmalarda kilitli olduğu belirtilen bu fayı kırılmaya zorlayabilir. Ancak her iki deprem de beklenen asıl depremin öncüsü olduğunu, mevcut verilerle söylemek günümüz koşullarında mümkün değildir. Bu aşamada yapılması gereken, İstanbul’da artık deprem olacak mı, olamayacak mı tartışmalarını bitirerek, acilen gerekli tedbirlerin alınması, depreme hazırlıklı olunması ve sismik aktivitelerin dikkatlice takip edilmesidir” diye konuştu.

“OLUŞAN PANİK ORTAMI BİZİ ENDİŞEYE DÜŞÜRDÜ”

Akçelik, açıklamasının devamında şunları söyledi: “Yapı üretim süreci, mevcut yapı stoku, kentleşme ve imar politikaları, afet sonrası planlama, mevzuat, Türkiye’yi 1999 depremine taşıyan tablonun parçalarını oluşturmuş, ülkemiz 17 Ağustos ve 12 Kasım 1999’da büyük bir yıkımla karşı karşıya kalmıştır. 1999 depreminden 12 sene sonra meydana gelen Van depreminde aynı yıkımla yüz yüze gelmek ise olumsuzlukların varlığını korumaya devam ettiğinin birinci dereceden kanıtı sayılmalıdır. Dün gerçekleşen deprem sonrası ise toplanma alanları, iletişim ve ulaşım gibi konularda yaşanan problemler, oluşan panik ortamı bizleri endişeye düşürmüştür.”

“İSTANBUL’UN YIKICI BİR ETKİ ALTINA GİRECEĞİNİ GÖSTERİYOR”

İstanbul nüfusunun büyük bir kısmımının 1. derece, önemli bir kısmının da 2. derece deprem bölgesinde yaşadığını belirten Akçelik, “Ulaşım yapıları ve köprülerin, dolgu alanlarının, tarihi eserlerin depremde vereceği tepkinin bilinmemesi, kentsel dönüşüm projelerindeki yanlışlıklar, su taşkınlarında bile yetersizliği açığa çıkan altyapı sorunları, dere yataklarını bile yerleşime açan imar uygulamaları, imar afları, afet sonrası çalışmaların taşıdığı soru işaretleri ve deprem bilincinin yeterince yaratılamaması, İstanbul’un tahmin edilenden öte yıkıcı bir etki altına gireceğini göstermektedir” ifadelerini kullandı.

“DEPREM TOPLANMA ALANLARI BELİRLENMELİ”

“Deprem toplanma alanları daha özel olarak; üzerinde geçici kentlerin kurulabileceği, elektrik, su, ısınma, duş, tuvalet gibi temel ihtiyaçların karşılanabileceği altyapıya sahip büyük ve geniş alanlar olarak tarif edilmektedir. Dolayısıyla deprem toplanma alanı olarak gösterilen okul bahçelerinin, parkların, boş arazilerin toplanma alanı olarak belirlenmesinin, depremde yaşanması muhtemel kaotik ortamda, alana ulaşma problemlerinin yanı sıra, deprem sonrası olası yıkımlar sonucu kullanılamaz duruma gelebileceği de öngörülürse, bu alanların çoğunun gerçekçiliği bulunmamaktadır. Ayrıca 1999 depreminden sonra belirlenen bazı deprem toplanma alanları üzerine bugün AVM, rezidans inşa edildiği de tüm kamuoyu tarafından bilinmektedir.

Maltepe ve Yenikapı başta olmak üzere, kuvvetli yer hareketi ve tsunami etkisine karşı davranışının büyük belirsizlikler içerdiği dolgu alanlarının, bu toplanma alanlarına alternatif olarak sunulmuş olması ve daha da önemlisi afet sonrası acil durum eylem planlarında önemli rol oynadıkları düşünülmesi felakete davetiye çıkarmaktır.

İstanbul’da acilen uygun, güvenli ve yeterli sayıda deprem toplanma alanı belirlenmeli, halk bilgilendirilmelidir.

“BAZI YOLLAR OTOPARK HALİNE GETİRİLDİ”

Depremleri afete dönüştüren en önemli etkenlerden biri de, şehir içi ulaşımın yetersizliğidir. Dünya ölçeğinde trafiği en problemli kentlerden biri olan İstanbul için de deprem sonrası müdahale olanaklarının önündeki en ciddi engel ulaşım olarak öngörülmektedir. Kentlilerin yaşadığı ulaşım sorununun, deprem sonrasında nasıl bir afete dönüştüğünün en dramatik örnekleri 17 Ağustos 1999 depremini takip eden iki günde yaşanmıştır.

Acil ulaşım yol ağı, acil tıbbi hizmetlerin ulaşımına, kurtarma faaliyetlerine ve yardım malzemelerinin belirlenen alanlara ulaştırılmasına hizmet edeceğinden öncelikli bir yol ağıdır. Acil ulaşım yolları ve anayollarda tıkanmaların önlenmesi ve trafiğin sürekli akmasının sağlanması için, bu yollar üzerinde hiç bir surette parklanmaya izin verilmemesi gereklidir.

Ancak, 1999 yılında gerçekleşen Marmara Depremi sonrası başlatılan ve üç yıl süren bir çalışmayla belirlenen “Acil Ulaşım Yollarının” varlığı ise ne yazık ki tartışmalıdır. Bazı yollar kapatılmış, bazı yollar otopark haline getirilmiştir.

İstanbul’un trafik sorunu, deprem sonrası müdahale olanaklarının önündeki ciddi engellerdendir. Bugün yaşanan ulaşım sorunu, deprem sonrasında yaşamı doğrudan etkileyen içeriğe bürünecektir. Mevcut durumda bile, küçük bir trafik sorununun neredeyse bütün kent trafiğini zincirleme etkilediği düşünülürse, deprem sonrası nasıl bir vahametle karşı karşıya kalacağımız daha net anlaşılacaktır.

Olası bir afet durumunda, çöken binalara bağlı olarak yol kapanmaları, binalara gelecek olası zarar hesaplarına dayandırılarak önlem alınmalı, toplanma alanları ile acil durum ulaşım ağı birbirine entegre edilerek, bütünlüklü bir yaklaşımla planlama yapılmalıdır. Aynı şekilde, tüm alt ve üst geçitlerin, köprülerin ve köprülü kavşaklar gibi ulaşım yapılarının deprem tepkiselliği araştırılmalıdır.

“İMAR AFFIYLA RİSKLİ YAPILAR DEVLET ELİYLE MEŞRULAŞTIRILDI”

1999 Kocaeli Depremi ile büyük ölçüde imar aflarının yarattığı, sağlam olmayan yapı stokunun yıkılmasının ağır bedeli topluma ödetilmiştir. Sütlüce, Sultanbeyli, Ümraniye, Kartal yıkımları topluma daha da ağır bedel ödetileceğin göstermiştir.

İmar affı ile İstanbul’da, depreme karşı dayanıksız, hiçbir mühendislik hizmet almadan inşa edilen riskli yapılar devlet eliyle meşrulaştırılmıştır. Kartal’da çöken, 21 kişinin hayatını kaybettiği binanın, imar affı kapsamında yapı kayıt belgesi almak için başvurduğunu göz önüne alırsak, denetimsizliğin ve bekleyen tehlikenin büyüklüğünü görebiliriz.

Deprem tehlikesi altında olan İstanbul’da, toplumun sağlığını ve can güvenliğini tehlikeye atan kentsel gelişmelere yol açacak, doğa olaylarının afete dönüşerek pek çok insanın hayatını kaybetmesine neden olacak popülist uygulamalar yeniden gözden geçirilmelidir. Binanın fen ve sanat kurallarına uygun yapılıp yapılmadığı, deprem güvenlikli olup olmadığı mal sahibinin beyanına değil mühendislik ve mimarlık süreçlerine bırakılmalıdır.

“BÜTÜN OPERATÖRLER ACİL DURUM PLANLARINI YAPMALI”

Genel olarak afetlere özel olarak da depremlere ilk müdahale anında ve sonrası süreçte sürekli ve yeterli elektrik sağlanması ve haberleşme olanaklarının sürdürülmesi; gerek arama-kurtarma, gerek sağlık gerekse farklı disiplinlerin alandaki çalışmalarının organize edilmesi açısından yaşamsal bir öneme sahiptir.

26 Eylül 2019 tarihinde 13.59’da meydana gelen depremin ardından, İstanbul’da cep telefon hatları ulaşılamaz hale gelmiş, kimi operatörler 18.00’a kadar hizmet verememiştir. Bu kesintilerden ötürü insanların yakınlarından haber alamaması hem bir panik ortamı yaratmış hem de olası büyük bir depremde, iletişim konusunda akıllarda soru işareti bırakmıştır.

17 Ağustos 1999 depreminden sonran bölgedeki iletişim hatlarının büyük çoğunluğunu kapsayan telefon santralları, enerji ve transmisyon sistemleri ve binaları ağır hasar almış; sadece Kocaeli bölgesinde 12.000’den fazla hat doğrudan devre dışı kalmıştı. Yakınlarına ulaşmaya çalışanların ve yardım organizasyon ekiplerinin yol açtığı yoğun telefon trafiği, telekomünikasyon sisteminin neredeyse tamamını çökertmişti. 26 Eylül depremi, İstanbul’da benzer bir senaryonun herhangi bir yıkım olmadan da gerçekleşebileceğini göstermiştir.

Bu çerçevede İstanbul’da afet anında iletişimde meydana gelen yoğunlukları önlemek için planlamalar yapılmalı ve elektromanyetik dalgaların frekans aralıkları genişletilmelidir. Afet durumunda yaşanan yoğunluklara karşı ek bant genişliği sağlayan çeşitli projeler geliştirilmelidir. Benzer sistemler 11 Eylül saldırıları, Katrina Kasırgası ve 7 Temmuz 2005 Londra’daki bombalama olaylarında kesintisiz iletişim sağlamıştır. Diğer bir önemli konuda, kamu olanakları ile kesintisiz internet altyapısı sağlanmasıdır. Dün de görüldüğü üzere GSM şebekesinin çökmesine rağmen internet üzerinden sesli haberleşme olanağı olmuştur

Operatörler, normal kullanıma göre yatırımlarını yaparlar, aşırı kullanım durumlarda ise ek çözümler yaratırlar. Maç ve mitinglerde olduğu gibi mobil baz istasyonlarının kullanılması buna örnek olarak verilebilir. Bu nedenle deprem gibi felaketlerde de haberleşme olanaklarının önceden planlanması lazımdır. Bu planlama bir tarafında halkın haberleşmesinin sürdürülebilirliği diğer taraftan da kurtarma faaliyetlerinin kesintisiz bir şekilde sürdürülebilirliği açısında önemlidir. Bu nedenle bütün operatörler acil durum planlarını yapmalı, nereye, kaç mobil baz istasyonu koyacağını belirlemelidir.

“KİMYASAL ÜRETİM TESİSLERİ KENT DIŞINA TAŞINMALI”

Depremin tetikleyeceği ikincil afetler dediğimiz yangın, patlama, kimyasal ve gaz sızıntıları gibi tehlikleler deprem kadar önemli bir konudur.

17 Ağustos 1999 depremi sonrası Kocaeli’nde, 200 ton susuz amonyak havaya salınımı, 1200 ton kriyojenik sıvı oksijenin serbest kalması, TÜPRAŞ petrol rafinerisinde çıkan yangınlar, sıvı petrol gazı sızıntısı ve petrol dökülmesi gibi sonuçlara yol açan birçok kimyasal kaza meydana gelmiştir.

İstanbul depreminde kimyasallardan kaynaklanabilecek olumsuz durumları en aza indirgeyecek acil önlemler alınmalıdır. Yerleşim alanlarının içinde kalmış kimyasal üretim, depolama vb. tesislerinin kent dışına taşınmasının gerçekleştirilmesi, büyük endüstriyel kazalara yönelik acil durum planları hazırlanmalı, kaza senaryoları modellemeleri yapılmalı, İstanbul’da kimyasal maddelerin envanteri çıkarılarak olası bir depremde bu kimyasalların ve bunlardan kaynaklanabilecek sorunların nasıl bertaraf edileceği mutlaka belirlenmelidir.

Ayrıca I. ve II. Sınıf Gayri Sıhhi Müesseseler kapsamında yer alan Sanayi Tesisleri ve bunlarla iç içe geçmiş bulunan doğalgaz boru hatları, LPG boru hatları, yerleşim alanları içerisinde kurulan ve işletilen akaryakıt istasyonları, tüp gaz satış bayileri, taşımakta olduğu yangın ve endüstri kazaları olasılıkları ile kentleri patlamaya hazır birer bomba haline getirmekte ve yaşam güvenliğini ortadan kaldırmaktadır.

“AİLE AFET PLANI HAZIRLANMALI”

Afet sonrası kurtarma birimlerinin aynı anda herkese ulaşabilmesi mümkün değildir. Bu nedenle afetlerde ilk 72 saat her birey kendi başınaymış gibi hazırlıklı olmalı, 3 günlük süreyi kapsayan bir Aile Afet Planı hazırlanmalıdır. İstanbul halkı afet anında ve sonrasında yapılacaklarla ilgili kamu spotları veya yerel yönetimler aracılığıyla bilgilendirilmelidir. Sarsıntı sonucu düşme tehlikesi olan eşyalar sabitlenmeli, deprem çantası mutlaka hazır bulundurulmalıdır. Deprem sırasında paniğe kapılmadan, çök-kapan-tutun hareketi yaparak sarsıntının geçmesini beklemelidir. Ayrıca tüm İstanbullular mahallesini ve komşularını mutlaka tanımalı, özellikle ilk 72 saat birbiriyle dayanışma içerisinde olmalıdır. Muhtarlıklar aracılığıyla engelli bireylerin ve yaşlıların adresleri belirlenerek deprem sonrası hızla tahliye işlemlerine yardımcı olunmalıdır.

“ORTAK ÇALIŞMA YAPMAYA HAZIRIZ”

“TMMOB ve bağlı Odaları, mühendis, mimar ve şehir plancıları; meslek alanlarından edindikleri bilgi, birikim ve deneyim ile kamusal sorumluluğu gereği yaklaşan İstanbul depremi ile ilgili uyarılarını bugüne kadar yapmış ve yapmaya devam edecektir” diyen Akçelik, sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Bundan sonrada ilgili Bakanlıklar, İstanbul Valiliği, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İlçe Belediyeleri, akademi ve sivil toplum kuruluşları ile kentin depreme hazırlanması konusunda ortak çalışmalar yapma arzusunda olduğumuzu, mesleki bilgi birikimimiz İstanbul halkının yararı için kullanmaktan imtina etmeyeceğini kamuoyuna saygıyla bildiririz.”

“TOPLANMA YERİYLE İLGİLİ ÇALIŞMALAR HAYATA GEÇİRİLMELİ”

Akçelik’in ardından Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Başkanı Akif Burak Atlar açıklamalarda bulundu. Deprem sonrası toplanma alanlarının yetersizliğe değinen Atlar, “Toplanma alanı olarak değerlendirebileceğimiz ve büyük çoğunluğu kamusal arazi olan alanı, ne yazık ki yapılaşmaya açıldı. Toplanma alanları son 20 yılda hızlıca AVM, rezidans, birçoğu kamusal kullanıma kapalı alanlar olarak karşımızda duruyor. Bu konu hakkında uzun vadeli çalışmaların bir an önce uygulanıp hayata geçirilmesi gerekiyor” dedi.

“KARŞIMIZDA UYUYAN BİR İKTİDAR VAR”

Elektrik Mühendisleri Odası Şube Başkan Yardımcısı Hakkı Kaya Ocakaçan ise “Karşımızda uyuyan bir iktidar var” diyerek, “Hazırlanan programlara baktığımızda konunun uzmanlarına değil; eşin, dostun, akrabanın, damadın, kayınpederin firmalarına yaptırılmaktadır” ifadelerini kullandı.

“YAPI STOKUNDA KAYDA DEĞER BİR GELİŞME SAĞLANMADI”

Ocakaçan’ın ardından İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Nusret Tuna söz aldı. “1999 depremlerinde İstanbul yapı stoku güvenli olmaktan uzaktı” diyen Tuna, “20 sene geçmesine rağmen yapı stokunda kayda değer bir gelişme sağlanmadı” dedi. Tuna deprem toplanma alanları ile ilgili, “77 tane deprem toplanma alanımız var. 77 deprem toplanma alanının altyapısı hazırlanmamış vaziyette” ifadelerini kullandı. Mühendislerin deprem konusundaki öneminden bahseden Tuna, “Siz mühendisliği itibarsızlaştırırsanız bugünlerden daha kötüsünü yaşayacağız. Yolların, istinat duvarlarının çökmesi bunların sonucudur” ifadelerini kullandı.

“ACİLEN YERALTI SUYU EYLEM PLANI YAPILMALI”

Jeoloji Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Yüksel Örgün, yeterli denetimin yapılmadığı söyledi. Örgün, “Kamuda, belediyelerde, valiliklerde denetim yapan meslektaşlarımız var. Ama ne yazık ki sayıları yeterli olmadığı için yeteri kadar denetim yapamıyorlar” dedi. Örgün ayrıca, “İstanbul’un acilen yeraltı suyu eylem planının olması gerekiyor, acilen hidrojeolojik çalışma grubunun kurulması gerekiyor, İstanbul’un alternatif yeraltı suyu kaynaklarının olması gerekiyor” diye konuştu.

“ASANSÖR DENETİMLERİ TİCARİ ALANLARA TERK EDİLDİ”

Örgün’ün açıklamasının ardından, Makina Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Battal Kılıç açıklamalarda bulundu. Kılıç açıklamasında deprem sonrası alınması gereken tedbirlerden bahsederek, “Deprem sonrasında kombiler mutlaka servise kontrol ettirilmeli” ifadelelerini kullandı. Asansörlerin bakımı ve kontrolünün de çok önemli olduğunu söyleyen Kılıç, “Kamusal yapılan bu denetimler ticari alanlara terk edildi. Şu anda birçok belediye, denetimleri ticari amaçla çalışan özel şirketlere devretti. Denetimlerin sağlıklı yapılmadığını görüyoruz” dedi.

“6.7’LİK DEPREMİ 32 KAT FAZLA HİSSEDECEKSİNİZ”

Basın açıklamasında son olarak Jeofizik Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Erdal Şahan konuştu. Depremle ilgili bilgi veren Şahan, “4.7 depremi olduğunda, ‘5.7 olduğunda bunun 32 katı fazla hissedeceksiniz’ demiştim. Çünkü depremler 1 puan arttığında enerjisel olarak 31.6 kat daha fazla enerjiyle açığa çıkarlar. 6.7 olduğunda 5.7’nin 32 katı fazla hissedeceksiniz” ifadelerini kullandı.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*