Anasayfa » GÜNDEM » Tekelci kapitalist devlet iktidarı zorbalık ve hamasette vites büyütüyor: “Milli seferberlik ilanı”

Tekelci kapitalist devlet iktidarı zorbalık ve hamasette vites büyütüyor: “Milli seferberlik ilanı”

nusaybin-deki-direnis-mahallelerinde-newroz-atesi-yukseliyorErdoğan en saldırgan konuşmalarından birini yaptı. “Anayasamızın 104. maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başı olarak, PKK’sıyla, DEAŞ’ıyla, FETÖ’süyle, DHKP-C’siyle ve tüm diğerleriyle, adı, söylemi, yöntemi ne olursa olsun, tüm terör örgütlerine karşı milli bir seferberlik ilan ediyorum” dedi.

Saldırı dozunu artırmaya kılıf yapılan madde, “Başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu kararıyla sıkıyönetim ya da olağanüstü hal ilan etmek ve kanun hükmünde kararname çıkarma”yı kapsıyor.

Türkiye’de zaten uzatmalı OHAL ve KHK’lar hüküm sürüyor. Seferberlik maddesi ise, “ Savaş gerektirecek bir durumun baş göstermesi, ayaklanma olması ya da Cumhuriyete karşı kuvvetli ve eylemli bir kalkışmanın veya ülkenin ve milletin bölünmezliğini içten ve dıştan tehlikeye düşüren davranışların ortaya çıkması” koşullarında, ki Erdoğan tüm konuşması hem iç hem dış savaş koşulları varsayımının yolunu yapıyor, “Devletin tüm güç ve kaynaklarının, başta askeri güç olmak üzere, savaşın ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde hazırlanması, toplanması, tertiplenmesi ve kullanılmasına ilişkin bütün faaliyetlerin uygulandığı; hak ve hürriyetlerin kanunlarla kısmen veya tamamen sınırlandırıldığı haldir.”
MGK’nın görüşünün alınması ve Bakanlar Kurulu kararı gereği ise biçimsel formaliteden ibaret.

Konuşma baştan aşağıya, modifiye edilmiş bir köşeye sıkışmışlık halinin ifadesi: “Ülkemiz bir ateş çemberinden geçiyor”, “Yaşadığımız dönem en az İstiklal Harbi kadar önemlidir. Kritiktir.”, “Bölgemiz üzerinde sinsi ve kanlı oyunlar”, “Şeytani üst akıl”, “İç savaş, mezhep savaşı”, “Yeni bir Sevr dayatmasıyla karşı karşıyayız.”, “Bizi bayrağımızdan, ezanımızdan, vatanımızdan, devletimizden etmek isteyenler”, “Milletimizin birliğine, beraberliğine kast edenler”, “Gökkubbeyi başımıza yıkarlar”, “Taviz verirsek bizi yaşatmazlar”, “Bu bir güç savaşıdır”, “Bize tarihimizdeki en büyük saldırılardan biri yapılıyor”, vb.

Vites büyüten “iç ve dış tehdit, komplo, terör” edebiyatı, hükümeti ve başkanlığı eleştiren herkese, her türlü muhalefete genişletiliyor: “Öyle tweetlerle mweetlerle bizi yollamaya çalışanlar bunun bedelini her an ödeyecektir.” “Onları destekleyenlere de bir an bile rahat yok, huzur yok, bu böyle biline”, vb.

Dışta ise, Rusya ve İran desteğindeki Esad rejiminin Halep’ten cihatçıları süpürmesi, adeta bir savaş nedeni gibi gösteriliyor: “Sevr’de tasarladıkları bizi bir avuç toprağa mahkum etmek istiyorlardı. Bugün Halep’te yaptıkları gibi.”

Ve şiddet dozu had safhada artmış zorbaca baskıları büyütme talimatları: “Başlarını ezmek”, “gözünü çıkarmak”, “kollarını bacaklarını koparmak”, “savunmada kalamayız, misliyle cevap vermeliyiz”, “kurşun adres sormaz”, “özgürlük demokrasi bunların hepsi hikaye”, “güvenlik güçlerimiz (öldürme-bn) yetkilerini sonuna kadar kullanmalıdır”…

Konuşmanın sonu “sadece” ihbarcılığa ve BM’de Halep lobisi yapmaya bağlanıyor gibi görünse de, bütünü, tabii ki “yeni (çürüme-bn) Türkiye’si”, “yeni ahit”, “yeni bir mevkure (ülkü-bn) birliği”, yani “olağanüstü başkanlık rejimi”ne, “bizden olmayan herkes düşmanımızdır”a bağlanıyor. Tekelci burjuva devletin zor aygıtlarını ve paramiliter çeteleri, OHAL’de ve zorbaca baskılarda vites büyütmeye işaret ediyor.
Zaten son birkaç gündeki, HDP binalarına silahlı saldırılar, polislerin ve “sivil” faşistlerin ardışık saldırıları, Alavilere karşı “katliamvari” hedef göstermeler, öğrenci çocukların ellerine tutuşturulan yağlı urganlar ve çok sayıda başka belirti, despotizm ve saldırganlığın artacağını gösteriyor. Son konuşma ise, Erdoğan’ın en erken Şubat’ta çıkartmayı hedeflediği olağanüstü başkanlığı bile bekleyecek durumunun kalmadığını gösteriyor. Ekonomik çöküntü, dış politika iflası, tekelci oligarşik kapitalist devlet iktidarını, daha fazla acele etmeye, daha fazla saldırganlaşmaya zorluyor.

Bu çırpınmalar da kar etmeyecek, debelendikçe batacaklar. Bunu hızlandıracak olan, proleter sosyalist devrimci dik duruş, net duruş, güçlü bir direşkenliktir.

“Berlin’de düzen hüküm sürüyor hala! Sizi gidi küçük budala zabitler! Sizin ‘düzen’iniz kumdan inşa edilmiştir yarın devrim bir kere daha ayağa kalkacak ve trompet sesleri ortasında sizi dehşete düşürerek haykıracaktır: ‘buradaydım, buradayım, hep burada olacağım!” (Rosa Luxembourg)

Erdoğan’ın konuşmasının özeti:

… Hiçbir ihaneti cezasız bırakmadık, bırakmayacağız.

Ülkemiz bir ateş çemberinden geçiyor. Hiç şüphesiz gelecekte bu yaşadığımız günlerin muhasebesi daha iyi yapılacaktır. Yaşadığımız dönem en az İstiklal Harbi kadar önemlidir. Kritiktir. Hayati sonuçlar doğuracak ehemmiyetlidir. Sevr’de tasarladıkları bir avuç toprağa mahkum etmek istiyorlardı. Bugün Halep’te yaptıkları gibi…

İstiklal Harbimiz işte milletimizin bu senaryoya verdiği cevaptır. Milletimiz yaklaşık bir asır sonra yönünü yeniden geleceğe çevirme olanağı bulmuştur. Bugün de bölgemiz ve ülkemiz üzerinde çok sinsi ve kanlı oyunlar oynanıyor. Üst akıl her gün yeni şeytanlıklarla karşımıza çıkıyor. Kanlı gözyaşıyla iç savaşla mezhep savaşlarıyla bölgemizin geleceğini karartmaya çalışıyor. Bu bir güç savaşıdır, bu bir güç yarışıdır.
Ama milletimizin güzel bir sözü var; bizim insanımız zor oyunu bozar.

Evet, İstiklal Harbimizde daha öncesinde Çanakkale’de millet olarak imanımızla zoru göstererek oynanan oyunu bozduk. Misak-ı Milli hedeflerimize ulaşamasak da Sevr paçavrasını rafa kaldırdık. Bugün de yeni bir Sevr dayatmasıyla karşı karşıyayız. Gezi’de sokaklarda başaramadıklarını emniyet yargı darbesiyle halletmek istediler.

Seçimlere bel bağladılar, olmayınca çukur eylemleriyle, o da olmayınca darbeyle sonuca ulaşmaya çalıştılar. Kesinlikle bu saldırılar bizim şahsımıza yönelik değil, ortada daha büyük bir oyun var. Saldırıya uğrayan bizim şahsımızda somutlaştırdıkları büyük, yeni, özgür Türkiye mücadelesidir. Geçtiğimiz 14 yılda ekonomide ve demokraside kat ettiğimiz mesafe olmasaydı böylesine güçlü bir mücadele veremezdik. Yitirdiğimiz her canla yüreğimiz parçalanıyor ancak şu tarihi gerçeği unutmuyoruz; toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır. Biz bin yıl önce bu toprakları kendimize vatan yapmaya karar verdiğimizden beri bu iradenin bedelini ödüyoruz.

80 milyon biz, tek milletiz ve bizim tek bayrağımız var. Kimse bize o paçavraları bayrak diye yutturmasın. Bunları kabul etmek söz konusu değildir. 780 bin kilometrekareyle bizim tek vatanımız var, kimse bu topraklarda operasyon düşünmesin, bedelini ağır öderler. Değerli kardeşlerim eğer bu dört temel direği sağlam tutamazsak gök kubbeyi başımıza yıkarlar. Taviz verirsek bizi bir gün bile yaşatmazlar.
Ey muhtar kardeşlerim, size ve sizin şahsınızda bu ülkenin 80 milyon vatandaşına soruyorum, bizim bu topraklardan baka gidecek vatanımız var mı? Kimsenin de olduğunu sanmıyorum, şahsen benim yok.

Bizi bayrağımızdan, ezanımızdan, vatanımızdan, devletimizden etmek isteyenlere canımız pahasına geçit vermeyeceğiz. Milletimizin birliğine, beraberliğine kast edenin başını ezmezsek bekamızı sağlayamayız.
Bayrağımıza kast edenin kolunu bacağını kırmazsak şehitlerimize mahçup oluruz. Vatanımızın beş karış toprağına göz dikenlerin gözünü çıkarmak bizim namus borcumuzdur. Öyle tweetlerle mweetlerle bizi yollamaya çalışanlar bunun bedelini her an ödeyecektir.
Birileri çıkar, sömürgecilik adına, güç mücadelesi adına insanlığını kaybetmiş olabilir. Biz kaybetmeyeceğiz. Biz biliyoruz ki yaratılmışların en şereflisi insandır. Biz vicdanımızın sesini dinlemeye devam edeceğiz. Değerli kardeşlerim, millet olarak yeni bir ahitleşmeye gitmemiz, yeni bir mevkure birliği oluşturmamız gerekmektedir. Gün eski defterleri karıştırma günü değildir.

Geldiğimiz noktada savunmada kalma imkanına sahip değiliz. Madem bize tarihimizdeki en büyük saldırılardan biri yapıyor, misliyle cevap vermek hakkımızdır. Terörün sokağa inmesi, 80 milyon vatandaşımızı hedef aldığını gösteriyor. Bu yöntemle eylem yapan terörist için ölenin kökeni, inancı önemsizdir. Şunu unutmayın, kurşun adres sormaz derler. Bomba da bunların hiçbirini sormaz. öyleyse mücadelemizi sadece kurumlara, güvenlik güçlerine bırakamayız. Muhtar dediğiniz nedir, bulunduğu köyün, mahallenin hangi evinde kim var, enine boyuna bilen insandır.
Tüm vatandaşlarıma çağrı yapıyorum, anayasamızın 104. maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti devletinin başı olarak PKK’sıyla FETO’suyla, DEAŞ ile adı söylemi yöntemi ne olursa olsun tüm terör örgütlerine karşı milli bir seferberlik ilan ediyorum. Her kim bu örgütlerin çalışmalarına ilişkin bir şey duyarsa, malumat duyarsa hemen güvenlik güçlerimize bilgi vermelidir.

Esasen ülkemizdeki hiçbir kesimin hakkını aramak için terör yöntemlerine başvurmasını mazur kılacak en küçük bir sebep yoktur. Demokratik yollardan hak arama şansını Avrupa ülkelerinde bile bulamazsınız. Özgürlük, demokrasi falan bunlar hikaye. Bu toleransı hiçbir yerde bulamazsınız.
Vatandaşlarımızın can ve mal varlığına tehdit oluşturan her terörist düşmanımızdır ve ona göre muamele görecektir. Tüm güvenlik güçlerimize sesleniyorum.

Terör örgütlerinin faaliyetlerine karşı devletiniz de milletiniz de sizin yanınızdadır. Yetkilerinizi sonuna kadar kullanmaktan asla çekinmeyin. Şehitlerimizin tek bir damla kanı, teröristlerin tamamının canlarına karşılık gelemez. Güvenlik güçlerimiz yürüttükleri mücadelede elbette ölürlerse şehittir, ancak askerlerimiz bize sağ olarak lazımdır.

Dağdaki teröriste de şehirdeki teröriste de onları destekleyenlere de bir an bile rahat yok, huzur yok, bu böyle biline. Aksi halde vatandaşlarımız “Ya devlet başa ya kuzgun leşe” demeye başlar ki bu en tehlikelisidir. Muhtarımıza sesleniyorum, hangi evde kim var, emniyet güçlerine bildirmelisiniz. Değerli kardeşlerim, eğer bu iletişim sağlanırsa bunlar kendilerine kaçacak delik arayacaklar.
Bildiğiniz gibi Halep’te bizzat takip ettiğim müzakereler neticesinde sivillerin bir tahliyesi başlıyor umudundaydık ki tekrar füzeler atılmaya başlandı. Yine takip ediyoruz. Bugün tekrar Putin ile görüşeceğiz, MİT Müsteşarımız, Dışişleri Bakanımız takip ediyor bir netice alır mıyız diye. Sahadaki durum çok kırılgan ve karmaşık. Ateşkesin üzerinden saatler geçmeden rejim güçleri sivillere saldırmaya başladı. Halep’ten kurtulan vatandaşlarımıza insani yardım ulaştırmaya çalışıyoruz.

Esad savaş suçu işlemektedir, bunun herkesin görmesi gerekiyor. Bu rejimin cinayetleri karşısında biz sessiz kalamayacağız, kalmayacağız. BM başta olmak üzere uluslararası  örgütleri harekete geçirmek için çalışıyoruz. Mazlumun umudu olan Türkiye, Halep halkını yalnız bırakmadı, bırakmayacak. Ne pahasına olursa olsun tek bir masum canı kurtarmak için elimizden geleni yapacağız.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*