Anasayfa » BASINDAN » Tek düşman Mübarek sanılıyordu!

Tek düşman Mübarek sanılıyordu!

Ahmet Tonak (Birgün)/20 Ekim 2012

»Türkiye medyasında, hem televizyon kanallarını hem de yazılı medyayı kastediyorum, senin de tahmin edeceğin gibi Mısır’da olanlar oldukça üstünkörü bir biçimde aktarıldı. Müslüman Kardeşler ve ordu arasındaki güç çatışması, son olarak başkanlık seçimi ve neredeyse tüm diğer konular için genel bir yetersizlik, bilgisizlik söz konusu. Sokakta ne olduğu, sol güçlerin neden bir arada hareket ettiği ya da etmediği çok nadir olarak derinlemesine ele alınıyor. Mısır’da çok ciddi, önemli gelişmeler yaşanıyor ve dünyanın gözünün burada olduğu açık. Gerçekten insanların neler istediği, Mısırlıların alternatiflerinin neler olduğu konularında sağlam, güvenilir yorumlar pek yok. Mısır’da düzen içi güçlere alternatif hangi güçler var? Sanırım buradan başlayabiliriz, ancak Türkiyeli okuyucular için kendini de biraz tanıtırsan iyi olur.

Akademisyenim ve Amsterdam Üniversitesi’nde antropoloji doktorası yapıyorum. Uzun süredir aktivistim. “Devrimci Sosyalistler” grubunun bir üyesiyim ve devrimden bu yana da “Adalet ve Demokrasi için Ulusal Cephe”nin içinde yer alıyorum. Bunun yanı sıra, kalite kontrol alanında danışman olarak çalışıyorum.
Çok uzun süredir politikanın içindeyim ve son on beş yılımın rejimle mücadele ederek geçtiğini söyleyebilirim. İkinci İntifada ertesinde herkes Birleşik Cephe’nin içinde yer almaya başladı ve bu, 1982’den bu yana kurulmuş ilk Birleşik Cephe’ydi. 1980’lerin sonunda Mısır’da siyaset yapmak zorlaşmıştı. İslamcılarla iç savaşa benzeyen bir durum vardı ve bu durum siyaset yapmayı neredeyse imkânsız hale getirmişti. 1990’ların başında büyük bir mücadele verildi. Daha sonra İntifada ile birlikte Birleşik Cephe tekrar gündeme geldi. Cephe, solculardan, ulusalcılardan, İslamcılardan oluşuyordu ve Filistin İntifadası ile dayanışma içindeydi. Bu süreçte yeni teknolojileri, sosyal medya araçları da mücadelede kullanılmaya başlandı. Örneğin internetin yoğun kullanımı ilk defa o sıralar gündeme geldi.

»Yıl kaçtı?
2000. Önce e-mail grupları, daha sonra ise Facebook ve Twitter gibi araçlar kullanılmaya başlandı. Arapça uydu kanalı El Cezire’nin Mısır’da ilk yıllarıydı. Sokaklara hakim olmak, aynen on yıl öncesinde yaptığımız gibi, tekrar gündeme geldi. Grupların yeni teknolojileri, interneti kullanmaya başlaması bu döneme rastlar.

»Genel olarak Kahire merkezli miydi hareketlilik?
Hayır, hareketlilik hem birçok şehirde hem de Kahire ve İskenderiye gibi büyük şehirlerdeydi. Ardından bir kaç yıl geçti ve biz, 1977’den sonra ilk defa, 2003’te Tahrir’i işgal ettik. Bu işgali bugün kimse hatırlamıyor.

»Doğru.
2003 işgali çok ilham vericiydi. Bu işgalde vardım, bütün 1977 jenerasyonu oradaydı.

»O günlerdeki hareket geniş katılımlı mıydı?
Büyük bir hareketti ancak bugün olduğu kadar değildi. Sonra “Kifaya” oluşturuldu ve Mübarek’in karşısında durarak demokrasiye ve liberal haklara vurgu yapmak öne çıktı. Intifada mücadelesi Mübarek karşıtı mücadeleye dönüştü. Aynı insanlar büyük kentlerde daha da çoğalarak, Türkiye’deki Kemalistlere benzemeyen bir şekilde, ulusal solu oluşturdular.

»Ulusal Sol’a Mısır Komünist Partisi ne kadar dahil?
Demek istediğim şu, Komünist Parti, devrimci sosyalistler tüm sol oradaydı ama tüm kontrol Nasırcılardaydı. Sol önemli bir rol oynuyordu. Sonra liberaller ortaya çıkmaya başladı. Ancak o zaman liberalizmi farketmeye başladık. Yeni bir liberal parti kuruldu, liberal gruplar birden ortada gözükmeye başladı. Oysa daha önceleri siyasetin dışındaydılar. Dolayısıyla, hareket liberalleri de içine almaya başlamış oldu. Ve bu gruplar Mübarek’e karşı güçlü bir şekilde harekete geçti. İlk Mübarek karşıtı toplantıyı, protestoyu çok net hatırlıyorum.

»Hangisi? Ne zaman?
2004-2005. O zamana kadar büyük Birleşik Cephe’de Nasırcılar, bizim gibi solda olanlar ve İslamcılar ağır basıyordu, Müslüman Kardeşler değil. 2004 yılında kurulan Kifaye ile birlikte liberaller üstünlük sağladılar, kontrolü ele geçirdiler. Kimi talepleri izole etmeyi, liberal çerçeve içinde öğütmeyi becerdiler. Emperyalizme karşı, düzen değişikliğine ilişkin talepler uçtu gitti, geriye bir tek Mübarek’i bitirmek için yürütülen mücadele kaldı. Biz bu hale gelmesine tabii ki karşıydık. Liberallerin rejim karşıtı hassasiyetleri bile Mübarek ve İslam karşıtlığı üzerinden şekillendi. Sanırım 2007’ydi, 2007’ye kadar durum bu şekilde devam etti ve o yıldan itibaren işçi hareketi ivme kazandı.

»İşçi hareketinde kim güçlü? Sizin hareketiniz mi, diğer hareketler mi?
Birbirimizle oldukça iyi ilişkilerimiz vardı, ama işçi hareketi kendi içinde çok bölünmüştü. Hareket, 2007’de, belki de daha erken 2006 yılında boyut değiştirmeye başladı, 2007-2008’de hız kazandı. Ve 2009’a geldiğimizde her gün grev vardı. Hareket bölünmüştü, işyeri odaklıydı, talepler genelde ücretler, yemek ve çalışma saatlerine yönelikti. 2010 yılında, ilk ortak hedef olarak asgari ücret talebi oluşturuldu. Bu, işyerlerindeki grevlerden çıkıp, ortak hareket ve taleplerin oluşturulduğu ilk sıçramaydı. Bu tarihten sonra işyerlerinde grevler de yaygınlaştı. Asgari ücret ortak bir talep haline geldi. O zamanlar asgari ücret 1200 pound’du. Daha sonra bağımsız sendikalar da kurulmaya başladı.

»Sonra konfederasyona dönüştü bu sendikalar?
Dönüştü, ama devlet tarafından kontrol edildi. Seçimler de yapıldı bu arada. Konfederasyon açık bir şekilde tanındı. İşyeri bazında temsilcinizi seçiyorsunuz, sonra sektör bazında, sonra da ülke düzeyinde konfederasyon yönetimini. Bir süre sonra oldukça karmaşık bürokratik bir yapıyla karşı karşıya kalıyorsunuz tabii.

»Türkiye’de de durum aşağı yukarı böyle.
Varolanın, mevcut olanın dışında bir şey yapmak zorlaşıyor böyle bir yapı ile. Mevcut olana dahil olmak bile zorlaşıyor. Bu nedenle eşit, bağımsız sendikalar kurmaya, yeni örgütsel yapılar oluşturmaya başladılar. Nitekim, ilk bağımsız sendika Mübarek’in düşüşünden çok kısa bir zaman önce kurulabildi. Bizim meslek sendikaları dediğimiz, mühendisleri, doktorları içeren sendikalar genellikle İslamcıların elinde. Bir bakıma, işçi sendikaları ve profesyoneller arasında da laik ve İslamcı ayırımını gözlemlemek mümkün. Doktorlar ve mühendisler Müslüman Kardeşler tarafından kontrol ediliyor. Avukatlar, gazeteciler arasında ise güçlü sol, ulusalcı ve liberal kesimler var.

Mübarek’in düşüşünden az önce yeni bir örgütsel yapı oluştu meslek sendikaları arasında. Daha sonra Tunus’ta da hareketlenmeler oldu ve biz Tahrir’e çıktık. Yeni gruplar, kurulan tüm örgütsel yapılar çöktü. Yeni başlayan süreçte işlevesel olmadıkları için çöktüler.

»Katılanları harekete geçirme ve liderlik kapasiteleri bakımından yetersizliklerinden mi, yoksa sokağı kullanma alanındaki taktik ve stratejilerindeki anlaşmazlıklar, ne yapacağını bilememe yüzünden mi?
Tahrir’e çıktığınızda her zaman koordine ettiğiniz insanların dışındakileri de etkilemeye, yönlendirmeye, onlarla biraraya gelmeye başlıyorsunuz. Ama kısa sürede, Müslüman Kardeşler dışında varolan bütün örgütler bölündü ve bu bölünmelerden ortaya yeni gruplar çıktı.

»Yani bir tür politik karmaşa ve yeniden toparlanma yaşandı?
Evet, aynen öyle, toplantılara vakit bulunca, iş yapmaya vakit kalmayacağını ilk ağızda düşünmüyorsunuz. Toplantılara vakit buluyorduk ama birlikte çalışmaya vakit bulamıyorduk.
Şimdi Gençlik Koalisyonu diye bir şey kuruldu ve Tahrir’in temsiliyetini Müslüman Kardeşler ve El Cezire’nin desteğiyle üstlendi. Bu bence olumsuz bir durum. Yeterince örgütlü olmadığınızda onlar istedikleri oyunu oynuyorlar. Özellikle de, medyanın etkisi artıyor. Bir grup genç Tahrir’in temsilcisi olarak ortaya çıktı ve orduyla pazarlığa başladı. Bu tür durumlar bazen komplolardan değil, naiflikten de ortaya çıkabiliyor. Bir süre ordu o kadar da kötü algılanmıyor ve sadece Mübarek gerçek düşman olarak değerlendiriliyordu. Bazıları gerçekten böyle düşünüyordu ve bir çokları da bu süreçten daha sonra kişisel bir kariyer edineceğini düşündü. Kimin hangi nedenle, neyi seçtiğini söylemek zorlaştı. Ancak bu insanların tümünün kötü niyetli olduğunu söyleyemeyiz. İyi niyetliler, onsekiz gün boyunca mücade ediyorlar. Sonuçta şimdi Mübarek oyun dışında ve elimizdeki durum bu. Anarşik denebilecek dönemler de yaşandı. Sonunda, bir büyük örgüt dışında, tüm örgütler çöktü ve bu büyük örgüt, medya ile, Amerika ile ilişkilere ve bağlantıya sahip olan Müslüman Kardeşler’di. Bizler ise bölünmüş durumda kaldık.

»Bu seçimlerden önceki Tahrir süreci, değil mi?
Evet, o 18 gün boyunca, devrim boyunca. Sonra o 18 gün geçti ama kimse devrimin önemli bir evresinin gerçekleştirildiğini söyleyemezdi. Mübarek ve oğluna karşı yapılan darbe sadece ilk adımdı. Amerika dahil herkes bu durumdan faydalanmak istedi. O ana kadar atılan adımlar bir bakıma herkesin işine yarıyordu.

»Benim izlenimim de bu.
Ancak bu kadarla kalmamalıydı. “Devrim mi? Evet, hadi yapalım” diye düşünenlerin devrimi oldu. Herkes, bir sonraki güne kadar, eldeki durumdan memnundu. Devrimin ertesindeki gün ise Müslüman Kardeşler ve Ordu, Amerika ile anlaşmaya oturdu. Amerika bu anlaşmaya ağırlığını koydu ve sonuçta çocuklara oynayacakları bir oyuncak verdiler. Bu durumun çalışmadığını bir buçuk yılda gördük. Hareket, ordu ile çatışmaya başladı. Biz, ordu ile mücadeleye odaklandık . Bu eşitsiz ve zor bir savaştı. Mübarekle olan savaştan 5000 kat daha zor bir savaş. Bu sırada Müslüman Kardeşler ve Salafiler, seçim düzenini oluşturmakla meşguldüler. Yani biz ordu ile mücadele ederken (ki bu mücadele halen devam ediyor) onlar da bu esnada seçim zaferi kazanıyorlardı. Seçimi kazandılar, ama seçimden sonra çok kötü bir performans gösterdiler. Şimdi Mursi’nin çok karizmatik biri olduğunu söylüyorlar ve ben neden bahsettiklerini açıkçası anlamıyorum.

»Karizmatik olduğunu düşünmüyorsunuz yani?
Bir ahmak olduğunu düşünüyorum ama bu başka bir hikâye.
Dinleyene göre konuşuyor, sık sık pozisyon değiştiriyor. Mısırlı bir arkadaşım, iki gün önce Tahrir’de yaptığı konuşmada orduyu eleştirdiğini, ancak aynı gün daha sonra ziyaret ettiği bir üniversitede generallerin önünde bu tavrının tam tersi bir konuşma yaptığını söyledi.

Generaller oldukça güçlü, isterlerse onun işini bitirebilirler. Ancak generaller güçlerini devretmiş ve artık oyunda değillermiş gibi gözüküyor. Durum Türkiye’nin 5-6 sene önceki hali gibi. Uzun lafın kısası, Mursi’nin generaller üzerinde bir gücü yok. Tek istedikleri onları sokakta rahat ettirecek anayasal düzenlemeler. Onları da yapıp yapmayacakları belli değil. Çok büyük sözler veriyorlar, vaatlerde bulunuyorlar. Zaman içinde göreceğiz. Sonuç olarak, başlangıçta anlaşma yanlıları olanlar şu an iktidardalar. Fakat, bu adamlar kendi içlerinde şimdiden bir anlaşmazlık içindeler.

»Başkanlık seçimlerine gelince?
Başkanlık seçimlerini biz protesto ettik, katılmadık. Bizim görevimiz kuralları yeniden değiştirmek. Bizim için yeni bir başkan demek, yönetimi değiştirmek demek. Herneyse, bir çok insan eldeki adayları destekledi, ancak biz bunu yapmak istemedik, çünkü belki de seçim bizim için böyle durumlarda bile bir şey ifade ediyordu. Eğer siz devrim bitti diye düşünüyorsanız o başka. Biz bittiğinden emin değiliz. Sonuna kadar devrimi sürdürmeliyiz. Eğer herşeyin bittiğini düşünseydik belki o zaman seçimleri bu şekilde değerlendirebilirdik.
Karşımızda ne var, nasıl bir iş bölümü ve anlaşma var çok bilmiyoruz. Görünen o ki şimdi Mursi kalıcı hale geliyor ve o bir düşman. Onu yerinden etmek istiyorsak hiç bir acıma, yumuşama göstermemeliyiz. Sadece onu yerinden etmeye de odaklanmamalıyız, çünkü gerçek düşman onu yerinden ettikten sonra karşımıza çıkacak.

»Sizin grup hakkında da biraz bilgi alayım.
Şimdi o sözünü ettiğim cephede mücadele ediyorum ve aynı zamanda Troçkist olan Devrimci Sosyalistler’in de bir üyesiyim. Ama Troçkist değilim. Bu hareketin içindeyim, çünkü taktikleri ve kimi çözümlemelerini doğru buluyorum. Ama angaje oldukları bazı görüşlere yakınlık duymuyorum, mesela “eşitsiz mübadele”yi reddedişlerine katılmıyorum. Bunun bir saçmalık olduğunu düşünüyorum.

»Kimlere teorik olarak kendini yakın hissediyorsun? Samir Amin’e mi mesela, malumun, o “eşitsiz mübadele”yi savunur?
Samir Amin’i severim. Sadece siyasi programından hoşlanmıyorum, bu nedenle Troçkistlerle birlikteyim. Onun programının Mısır’da uygulanması burjuvaziye, ulusal burjuvaziye bir şans veriyor. Bunu doğru bulmuyorum.

»Bir soru daha. Mısır solu eğer bir noktada güç kazanırsa, Mısır toplumunun sorunlarını çözmek için bir vizyon geliştirme potansiyeli nedir?
Müslüman Kardeşler çözümü yardımlaşmada görüyor. Hayal bile edemeyeceğiniz büyüklükte bir yardımlaşma örgütlenmeleri var ve bir kaç milyon insanı doyuruyorlar. Mısır’da hep bir eşitsizlik vardı, ama bu eşitsizlik sorunu bir türlü gündeme gelmiyor. Bu yardımlaşma ağının varlığı liberaller için de esas sorunun, kapitalist sömürü düzeninin üstünü örtmek için mükemmel bir zemin sağlıyor. Devlet zenginlerden daha fazla vergi alacağına, tek sorun açları doyurmakmış gibi davranılıyor. Öte yandan, devlet eğitimi desteklemiyor artık ama bundan bahsedilmiyor. Açlık yapısal bir hikaye, bir açıdan tabii ki üzerine gitmek doğru, ama ekonomideki yapısal eşitsizliği yaratan mekanizmaları örtmek için kullanıldığının deşifre edilmesi gerekiyor.

Ayrıca genel fotoğrafa, hangi problemli alana bakarsanız bakın, sorunun sadece Mısır’a özgü olmadığını da görüyorsunuz. Mısır tek değil. Bu bölgesel bir problem. Ama maalesef, şu sıralar tüm bölgesel ilişkiler ya ordunun ya da Müslüman Kardeşler’in hakimiyetinde. Eski bağlantılar ordu, yeni bağlantılar ise Müslüman Kardeşler üzerinden.

Bence Mısır’ı bir bölgenin ve üçüncü dünyanın bir parçası olarak görmeliyiz. Eğer bu iki düzeyden birini kaçırırsanız, geçmiş olsun. Bir sınıf mücadelesine ihtiyaç var, bu minvalde Samir Amin gibi düşünüyorum. Yerel burjuvazinin kıçını öpmemek için, işçi sınıfına dayanan bölgesel bir sınıf mücadelesi yürütmeye ihtiyacımız var.

Çok teşekkürler Mohamed.

* Bu röportaj yaklaşık iki ay önce Kahire’de İngilizce olarak yapıldı. Röportaj kaydının çözülmesinde Emek Karakılıç’a, metnin Türkçeleştirilmesinde ise Zümray Kutlu’ya katkıları için teşekkür etmek isterim. Mohamed Waked, 20 Ekim Cumartesi günü Halkların Demokratik Kongresi’nin düzenlediği Ortadoğu Konferansı’nda ilk panelde de konuşmacı olarak bulunacaktır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*