Peki Kim Bu Kasörler

Kapitalizm mağdurlarından başka kimse değil bunlar. Büyük kentlerin genç kuşakları, çok yönlü sıkışmışlık yaşayan bu genç kuşak aynı zamanda kapitalizmin “insan olma” kriter testinden geçememiş, geçmek gibi bir derdi de olmayan ve geleceği çalınmış kuşaklar. Komünist hareketlerin yokluğu bu kuşak açısından anarşist örgütlenmeleri bir çekim merkezi haline getiriyor. Gençligin içinde bulundugu durumla anarşist örgütlenmelerin ruhu kesişiyor ve burdan doğan birliktelik bu geniş kitle gösterilerinde kendine ifade alanı da bulmuş oluyor.

thumbs_b_c_2064256eca73cd1bdf51e5a07e95c5b5

Bu tarz, yer yer gösterilerin militanlaşmasında önemli bir rol oynarken, kuralsız amaçsız, yer yerde sendikalı işçilere de yönelen şiddet eylemlikleriyle de grevin militanlığının geniş kitleler tarafında sahiplenilmesinin önünde engel oluyor. Daha geniş, direkt devleti hedef alan kitlesel militanlıkların da önüne geçmiş oluyorlar.

14 Haziran’da işçilerle röportaj yaparken parlamentoyu zorlama yönünde ciddi bir hazırlık yaptıklarını gözlemledik, devletin izlediği ince taktiklerle bu eylem engelenmiş oldu. Üretimden gelen gücün aktif kullanımı ve bunun sokaklarda militan savunusu başarının anahtarı durumunda.

Ancak başta anarşist çevrelerin grevin başarıya ulaşması, kitlenin toplamının devletin karşısına dikilmesi gibi kaygıları ya da buna yönelik stratejileri yok. Amaçsız şiddet sonuçları itibariyle işçi sınıfının bu görkemli direnişine zarar veriyor.Hemen yüz metre sağ tarafta yasa tartışılıyor ama kimse bu tarafa yönelmiyor. Herkes kıracak cam, taşlayacak polis arıyor, oysa ki asıl polis yığınağıda parlemanto tarafında, ama neredeyse o tarafa bir taş bile atılmıyor.

Kitlesel olarak Invalides meydanına çıklmış olsaydı, parlemanto zorlanacaktı. Bu  başarılsaydı güne başka bir anlam katacaktı. Polis bu durumu fırsata çevirerek gençlik guruplarını üzerine çekti. Böylece 2 saat içinde ulaşılacak meydana ancak 7 saat sonra girildi. İşçiler meydana daha girmeden eylem sona erdi.

14 Haziran akşamı kapitalist devlet büyük bir panik yaşadı. Bu boyutta bir katılım beklemiyordu 500 bine yakın insan alandaydı. Diğer kentlerden  gelemiyen işçilerde büyük gösteriler yaptı. Marseille’de eyleme  140 bin kişi katıldı. Diğer illerde de benzer katılımlar oldu. Devletin her eylem ve grev sonrası kitlenin çözüleceğini beklemesi ve grevlerin azalacağına olan inancı kırılıyor. Grev ve eylemler her geçen gün daha da artıyor. Bu süreç kapitalist devleti iyice tedirgin ediyor.

Kapitalistlerin bu korkusu sonrasında apar topar CGT ile bir dizi görüşme yapıldı. Devlet bir dizi maddede geri adım atacağının sinyallerini veriyor. Ancak sendikasız işçilerinde eylemlere geniş katılımına neden olan ikinci madde ve benzer  5 maddede herhangi bir geri adım henüz atmış degil. Uzlaşmanın gercekleşmemesinden sonra CGT yeniden 23 Haziran ve 28 Haziran’da grev ve gösteri kararı aldı.Devlet gösterileri yasaklayacağını açıkladı. CGT sendikasıda buna karşı eylemleri yapmakta kararlı olduğunun altını çizdi. 23 Haziran’da artık sadece El Khormi yasasına karşı değil aynı zamanda gösteri ve eylem yapma hakkının gaspına karşıda sokaklarda olacağız. Bu grevler uzatılan ohal yasalarını çöpe atmıştı.Fransız işçileri meydan işgalleri ile bu yasağıda çiğneyeceklerdir.

fransa_da_grev_dalga_dalga_buyuyor_h2575_b0685

Bu grev süreci nasıl gelişti, nasıl bu kadar geniş destek buldu ve nasıl bu kadar uzun süreli yürütülebildi. Sorularımıza bir yol işçisinin verdiği cevap aynı zamanda işçi sınıfının yeni bileşiminin algısının açık olduğunu ve bütün manipulasyonlara rağmen çıkan yasaların ne olduğunu nasıl kendisini etkiliyeceğini bildiğini bizlere gösteriyor.

Yine başka bir işçi ile yaptığımız röportajda, grevlerin ilk döneminde çok öne çıkmalarının nedenini sorduk sonraki sürece nasıl bu kadar yaygın bir refleks gösterebildikerini sorduğumuzda ise “siz sadece meydanlarda bu forumlar oldu sanıyorsunuz oysaki asıl olarak biz fabrikalarda mahalelerde çok geniş forumlar yaparak bu yasanın işçi sınıfının geleceğine nasıl zararlar vereceğini çok iyi kavradık.

Buralarda seçtigimiz komitelerle oylamalarla aldık bu grev kararlarını, bu kararları biz işçilerle aldık bitirme kararıda yine onlarla birlikte alınacak başında böyle kararlaştırdık” diyor. Bütün bu gözlemlerimiz ve içerden aldıgımız nabızlardan şu sonucu çıkarıyoruz ki; işçi sınıfı bu paketi bilince çıkarmış, bütün zorlanmalarına rağmen bundan geri adım atmak istemiyor.CGT sendikası tabandan gelen basınç karşısında alınan kararları uyguluyor. Buda sendikasız işçiler tarafından sendikanın sahiplenilmesini sağlıyor.CGT sendikasının bu üç aylık süreçte üye sayısı yüzbin kadar artmış, oysaki şu ana kadar sürekli bir düşüş söz konusuydu.Yine bu süreçte atlamamamız gereken önemli bir şey de; grevde olan sektörler için başlatılan dayanışma kampanyasında şu ana kadar 400 bin Euro toplandı. Bu azınsanmayacak bir rakam.

Sokak gösterilerinin yasaklanması işçi sınıfı açısından aşılması gereken yeni bir eşik ve bunu bugün burda rahatlıkla söyleye biliriz ki bütün engeleme isteğine rağmen bu eşik teredütsüz aşılacaktır. Kazanmak için üretimden gelen güç kulanılmaya devam edilirse zafer yakındır. Bu süreç sonunda yüzde yüz bir zafer olmasada yüzde seksen bir kazanımla çıkılacaktır.

Kazanmanın yegane yolu üretimden gelen gücün aktif kulanımına devam edilmesidir.Aksi taktirde yaz tatili dönemiyle bu süreç sönümlenme tehlikesi yaşayabilir.Şimdi 23 Haziran’da Bastil meydanında olma, yasağı ve yasakları koyanlara güçlü bir cevap verme zamanı. Şimdiye kadar yasal sınırları zorlayarak ilerleyen işçi sınıfı bugünden itibaren yasakları kaldırarak yasaları sokakta hiçleştirecektir.
DEVRİMCİ PROLETARYA FRANSA